, , , , , ,

Bin Parça Sen / Claudia Gray Kitap Yorumu (Firebird #1)

BİN PARÇA SEN
Özgün Adı: A Thousand Pieces of You
Yazar: Claudia Gray
Yayınevi: Pegasus Yayınları
Goodreads Puanı: 3.92
Sayfa Sayısı: 352
Arka Kapak Yazısı:
"Binlerce hayat
Binlerce olasılık
Tek kader
Zaman yoktu. Dakikalarım mı vardı; saniyelerim mi yoksa daha da mı azı, bilmiyordum. Omzumda küçük bir çanta vardı. Elimi içine atınca kalem değilse de bir ruj buldum. Titreyen parmaklarla kapağını çıkardım ve ara sokaktaki duvara yapıştırılmış eski postere yazmaya başladım. Bu, iletmem gereken mesaj ve benden geriye bir şey kalmayınca hatırlamam gereken tek amaçtı: Paul Markov'u öldür."
***
Herkese yeniden merhaba! Sizlerle yine harika bir seri paylaşmaya geldim. Bugünkü serimiz: Firebird serisi. 

Eminim ki bu seriyi kitapçılarda gördüğünüz harika kapaklarıyla hatırlıyorsunuzdur. Çünkü gerçekten kapak konusunda en iyilerin içinde yer aldıkları su götürmez bir gerçek. Konusunun zamanda yolculukla ilgili olması dışında bu seri hakkında başka hiçbir fikrim yoktu. Öyle ki okuyacak bir şeyler ararken 'Ne kadar kötü olabilir ki?' demiş ve okumaya başlamıştım. Ama kitap kelimenin tam anlamıyla HARİKAYDI!

Konudan bahsetmem gerekirse: Ana karakterimiz Marguerite'in anne babası dönemin en önemli fizikçilerinden, bilim insanlarından ve boyutlararası yolculuğu gerçekleştirmek için çalışıyorlar. Bunu başardıkları sırada ise yardımcılarından biri olan Paul Markov bu prototipi, Ateşkuşu isimli aleti çalıp başka bir boyuta kaçıyor; Marguerite'in babasının ölümüne sebep olarak. Bu olay sonucunda Marguerite ve Theo da Paul'u yakalamak için boyutlararası yolculuk yapmaya başlıyorlar. Olaylar birbirini kovalıyor, Marguerite'in babasının ölümünün ardındaki sır perdesi kalkıyor ve Marguerite ile birlikte boyutlararası yolculuk hakkında bir sürü şey öğreniyoruz.


Konu en kısa ve bize sunulmasını beklediğimiz haliyle bu şekilde. Elbette altmış, yetmiş sayfadan sonra bu konudan eser kalmıyor, tahmin edersiniz ki.
Kitapla ilgili en güzel şeylerden biri Marguerite'in ailesi kadar fizikle iç içe olmaması ve Ateşkuşu'nun teknik kısmını pek bilmemesi, bu yüzden de bize anlatamamasıydı. Çünkü kimse bir genç yetişkin kitabında boyutlararası yolculukla ilgili bir teori okumak, teknik kelimeler içinde boğulmak istemez. Anlatılan kısmıyla da Ateşkuşu beni tatmin etti ve boyutlararası yolculukla ilgili kafamda soru işareti kalmadı. Bu da kitabı daha rahat ve keyifle okumamı sağladı.

Alınabilecek her karar dünyada yeni bir evren meydana getiriyor ve bu da milyonlarca farklı paralel evren oluşmasına sebep oluyor. Boyutlararası yolculuk yaparken, o evrendeki halinizin içine giriyorsunuz. Kitapta en değişik ve ilgi çekici bulduğum nokta buydu. O anki halinizle değil de zaten var olan benliğinizin içine giriyorsunuz. Bulunduğunuz durum, aslında bildiğiniz hayattan çok farklı olabiliyor, dünya çok farklı olabiliyor, zaten bildiğiniz müzik grupları aslında hiç bir araya gelmemiş olabiliyor. Yapmanız gereken de o evrene uyum sağlayabilmek. İşte Marguerite'e olan sevgim tam da bu noktada başlıyor: o kadar birbirinden farklı evrenlere gitmesine rağmen uyum sağlama konusunda hiç sıkıntı çekmiyor. Bir şekilde gittiği evrenin Marguerite'i olmayı ve bir terslik olduğunu göstermemeyi başarıyor.

Paul'dan bahsedelim: kendisini çok sevdim. Aslında kitap boyunca gerçekten Paul'u tanıma fırsatımız pek olmadı ama anlatılan kısmını sevdim. Bence ikinci kitapta onu tanıma fırsatı elde ettikçe daha çok seveceğim.

Claudia Gray'in anlatımına ba-yıl-dım! İlk başlarda, karakterlerin ilişkilerini anlayana kadar bize bir sürü flashback sahnesi vermesi çok yerinde bir karardı. Karakterlerimizin olaylar patlak vermeden önceki yaşayışlarını öğrenmek, sonradan yapacaklarının ardından yatan sebepleri anlamamız için önemliydi.

Kitap genel anlamda çok güzeldi. Neden daha önce okumadım diye kendime çok kızdım diyebilirim. Bence kitabı bu kadar sevmemdeki en önemli neden cidden hakkında hiçbir şey bilmeyerek okumamdı. Arka kapak yazısını bile okumamıştım, tek bildiğim zamanla ilgili olduğuydu ki bu da bir şekilde yanlış. Kitap zamanda yolculuğu değil boyutlararası yolculuğu anlatıyor. Bir diğer sevme sebebim ise popüler kültür göndermeleriydi. Birçok müzik grubu kitapta geçiyor ve özellikle Beatles oldukça önemli bir yere sahip.

Kitap beni tamamen içine çektikten sonra nasıl bitirdiğimi anlamadım diyebilirim. Zaten pdf olarak okuduğum için her yerde okuyabiliyordum. Ama olaylar iyice hızlandıktan ve ben bir sonraki paragrafta ne olacağını bile merak edecek raddeye geldiğimde, ders aralarında, otobüste kısaca her an kitabı okurken buldum kendimi. Zaten sonra da kısa süre içinde bitti. 

Kitaba Goodreads üzerinden dört yıldız verdim. Bir yıldız kırma sebebimden bahsedeyim. Belli bir kısımdan sonra Marguerite beni fazlasıyla çıldırttı. Bunu sakın olaylar karşısında verdiği tepkiler olarak düşünmeyin. Marguerite mantıklı bir kızdı ve olaylar karşısında aptalca şeyler yapmadı. O daha çok duygularını kontrol ederken fazla kararsız ve gıcık davrandı. Ellerimi omuzlarına koyup onu sarsmak ve Firdevs Hanım ses tonuyla 'Aptallık etme.' demek istedim. Ama ikinci kitapta Marguerite'in bütün bu duygu karmaşasından kurtulacağını düşünüyorum. Çünkü kitabın Goodreads puanı, birinciden yüksek.

İkinci kitap, On Bin Gökyüzü'nü deli gibi merak ediyorum. Ama onu da temmuz ayına saklayacağım. Daha keyifle okumak istiyorum.  Bin Parça Sen'den daha güzel olacağından eminim. Dediğim gibi Goodreads puanına ve ilk kitabı bıraktığımız yere bakınca bunu anlamak çok kolay.
Yorumumu okuduğunuz için çok teşekkürler. Sizler bu kitabı okudunuz mu? Eğer okuduysanız benimle yorumlarınızı paylaşırsanız çok sevinirim. Başka bir yazıda görüşmek üzere!
Puanım: 4/5
Share:

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder