25 Kasım 2014 Salı

Eğer Yaşarsam / Gayle Forman (Kitap+Film Yorumum)

Sıradan bir günde...
On yedi yaşındaki Mia, bir genç kızın isteyebileceği her şeye sahiptir: sevgi dolu bir aile, ona aşık bir erkek arkadaş, müzik ve olasılıklarla dolu parlak bir gelecek...
....bir saniyede her şey değişir....
Bir sabah ailesiyle yolculuğa çıkan Mia'nın hayatı bir anda altüst olur. Kendini, kaza geçirdikleri arabanın enkazından yaralı bedeninin çıkarılışını izlerken bulan genç kız, parçaları yavaş yavaş birleştirince neler kaybettiğinin ve geride bıraktıklarının farkına varacaktır. Hayat ve ölüm, mutlu bir geçmiş ve bilinmezliklerle dolu bir gelecek arasındaki ince çizgide yürüyen Mia, bir günde hayatının en önemli seçimini yapmak zorunda kalacaktır.
Eğer Yaşarsam, aşkın gücünün, ailenin gerçek anlamının ve yaptığımız seçimlerin dokunaklı hikayesi...
***
Eğer Yaşarsam, orijinal adıyla If I Stay, Pegasus yayınlarının yayımladığı iki kitaplık serinin ilk kitabı. Eğer Yaşarsam ve ikinci kitap olan, Sen Gittiğinde'yi, geçen sene İzmir Kitap Fuarından almıştım. Ve almakla en doğru kararı verdiğim iki kitap diyebilirim. Her iki kitapta insanı en derinden etkiliyor ve mutlaka kitap size bir yerden bağlanıyor; müzikten, sevgiden veya Adam yüzünden. Bir şekilde kitabı seveceğiniz bir yön oluyor.
Eğer Yaşarsam, beş veya altı saat gibi kısa sürede bitirdiğim ama etkisini hala daha üzerimden atamadığım -kitabı okumamın üzerinden aylar geçti- bir kitap.
Eğer Yaşarsam, Mia'nın ailesiyle birlikte bir araba kazası yapmasını ve kaza sonrasında Mia'nın bütün yaşananları -bilinci kapalı olmasına rağmen- görmesini anlatıyor. Mia'nın yaşamak ve ölmek arasında nasıl bir karar verdiği, bu kararı verirken neler düşündüğü ve eski yaşantısı hakkında kesitler okuyoruz. Ben özellikle hastanede Mia'nın yakınlarının onunla konuştuğu kısımlarda fazlasıyla ağladım. Mia'nın hatırladığı, geçmişte yaşadıklarıyla ilgili bölümlerdeki bazı kısımlarda da fazlasıyla güldüm. Özellikle Mia'nın anne ve babasına. Yani kitap bir bölümde güldürürken bir bölümde ağlatabilecek potansiyele sahip.
Mia'nın ailesi ve kendisi müzisyen. Bu yüzden kitapta çokça şarkı isimleri, ünlü sanatçılar geçiyor ve bu benim oldukça fazla hoşuma gitti. Pek fazla klasik müzik dinlemeyen birisi olan bana, klasik müzik hakkında birçok şey öğretti bu kitap. Ayrıca yeni müzikler keşfetmek için de Eğer Yaşarsam, mükemmel bir kitap.
Sonuç olarak, Eğer Yaşarsam'ın kitabı, duygusal açıdan beni fazlasıyla etkiledi. Ancak beni bu kadar etkileyen kitabı, her yerde elimden geldiğince övdükten sonra beğenmeyen arkadaşlarımda olabiliyor.
Gelelim asıl konuşmak istediğim Eğer Yaşarsam'ın filmine. Filmi düzgün değerlendirebilmek adına iki kez izledim. Ancak her iki izleyişimde de sıkıntıdan patlayacak gibi oldum. 
Film için sanırım beklentimi fazla yüksek tuttuğum için başıma bunlar geldi. Adam için Jamie Blackley'in seçildiğini öğrendiğimde, Willamette Stone'un ilk şarkıları yayınlandığında ve fragmanları izlediğimde film için sabırsızlanmaya başlamıştım. Ama güzel olan şeyler sadece fragmanlar, Jamie ve şarkılar oldu; ne yazık ki.
Film, fazlasıyla kesik kesikti. Annem, onunla izlediğimde, kitabı henüz bitirmediği için, sahnelerin onun için fazlasıyla karışık olduğunu söyledi. Aslında, bazı sahnelerde benim içinde öyle oldu.
Beni en çok hayal kırıklığına uğratan şey, hiç kuşkusuz Kim ve Mia'nın tanışma hikayelerinin filmde olmamasıydı. O sahnenin filmde olacağından o kadar emindim ki filmde olmadığını fark edince büyük bir yıkım yaşadım. 
Filmde beğendiğim birkaç sahne vardı. Onlardan biri, filmin sonlarına doğru Adam'ın gitarla ve Mia'nın çelloyla Today şarkısını çalması oldu. O sahne büyük ihtimalle şarkının ve Jamie'nin sesinin mükemmelliğinden dolayı çok hoşuma gitti. Ayrıca I Want What You Have ve Never Coming Down şarkılarının çaldığı sahneler de çok harikaydı ve o sahneleri de aşırı beğendim. 
Filmi izleyin veya izlemeyin, beğenin veya beğenmeyin ama mutlaka filmin soundtrack albümünü dinleyin. Özellikle yazının bitiminde linklerini koyacağım şarkıları dinlemenizi öneririm.
Eğer Yaşarsam'ın kitabının benim için yeri her zaman apayrı olacak. Ancak filmi, iki kez izlememe rağmen çoğu ayrıntısını unuttuğum, zaman kaybı sayabileceğim bir film olarak kalacak.
Film için Puanım: 3/5
Kitap için Puanım: 5/5 (Harikaydı!)
***

19 Kasım 2014 Çarşamba

Beni Seç / Kiera Cass #1


Beni Seç
Özgün Adı: The Selection
Yazar: Kiera Cass
Yayınevi: DEX
GoodReads Puanı: 4.15
Sayfa Sayısı: 299
Arka kapak Yazısı;
Bir prens nasıl tavlanır?
Illéa ülkesinde tüm genç kızlar doğdukları günden beri sınıf atlamanın peşinde. Paha biçilemez mücevherlere, göz alıcı elbiselere ancak bu şekilde sahip olabilecekler. Bunun için tek bir şansları var: SEÇİM. Kıyasıya bir mücadeleyle geçen Seçim'i kazanmanın tek yolu Prens Maxon'ı kendine aşık etmek. 
America içinse Seçim, bir kabustan farksız. Bu yarışa girmeyi kabul ederse, kendisinden aşağı sınıfta olduğu için herkesten gizlediği aşkı Aspen'i arkasında bırakmak zorunda kalacak. Öte yandan bu, ailesinin tek kurtuluş şansı. 
America, saraya adım atar atmaz, kendini esrarengiz bir dünyanın içinde bulacak. Saray hiç de dışarıdan göründüğü gibi olmayacak.
35 kızın katıldığı vahşi bir yarış nasıl kazanılır?

***

Beni Seç! En başından en sonuna kadar harika ötesi bir kitap! 
En başlarda kitaba ön yargılı yaklaştığımı söylemem gerek. Okuduğum birkaç inceleme yazısı, tumblr ve instagram'da yapılan çalışmaları görmem klasik, her zaman okuduğum tarzda bir üçleme olduğunu düşündürmüştü. Ama sonra birkaç Maxon alıntısı gördüm ki... Tamam dedim, bu üçlemeyi mutlaka okumalıyım. Ancak okuduğum bir tane alıntı, Maxon'a ait olduğunu sanmama rağmen aslında Aspen'e aitmiş ve bu beni biraz yıktı diyebilirim.
Kitap, America Singer'ın, Prens Maxon için yapılan Seçim'e asla istemeyerek, annesinin zoruyla katılmasıyla başlıyor. Ülkenin her bir yanından 35 kızın seçilip, Prens Maxon'ın kendisine uygun bir eş bulmasının beklendiği bir sistem bu. İlk başlarda, America saraya gidene kadar olan rutin kısımlardan sonra, sarayda kızların hazırlanması, Maxon'la ilk kez tanışmalarını okumak fazlasıyla eğlenceliydi. Ama en çok eğlendiğim kısım fotoğraf çekiminde Maxon ve America arasında geçen konuşmalar ve Gavril'in dahil olduğu bütün bölümler. 
Maxon kitaba dahil olduktan sonraki kısımları okurken fazlasıyla güldüm. Maxon, beklediğimin aksine bir prensti. America için söyledikleri, yaptıkları, düşünceleri her şeyiyle mükemmeldi diyebilirim. 
America ise... O yemek için oradaydı. Ona kötü bir şey söyleyemem. Ama yine de şunu söylemeliyim ki, son birkaç bölümde yaptıklarına verdiğim tek tepki gözlerimi büyütüp 'Sen ciddi misin?' oldu.
Diğer kızlara ise bazı noktalarda biraz sinir olduğumu söyleyebilirim. Tacı almak için orada olduğunu söyleyenler vardı ve bu Maxon'a aşırı derecede bağlı olan bana büyük hakaret gibi geldi. 
Kitap ciddi anlamda mükemmeldi. Sarayda geçen bütün kurgu tıpkı bir peri masalı okuyormuş hissi veriyordu. Serinin ikinci kitabı Elit'i ve son kitap olan Sonsuza Dek'i okumak için sabırsızlanıyorum!
Puanım: 5/5 (Harikaydı!)

16 Kasım 2014 Pazar

Merhaba!

Herkese merhaba! Bu benim ilk blog yazım olacak bu yüzden fazlasıyla heyecanlıyım; neredeyse on dakikadır nasıl başlamam gerektiğini düşünüyorum. En sonunda, en iyisinin bu olacağına karar verdim.
Kendimden biraz bahsetmek gerekirse,
*Adım Açelya. 16 yaşındayım. Lise 2. sınıf öğrencisiyim.
*Kitap okumaya aşırı derecede bağlıyım. Kitap okumayı sevmeye başlamam, küçükken annemin bana Ömer Seyfettin'in Kaşağı kitabını almasıyla başlamıştı diyebilirim. Ama özellikle kitap okuma aşkımın, ilk kez İzmir Kitap Fuarı'na gitmemle başladığını düşünüyorum.
*Kitaplar konusunda dünyanın en hassas ve kıskanç insanı olabileceğimi düşünüyorum. Kitaplarımdan birinin kenarı kıvrılsa içim acıyor resmen. Ve sevdiğim bir kitabı etrafımda -yakın arkadaşlarım dışında- okumak isteyen birisi olduğunda aşırı kıskanç olabiliyorum.
*En sevdiğim seriler, Harry Potter, Uyumsuz ve Hush Hush serileri.
*En sevdiğim yazar ise J.K. Rowling. Aslında okuduğum bütün serilerin yazarlarını çok seviyorum ama Rowling'in yeri benim için her zaman en ayrı yerde olacaktır.
*En büyük hayalim kendi kitabımı, şu anda büyük bir aşkla baktığım kitap raflarında görmek. Bunu gerçekleştirmek gerçek anlamda en çok istediğim şey.
*Doctor Who bağımlısıyım diyebilirim. Sürekli Doctor Who hakkında konuşabilirim/izleyebilirim. Asla sıkılmam.
*Fotoğraf çekmeyi/çekilmeyi çok severim.
*Biraz utangaç bir yapım vardır. Daha doğrusu tanımadığım insanların yanında hiç olmadığım kadar utangaç olabilirim. Ama konu ilgimi çektiği anda beni susturabilecek bir güç yoktur.
*Bana göre en değişik alışkanlığım, sürekli virgül kullanmam. Sanırım internet üzerinde okuduğum hikayelerde bunun eksiğini gördüğüm için bu alışkanlığım başladı. Her ne kadar kendimi tutmaya çalışsam da, yazdıklarımı kontrol ederken her yerde virgüllerle karşılaşıyorum.
Kendim hakkında söyleyebileceğim en genel şeyler bunlar.
Umarım, yayınlayacağım şeyleri beğenirsiniz. Sık sık bir şeyler yayınlamaya çalışacağım. Bir sonraki yazıda görüşmek üzere!


POPULAR POSTS