29 Ekim 2015 Perşembe

Veronica Roth / Uyumsuz Üzerine + Bol Bol Alıntı + Fan Çalışmaları

12:07:00 0 Comments
UYUMSUZ
Özgün Adı: Divergent
Yazarı: Veronica Roth
Yayınevi: Artemis Yayınları
Sayfa Sayısı: 504
Goodreads Puanı: 4,30
Arka Kapak Yazısı: 
"Beatrice Prior'ın Chicago'suna toplum, her biri belli bir erdemi yaşatmaya adanmış be
ş topluluğa bölünmüş durumda. Dürüstlük, Fedakarlık, Cesurluk, Dostluk ve Bilgelik. Her yıl, belli bir günde bütün on altı yaşındakiler, hayatlarının geri kalanında birlikte yaşayacakları grubu seçmek zorunda. Beatrice, hem ailesiyle kalmak, hem de kendi benliğini bulmak istiyor ama ikisini birden seçemez. Bu nedenle kendisi dahil, herkesi şaşırtan bir seçim yapıyor.
Genç yazar Veronica Roth heyecanlı seçimle, kalp kıran ihanetler, kan donduran sonuçlar ve beklenmedik aşklarla dolu karanlık bir geleceği anlatan gerilim serisinin ilk kitabıyla edebiyat sahnesine çıkıyor!"
***
Herkese yeniden merhaba! Bugün sizlerle benim en sevdiğim serilerden biri olan Uyumsuz yorumumu paylaşacağım! Aslında bu diğer kitap yorumlarımdan biraz daha farklı olacak diyebilirim -başlıktan da anladığınız üzere. Çünkü Uyumsuz benim için sade bir kitap yorumuyla bırakmak istemediğim bir kitap. Karakterlerin fazlasıyla derin olduğunu üzerinde çokça düşünülmesi ve konuşulması gerektiğini düşündüğüm bir seri. Neyse, hemen yazıya geçelim çünkü zaten fazlasıyla uzun olacağını düşünmekteyim. Ayrıca, seriyi daha okumamış olanlar için asla ağır bir spoiler olmadığını söyleyebilirim; zaten ilk kitapla ilgili alabileceğiniz pek fazla büyük spoiler yok, son kitap olan Yandaş'ın yorumlarını dikkatle okumanızı öneririm!
Çok azına sahipsek ve her şeyin azıyla yetinirsek herkes eşit olur ve kimse kimseyi kıskanmaz.
Uyumsuz serisini geçen sene tam da bu zamanlarda okumuştum. Hatta en hızlı okuduğum seri diyebilirim; üç kitabı üç günde bitirmiştim. Ama geçenlerde ilk filmi televizyonda izleyince bu seriyi ne kadar sevdiğimi ve bazı detayları hatırlayamadığımı fark ettim. En kısa zamanda seriyi tekrar okumam gerek, diye düşündüm. Aslında planım serinin üç kitabını bir yazıda toparlayıp yorumlamaktı ama daha Uyumsuz'u okurken böyle bir şey yapamayacağımı fark ettim çünkü söylemek istediğim çok fazla şey var.
Öncelikle Uyumsuz'un konusunda bahsetmek istiyorum ama çoğunuzun kitabı okuduğunuzu veya filmi izlediğinizi yani konuya hakim olduğunuzu düşünmekteyim.
Babam, gücü elinde tutmak isteyenlerin, hep kaybetme korkusuyla yaşadığını söyler. Onun için gücümüzü, gücü istemeyenlere vermemiz gerektiğini iddia eder. 
Uyumsuz'da bizi bir topluluk düzeni bekliyor. Toplum, 5 topluluğa bölünmüş durumda. Bilgelik, Cesurluk, Dostluk, Dürüstlük ve Fedakarlık. On altı yaşına gelen herkes bir simülasyona girip yatkın olduğu topluluğu öğreniyor ve bundan sonra ait olacağı topluluğu seçiyor. Ana karakterimiz Beatrice ise Fedakarlık'ta doğmuş birisi ve on altı yaşına gelmiş durumda yani seçim yapması gerekecek. Fedakarlık'ta kalıp ailesini terk etmek de istemiyor ama yaşamını Fedakarlık'ta bir fedakar olarak geçiremeyeceğini de biliyor. Sınav sonucu ise belirsiz çıkıyor ve bu onun içinde bulunduğu durumu daha da zor bir hale getiriyor. Belirsiz çıkan sınav sonucu karşısında ise -hayranlık duyduğu- Cesurluk topluluğunu seçiyor. Bizler de 500 sayfa boyunca Beatrice'in değişimini ve Cesurluk aday sürecini okuyoruz.
İlk olarak söylemek istediğim şey bu kitabı çok fazla sevdiğim! Kitabın içindeki güzel sözler, olay örgüsü, karakterler... Her şey mükemmeldi benim için. Her şey olması gereken sıradaydı ve hiçbir olay bulunduğu kısımda saçma durmamıştı diyebilirim. Her şeyin belli bir sırası var ve bu sıra asla monoton bir şekilde değil. Bu da artı bir yöndü. Olaylar doğru sıradaydı ve asla birbirini tekrar edecek şekilde değildi.
Ama burada amaç korkusuz olmak değil. Öyle bir şey mümkün değil. Önemli olan, korkunu kontrol edebilmek ve hakkından gelebilmek.
Şimdi kitapta keskin çizgilerle ayrılmış 5 topluluk olduğu için, bu toplulukların öğretileri var. İlk kitapta fazla sayıda Fedakarlık ve Cesurluk öğretileri/sözleri okuma şansımız vardı. Ve bu sözler fazlasıyla ilham verici ve düşündürücüydü. Belki de kitabı bu kadar güzel yapan şey bu sözlerdi. Yanlış hatırlamıyorsam diğer kitaplarda diğer toplulukların öğretilerine de yer veriliyordu. 
Gelelim karakterlere. Ben kitaptaki Tris'i, filmdekinden binlerce kat fazla seviyorum. Çünkü kitaptaki Tris, fazlasıyla mantıklı, kendine güvenen ve kelimenin tam anlamıyla bir Cesur! Filmdeki Tris'te ise bu söylediklerimi fazla görememiştim. Ve zaten filmleri sevmememin en büyük sebebi de bu. Özellikle Kuralsız filmdeki Tris'ten ölesiye nefret ettim. Neyse, kitaptaki Tris Cesur olmak isteyen Fedakarlıkta doğmuş bir Uyumsuz. Cesurluk'a ayak uydurmaya çalışıyor ve bana göre bunda fazlasıyla başarılı. Oldukça mantıklı bir karakter ki Tris'i sevmemdeki en büyük etken buydu. Tris'in Cesurluk'a ayak uydurabilmesinin en büyük sebebi hiç kuşkusuz Fedakarlıkta doğmuş olması. Doğduğundan beri annesi ve babası tarafından Fedakarlık öğretileriyle büyütülmüş olması pek fazla istemese de onu özverili birisi haline getiriyor ve Cesurluk'ta bu şekilde ayakta kalabiliyor.
Gelelim kitabın bir diğer ana karakteri olan Dört'e! Dört, Tris'in ve diğer transfer adayların adaylık sürecindeki eğitmeni. Dört hakkında pek fazla konuşmak istemiyorum çünkü zaten Dört hakkında bir yan kitap var. O kitap yorumumda Dört'ten fazlasıyla bahsedeceğim. Ama şunu söylemek istiyorum ki Dört, okuduğum en harika erkek karakterlerden birisi. Hayran çalışmalarında ayrı harika, filmlerde Dört'ü oynayan Theo James ise ayrı harika!
Gözü pekliğin, olağan eylemlerin ve ötekilerin haklarını savunmayı amaçlayan cesarete inanırız. (Cesurluk manifestosundan.)
Uyumsuz'da ana karakterlerden katlarca fazla sevebileceğiniz yan karakterler var. Kısaca onlardan da bahsetmek istiyorum. Öncelikle benim en favorim, gönlümün efendisi, Uriah! Uriah, Cesurluk'ta doğmuş ve kendi topluluğu olarak da Cesurluk'u seçmiş birisi -nasıl seçmesin? Uriah, tam bir Cesur. Yani Cesurluk'un deli dolu ve maceracı ruhunu ve değişik eğlence anlayışlarını okuyucuya çok güzel bir şekilde yansıtıyor. Hatta, diğer Cesurluk'ta doğan adaylardan biri olan Marlene'in başına koyduğu keke ateş ettiği bir sahne vardı ki... Gülmeden duramamıştım ve zaten Uriah ve Marlene'i birbirlerine çok yakıştırıyorum!
Selam, dünyanın en tatlı fanartı

Bahsetmek istediğim bir diğer yan karakter ise Eric! Eric, Cesurluk liderlerinden birisi. Ayrıca adaylık sürecinde de fazlasıyla bulunuyor. Eric, kitabın kötülerinden denebilir. Ama eğer kötü karakterlerden biraz olsun hoşlanıyorsanız, onları seviyorsanız Eric'i seversiniz.
Kitabın bir diğer kötü karakteri ise Jeanine Matthews, Bilgelik lideri. Kitapta okuyacağınız bütün aksiyonun başı Jeanine! Eric'ten daha kötü bir karakter. Eğer filmi izlemeden, daha doğrusu film castını bilmeden kitabı okusaydın Jeanine'den nefret edeceğimi biliyorum. Ama Jeanine Matthews'u Kate Winslet canlandırıyor ve ben Kate'i çok fazla seven birisiyim. Filmde de Jeanine'i o kadar harika canlandırmıştı ki Jeanine'den nefret edememiştim.
Sonuç olarak, bu seri benim en sevdiğim serilerden birisi. Olay örgüsü, yaratılan dünya, karakterler, kurgunun işlenişi... Her şeyiyle benim için mükemmel. Sadece filmlerden ölesiye nefret ediyorum. Bu mükemmel kurguyu çok güzel heba ediyorlar, tebrikler. 
Bu noktaya gelene kadar yaptıklarım için affedilecek miyim?
Bilmiyorum. Bilemiyorum.
Lütfen. 
Kuralsız, Yandaş ve Dört'ün yorumları en kısa zamanda gelecek. Şu anda dayanamadığım için Dört'ü okuyorum, aslında Kuralsız'ı okumam gerekirdi. En kısa zamanda seriyi bitirip yorumlarını yazacağım, zaten serinin yorumlarını yazmak için fazlasıyla heyecanlıyım.
Umarım yazımı beğenmiş ve keyifle okumuşsunuzdur. Uyumsuz serisini okudunuz mu? Seri hakkında neler düşünüyorsunuz, benim kadar seviyor musunuz? Yorum bırakırsanız çok sevinirim! Başka bir yazıda görüşmek üzere!

9 Ekim 2015 Cuma

Sayısalcı Olmak Ya Da Olmamak + Birkaç Güzel Fotoğraf | Buralarda Yokken #2

10:02:00 0 Comments
Herkese yeniden merhaba! Bugün blogdaki farklı içeriklerden birisinin, ikinci postuyla karşınızdayım! Ağustos ayında, kitap okuyamadığım dönemlerde blogun boş kalmaması için 'Kitap okumadığım o süre boyunca neler yaptım acaba?' temalı yazılar paylaşmaya başlamıştım. Bugün de Eylül ayının sonundan beri blogda bir şey paylaşmadığım için ayrıca kitap da okuyamadığım için bu yazının vaktinin geldiğini düşündüm.
Kısa süre önce okul açıldı ve daha yeni açıldı diyemeden kendimi büyük bir yoğunluğun içinde buldum. Lise üçüncü sınıftayım ve sayısal seçtim, her yanım sayılarla&soru bankalarıyla&ödevlerle doldu! Daha okullar açılalı iki hafta olmasına rağmen, konular ağır denebilecek düzeyde ve eğer düzenli bir çalışma programı oluşturulmazsa, soru çözülmezse anlaşılmayacak tarzda konular. Bu da okuldan eve geldiğimde ders çalışmama sebep oluyor ve böyle olduğu içinde kitap okumaya fırsat bulamıyorum.
Şimdi, bu yazıyı daha eğlenceli bir hale getirmek istediğim için, sayısal sınıfımdan bahsetmeyi bırakmam gerek.
Blogda aktif olamadığım dönemde kitap okumaya çalıştım, evet. Hatta bir tane kitap bitirdim bile. Nehir Erdem'in Çiçek Kızlarını bitirdim lakin pek beğenmedim. Yazarın başka kitaplarını Wattpad'de okumuştum ve çok beğenmiştim ama Çiçek Kızlar benim için hayal kırıklığıydı. Zaten Goodreads hesabımda Çiçek Kızlar'la ilgili kısa bir yorum paylaşmıştım. Blog yorumu yazılabilecek bir kitap olduğunu düşünmüyorum çünkü kitap hakkında bahsedilecek bir şey yok. (Ayrıca blog ana sayfasının sağ tarafında Goodread'te paylaştığım yorumların&kitap okurken, kitaplardan yaptığım alıntıların göründüğü bir kutucuk var, ismime tıklayarak da Goodreads hesabımı daha detaylı görebilirsiniz. Burada yorum paylaşmasam bile orada bir şeyler paylaşmadan duramıyorum.) 

Çiçek Kızlar dışında, okullar açılmadan tatile gittiğimizde yanıma o meşhur Efsane'yi aldım. Yaptığım çılgınlık ise, 'Ya ben Efsane'yi bitiririm hemen, orada kitapsız kalmayayım Deha'yı da alayım!' demek oldu. Gerçek ise, bir haftada Efsane'nin yarısına bile gelememiş olmam. Hatta Efsane'yi daha bitiremedim bile. Yarım bıraktım, ilk yarısı beni pek etkileyemedi diyebilirim. Ama mutlaka bitireceğim, ilk kitabı beğenmesem bile seriyi okumalıymışım gibi hissediyorum. Zaten hep bu seriyi ya çok beğeneceğim, ya da beğenmeyeceğim, ortası olmayacak diyordum. Bir yerde de doğru düşünmüşüm diyebilirim.
Şu anda da All The Bright Places isimli kitabı okumaktayım. Zaten şu sıralar instagramda oldukça popülerleşen bir kitap. Ben de arkadaşım (instagram: @booktulia) ile birlikte okuyorum. 100lü sayfalarındayım şu an -keşke okul olmasa da bir günde bitirsem- ve kitap tek kelimeyle harika. Daha önce hiç İngilizce kitap okumamama rağmen dili beni pek fazla zorlamadı. Rahatça okuyabildiğim bir kitap. İngilizce seviyenize güveniyorsanız bence okunması gereken bir kitap. Sanırım yayın hakları Pegasus yayınları tarafından alınmış. Bu da oldukça iyi bir haber diye düşünüyorum.
Kitapları geçersek bu süre boyunca hiç dizi izlemedim diyebilirim. Sadece yeni sezonları başlayan dizilerimi izledim. Bir hafta kadar önce Once Upon A Time'ın beşinci sezonu başladı. Benim çok çok aşırı beğendiğim bir bölüm olmadı, dizinin daha harika bölümleri olmuştu ancak sezon açılışı için kötü bir bölüm sayılmazdı. Ayrıca birkaç hafta önce Doctor Who'nun da dokuzuncu sezonu başladı. Ancak bu sefer sezonu yazın veya sömestr tatilinde bir seferde izlemeyi planlıyorum. Bu akşam da favori dizilerimden biri olan Reign üçüncü sezon açılışını yapacak ve ben aşırı derecede heyecanlıyım.
Dizi demişken başladığı günden beri favorim olan bir dizimi de bu blog yazısıyla kayıtlara geçireyim; Güneşin Kızları! Ciddi anlamda benim için şu ana kadar ki en iyi Türk dizilerinden birisi. Karakterler, kurgu, oyuncular... Dizi benim için bütünüyle harika diyebilirim.
Ayrıca, Pretty Little Liars dizisinin Türk uyarlaması olarak Tatlı Küçük Yalancılar isminde bir dizimiz vardı ekranlarda. Kısa süre önce fınal yaptı. Ben de final yapan dizileri falan çok severim bu yüzden ilk iki bölümünü, okul açılmadan önce izlemiştim ve açıkçası bu diziye en başından objektif bakamadığım için kendime biraz kızdım. Gerçekten uyarlama bir dizi olarak objektif bakıldığında güzel bir yapımdı ama Pretty Little Liars etkisinde ve ön yargıyla izlediğinizde gerçekten asla beğenmeyeceğiniz bir dizi. Dayanamayıp final yaptıktan sonra finalin son sahnesini de izledim ve orada oynayan çoğu oyuncuyu başka dizilerde izleyebilmeyi diledim. Özellikle Açelya karakterini oynayan Beste Kökdemir'i başka bir dizide görmeyi aşırı derecede istiyorum, oyunculuğunu fazlasıyla beğendim özellikle finalde.
Yazıyı bitirmeden önce buraya birkaç şarkı bırakmak istiyorum. Şu sıralar yeniden ve yeniden dinlediğim şarkılar bunlar.
Vance Joy - Mess is Mine
Florence & The Machine - Seven Devils
Hozier - Cherry Wine
Bu şarkılar gerçekten oldukça harika şarkılar. Normalde şarkı önerisi yapmayı pek sevmesem de sanırım bu özelliğimi biraz yıkmam gerek.
Şu sıralar, yoğunluğumdan dolayı uzun uzun blog yazıları yazamıyorum maalesef ayrıca enerjimin de yüksek olduğu söylenemez. Bu yüzden çoğunlukla twitter'da aktif olabiliyorum. Twitter kullanıcı adım ise @vdeclermont Pazartesileri Güneşin Kızları'nı izlerken ve ders çalışırken, vektörler konusuna karşı olan nefretimi dile getirmek için twitter kullandığımı da belirtmem gerek.
Bir yazının daha sonuna gelmiş bulunmaktayız. Günlerim şu sıralar bu şekilde geçiyor diyebilirim. Umarım kısa süre içinde herhangi bir kitabı bitiririm de buraya güzel bir yorum yazarım çünkü ciddi anlamda kitap yorumu yazmayı özledim. Kısa süre sonra başka bir yazıda görüşmek üzere!        

23 Eylül 2015 Çarşamba

Yabancı / Melissa Landers Kitap Yorumum

10:30:00 0 Comments
YABANCI

Özgün Adı: Alienated
Yazarı: Melissa Landers
Yayınevi: GO! Kitap
Goodreads Puanı: 4,00
Sayfa Sayısı: 423
Arka Kapak Yazısı: 
"UZAYLILAR İNSANLARLA İKİ YIL ÖNCE BAĞLANTI KURDU. Şimdi de Dünyalı Cara Sweeney, ailesiyle onlardan birini misafir etmeye hazırlanıyor. 
Gezegenler arası öğrenci değişim programı kapsamında evinde L'eihrli bir lise son sınıf öğrencisini ağırlamaya hazırlanan Cara, bu sayede hem hayallerindeki üniversiteye ücretsiz gidebilecek hem de o gizemli L'eihrliler hakkında gazetecilerin uğrunda öleceği bilgiler edinecektir. L'eihrlli öğrenci Aelyx'in, ayakları yerden kesen yakışıklılığı da cabası.
Ama işler hiç de düşünüldüğü gibi yolunda gitmeyecektir, çünkü Aelyx'i okulda istemeyenler de vardır ve sayılar hiç de az değildir. Tehdit mektupları almaya başlayan Cara bir süre sonra Aelyx ile okula polis eşliğinde gitmek zorunda kalacaktır. 
Okuldaki herkes tarafından dışlanan Cara'nın artık tek arkadaşı Aelyx'tir. Üstüne üstlük Cara ona sırılsıklam aşık olmuştur. Öte yandan Aelyx'in de ölümcül sonuçlar doğurabilecek sırları vardır. Büyük bir tehlikeyle karşı karşıya olan Cara hem kendisinin ve sevdiği çocuğun hayatı hem de gezegenin geleceği için bir ölüm kalım savaşı vermek zorundadır."
***
Herkese yeniden merhaba! Bugün Yabancı ile ilgili düşüncelerimi sizlerle paylaşacağım.
Yabancı, yayımlandığı günden beri sık sık gördüğüm bir kitaptı. Konusu bana göre oldukça ilgi çekici ve değişikti. Pek fazla bilim-kurgu okuyan birisi değilim; bilim-kurguyu film olarak daha çok seviyorum. Ama Yabancı -belki de- genç yetişkin türünde olmasından dolayı ilgimi çeken bir kitaptı. Yabancı'yı İzmir Kitap Fuarı'nda almıştım. Ben tam Yabancı'ya başlayacakken İşgalci basılmıştı ve nedeni bilinmez İşgalci'yi almadan, Yabancı'yı okumak istemedim. Birkaç hafta önce de İşgalci'yi alınca, Yabancı'yı okumaya başladım.
Öncelikle konusundan bahsetmek istiyorum çünkü konu aşırı derecede harika. Uzaylıların varlığı sonunda resmiyet kazanıyor ve gezegenler arası bir değişim programı başlıyor! Ana karakterimiz Cara Sweeney, bu değişim programının gezegenimizdeki temsilcilerinden biri denebilir; L'eihrli bir genci evinde misafir edecek! Misafir edeceği uzaylı genç de, Dünya-L'eihr ittifakının olmasını hiç istemiyor.
Aslında L'eihrlilere uzaylı dememize rağmen bilim-kurgu filmlerinde görmeye alışık olduğumuz insana hiç benzemeyen bir görünüşe sahip değiller! İnsanlarla fazlasıyla ortak noktaları var. Ama L'eihrliler insanlar gibi duygularıyla hareket etmiyorlar ki bu da en büyük insan-L'eihr farkı denebilir. Ayrıntılara daha fazla değinmek istemiyorum. Bu farklardan bahsedilen kısımlar benim kitapta en çok eğlendiğim kısımlardı çünkü kurgunun geliştiği yerler bu kısımlardı!
Gelelim yorumuma!
Yabancı benim okurken fazlasıyla eğlenceli zaman geçirdiğim bir kitap oldu. Aelyx'in gezegenimize ayak uydurma sürecinde oldukça komik diyaloglar geçmişti. Aelyx kendisine göre insan ırkının kötü yönlerinden bahsederken, L'eihrlileri övmesi falan oldukça komikti. İnsan yemeklerini yiyememesi ve Cara'nın her seferinde ona başka şeyler denettiği zaman ki diyaloglar oldukça eğlenceliydi. Ama bütün kitap boyunca en sevdiğim Aelyx repliği hiç kuşkusuz Cara çikolata ağırlıklı bir tabak hazırlayıp 'Sana bir tabak diyabet getirdim' tarzı bir cümle söylemesiydi.
Cara sevdiğim kız karakterlerden birisi oldu. Oldukça mantıklı hareket eden bir karakterdi ve zeki karakterleri kim sevmez? Ayrıca Aelyx'e davranışları falan oldukça hoştu. Onun Dünya'ya alışmasını sağlamak için yaptıkları, onunla -Aleyx pek umursamasa da- arkadaş olmaya çalışması fazlasıyla tatlıydı. Ama Cara&Aelyx arasındaki en iyi şey aralarındaki aşkın hemen acele olmamasıydı. Bu kitapla ilgili en büyük artılardan birisiydi. Kimse pat diye uzaylı&insan aşkı okumak istemez diye düşünüyorum.
Kitapla ilgili benim için tek sorun bütün olayın son 70/80 sayfaya toplanmasıydı. Tamam, kurgu gereği olayların sona toplanması mantıklı bir şeydi. Ama yine de pat diye aksiyon olunca ve yazarın aksiyon sahnesi yazmasına alışık olmadığımdan afallamış ve kitabı birkaç gün elime almamıştım. Belki de bir anda hiç olay yokken ve bu durgunluğa alışmışken bir anda olay olması beni şaşırtmış olabilir.
Yazar, Melissa Landers kurgusunda hiçbir şeyi pek aceleye getirmemiş. Ne ana karakterler arasındaki ilişkiyi ne de kitabın başından beri beklediğiniz asıl olayı. Bu fazlasıyla iyi bir şey olsa da bir şekilde kitabın ilk başlarında hiçbir şey olmaması sizi sıkabiliyor. Bazı yerlerinde gereksiz derecede uzatıldığını falan düşünebiliyorsunuz. Ama kitabı bitirdikten sonra düşününce her şeyin o sondaki asıl olayı ve Cara&Aelyx ilişkisini bir şekilde etkilediğini ve içlerinden biri bile olmasa hiçbir şeyin aynı olmayacağını anlıyorsunuz.
Kitabı bitirdiğimde bu yazının daha uzun olacağını düşünmüştüm. Sanırım biraz kısa oldu, kesin bir şeylerden bahsetmeyi unuttum. Ama yine de ana şeylerden bahsettiğimi düşünüyorum.
Yabancı önerebileceğim bir kitap. Gerçekten güzeldi. Okurken eğlenceli zaman geçirebileceğiniz bir kitap. İkinci kitap olan İşgalci şu an kitaplığımda okunmayı bekliyor en kısa zamanda onu da okuyup yorumunu paylaşacağım.
Yabancı için puanım; 4/5!
Bir sonraki yazıda görüşmek üzere!

21 Eylül 2015 Pazartesi

Kitap Melezleri ile Blog Turu #4 Kutsal İnek / David Duchovny Kitap Yorumum + Yazar Hakkında Birkaç Şey

02:42:00 0 Comments
KUTSAL İNEK
Özgün Adı: Holy Cow
Yazar: David Duchovny
Yayınevi: April Yayıncılık
Goodreads Puanı: 3.34
Sayfa Sayısı: 158
Arka Kapak Yazısı: 
"Hindistan'dan Türkiye'ye, İsrail'den Filistin'e kıtalararası bir macera!
X-Files ve Californication'ın yıldızı David Duchovny'den katıla katıla okunacak lezzetli bir hiciv, iyimser bir sistem eleştirisi, bir doğal hayat manifestosu.
Siz, ben, biz, yabandaki hayvanlar, dizinizin dibinde hayvanlar, tabağınızdaki hayvanlar, yanınızda duran kişi... Hepimiz biriz. Hepimiz kutsalız.
Bütün inek anneleri gibi aniden ortadan kaybolan annesinin özlemiyle yanıp tutuşurken, insan ırkının himayesindeki ineklerin başına gelenleri öğrenen Elsie, bir gece çiftlikten kaçar. Hindistan Operasyonu dediği kaçış projesinin hedefi makus talihine dur demek, feleğin tekerine çomak sokmaktır. Bu özgürlükçü macerada Elsie'ye onunla aynı emelleri taşıyan bir domuz ve hindi yoldaşlık eder.
Güçlerini birleştiren hayvanlar ezber bozarak insanlığa nanik yapıyor!"
***
Herkese yeniden merhaba! Bugün Kitap Melezleri ile okuduğumuz dördüncü kitap olan Kutsal İnek yorumumu yazmak için bilgisayar başındayım. 
Önce konudan bahsetmek istiyorum. Ana karakter, ineğimiz Elsie (Elsie Q) bir gün televizyonda -ki kendisi Kutu Tanrı diyor- ineklerin katledilmesiyle ilgili bir yayın görüyor ve bu onu dehşete düşürüyor denebilir. İneklerin bu muameleyi görmesi, onu fazlasıyla üzüyor ve insanlara karşı bir cephe almaya, onlardan nefret etmeye başlıyor. Daha sonra Kutu Tanrı'da bu sefer Hindistan'da ineklerin kutsal sayıldığını görüyor ve bir anda hayatındaki en büyük amaç Hindistan'a gitmek oluyor. Elsie, Hindistan planlarını hazırlamaya başlarken bir domuz -Şalom- tıpkı onun gibi İsrail'e gitmek istiyor çünkü insanların İsrail'de onu öldürüp, yemeyeceğini biliyor. Elsie'nin bir diğer yoldaşı ise hindi olan Tom, o da Türkiye'ye gelmek istiyor. Çünkü Türklerin hindi eti yemediğini biliyor ve Tom da diğerleri gibi yaşamanın peşinde! Ve 158 sayfa boyunca kahramanlarımız Elsie, Şalom ve Tom'un istedikleri ülkelere gitme maceralarını ve neler yaşadıklarını okuyoruz.
Kutsal İnek'e biraz fazla ön yargıyla yaklaştığımı söylemem gerek. Konusu bana fazla değişik gelmişti ve nedense beğenmeyeceğimi düşünmüştüm. Çok fazla yanılmışım. Çünkü Kutsal İnek fazlasıyla güzel bir kitaptı.
Bir kere konu oldukça özgün. Yine aynı şekilde, hayvanların anlatımından yazılan Orwell'in Hayvan Çiftliği var ben onu okumadım ama Hayvan Çiftliği bana daha ciddi ve daha az eğlenceli gibi geliyor. Kutsal İnek bana göre, hayvan ağzından anlatılan en eğlenceli kitaplardan biridir. Çünkü bazen öyle kısımlar oluyor ki kitabı bırakıp rahatça gülüp sonra kitaba dönüyorsunuz. Özellikle Tom'un -hindi olan- Türkiye'den bahsedişi ve övme şekli fazlasıyla komikti.
İkinci olarak kitabın güzel bir mesajı vardı. Özellikle son bölümde fazlasıyla iyi bir mesaj verdiğini düşünüyorum. Kitabın sonuyla ilgili farklı tahminlerim vardı ama iyi ki öyle olmamış çünkü yazar Duchovny gerçekten Kutsal İnek'e yakışan bir son yazmış. 
Bir diğer söylemek istediğim şey konuyla ilgili değil. Kitabın kapağı mükemmel! Kitaplığımdaki en harika kitap kapaklarından birisi. Hem fazlasıyla yumuşak ve sürekli dokunmak isteyeceğiniz türden bir kapak hem de içerikle oldukça uyumlu. Ayrıca kitabın içinde konuyla alakalı oldukça güzel illüstrasyonlar var, hepsi birbirinden güzeldi.
Gelelim, yazar David Duchovny'e. 
"David Duchovyn, Altın Küre Ödülü sahibi, Amerikalı dizi ve film oyuncusu. New York, 1960 doğumlu sanatçı Princeton Üniversitesini bitirmiş ve Yale Üniversitesinde İngiliz Dili bölümü yüksek lisans ve doktora yapmıştır. Twin Peaks dizisindeki rolü ile tanınmaya başlanmıştır. 1993 yılında ise FOX televizyonunun ses getiren dizisi The X-Files'da oynamaya başlamıştır." * (Wikipedia) 


Umarım yazıyı bitirdiğinizde kitabı alma düşüncesine sahipsinizdir. Çünkü bana göre insanların okuması gereken bir kitap. Kitapçılarda falan görürseniz, göz atmayı unutmayın. Ayrıca aşağı kısımda da favori alıntımı bırakıyorum.
April Yayıncılık'a dördüncü turumuzda bize sponsor oldukları için ve böyle güzel bir kitabı dilimize çevirdikleri için gerçekten teşekkürler.
Bir sonraki turumuzda görüşmek üzere!

19 Eylül 2015 Cumartesi

Film Önerisi: Age Of Adaline + Bol Bol Fotoğraf

09:00:00 2 Comments
Herkese yeniden merhaba! Birkaç saat önce, beni hem ağlatan hem güldüren oldukça harika bir film izledim ve bu film hakkında bir şeyler anlatmaya/yazmaya çok fazla ihtiyacım var! Bahsettiğim film, Age of Adaline -ki başlıktan tabii ki anladınız!
İlk olarak; Age of Adaline, Türkiye'de yaz başında Ölümsüz Aşk ismiyle sinemalarda gösterime girmiş bir film. Ana Karakterimiz Adaline, 29 yaşında geçirdiği bir kaza sonucu yaşlanmıyor. Yıllar boyunca hep aynı görüntüde kalıyor. Tabii ki bir süre sonra insanlar bunu fark etmeye başlıyor ve Adaline belirli aralıklarla taşınmaya başlıyor. Günümüzde, Ellis isminde birisiyle tanışıyor ve onunla tanışması bir yerde bazı şeylerin farkına varmasına sebep oluyor. Film bu konudan gelişiyor.
Age of Adaline'ı da dün tesadüf eseri buldum. Youtube'da izleyebilecek film arıyordum ve Age of Adaline'ın fragmanını izleyip filme daha tamamını izlemeden bayıldım.
Bu filmle ilgili en harika şey, baş rolde Blake Lively'nin oynaması. Ben onu, çoğu kişi gibi, Gossip Girl dizisiyle tanıdım. Açıkçası oynadığı Serena Van Der Woodsen karakterini sevmiyordum. Bana biraz itici geliyordu diyebilirim. Ama Blake'i, tarzıyla, diğer filmleriyle falan aşırı derecede severim. Age of Adaline'da ise Blake, efsaneydi benim için.


Filmle ilgili harika olan bir diğer şey ise hiç kuşkusuz kıyafetlerdi. Blake'in giydiği her kıyafete aşık oldum diyebilirim. En favorilerimi ise yukarıdaki görselde görebilirsiniz. Filmdeki kıyafetler bana çoğunlukla dönem kıyafetlerini anımsattı, zaten filmde çok sayıda flashback olduğu için dönem kıyafetleri görmek de mümkün.
Fragmanı izlediğinizde ve Adaline'ın bir kaza sonucu asla yaşlanmayan biri olduğunu duyunca ister istemez filmde fantastik bir şeyler olduğunu düşünüyorsunuzdur. Ben de o şekilde düşünüyordum hatta bu yüzden küçük de olsa filmi saçma bulacağım ihtimali vardı aklımda. Ama, filmde bu kazaya ve yaşlanmanın durmasına, -büyük ihtimalle şu anda sadece teorik bir bilgi ama- bilimsel bir açıklama getirilmiş. Kaza sırasında neler olduğu size anlatılıyor ve tam olarak fantastik bir şeyler yoktu denebilir.
Bir diğer bahsetmek istediğim şey ise Michiel Huisman! Bir kurguya ancak bu kadar uyan/yakışan bir aktör seçilebilirdi! Cidden bu filmin cast seçimi mükemmel! Michiel ve Blake arasındaki uyum da harikaydı ki zaten böyle bir filmde, baş roller arasındaki uyumun filmi güzel yaptığını düşünüyorum.
Filmlerde, oyuncular ve kurgu dışında filmi izleyiciye beğendirecek en önemli şeyin çekim, efekt ve müzik olduğunu düşünüyorum. Age of Adaline benden bu konuda da tam puan aldı diyebilirim. Bir filmi beğenmek için size gereken bütün o seçeneklerden tam puan alması muhtemel bir film.
Age of Adaline size binlerce duyguyu aynı anda yaşatabilecek bir film. Hem oldukça hoşunuza giden, güzel sahneler izlerken bir yandan filmin sonunda ne olacağını düşünerek üzülebiliyorsunuz. Çünkü film az da olsa imkansız bir aşkı konu alıyor denebilir.
Sonuç olarak Age of Adaline benim çok çok çok (...) fazla sevdiğim bir film oldu. İzlediğim günden beri yerini hiçbir filmin alamadığı ve beni ondan başka hiçbir filmin doğru düzgün etkileyemeyeceğini düşündüğüm tek bir film vardı o da The Notebook'du. Ama Age of Adaline beni en az The Notebook kadar etkiledi ve bu iki film benim için tüm zamanların en iyisi gibi bir şey oldu. Bu yüzden de Age of Adaline'i, romantik&dram türündeki filmleri izlemeyi seviyorsanız mutlaka izlemenizi öneririm ki zaten bu türü seviyorsanız kesin izlemişsinizdir!
Aşağıda filmden oldukça fazla sevdiğim iki alıntıyı bulabilirsiniz. Ayrıca fragman için de şuraya bir tık yeterli!

Siz bu filmi izlediniz mi? İzlediyseniz benim kadar beğendiniz mi yoksa beğenmediğiniz yerler oldu mu; yorum bırakırsanız çok sevinirim. Age of Adaline hakkında sayfalarca şey yazabilecek gibi hissediyorum, daha fazla uzatmadan bir sonraki yazıda görüşmek üzere diyeyim!

13 Eylül 2015 Pazar

Kitap Melezleri ile Blog Turu #3 Emanet Mezar / Ariana Franklin Kitap Yorumum + Kısaca Kral Arthur

03:12:00 2 Comments
EMANET MEZAR
Özgün Adı: Relics of the Dead 
Yazar: Ariana Franklin
Yayınevi: Martı Yayınları
Goodreads Puanı: 4.09
Sayfa Sayısı: 430
Arka Kapak Yazısı:
"O, ölüm üstadıydı ve bir ceset ondan yardım istemişti...
Glastonbury Manastırı'nda, bir tabutta iki insana ait iskelet kalıntıları bulunur. Bu iskeletlerin Kral Arthur ve Kraliçe Guinevere'e ait olduğu söylentisi yayılır, II. Henry hükmettiği topraklardaki Gallilerin Kral Arthur'un döneceğine dair besledikleri umudu yok etmek ve çıkabilecek bir isyanı dizginlemek amacıyla, bu iskeletlerin kimliklerinin belirlenmesini emreder. Bu görev kralın ölüm üstadı Adelia Aguilar'a verilir. Adelia ve onun yakın dostu Emma'yı, mezarlıklardan cüzamlı adasına, manastırın dehlizlerinden kralın sarayına uzanan nefes kesen bir macera ve geçmişin derinliklerine saklanmış büyük bir sır beklemektedir. 
Emanet Mezar, soluk soluğa okuyacağınız muhteşem bir tarihi gerilim romanı."
***
Herkese yeniden merhaba! Bugün Kitap Melezleri Blog Turu ile okuduğum üçüncü kitap olan Emanet Mezar yorumumu sizlerle paylaşacağım!
Öncelikle bu sıralar kitap yorumu yazma konusunda biraz üşendiğimi ve yazdığım yazıları pek beğenmediğimi söylemem gerek. Aslında Emanet Mezar'dan önce Yabancı ve Uyumsuz'un yorumu gelmesi gerekiyordu. Her ikisi de neredeyse hazır olsa da, dediğim gibi yazdığım yazıları pek beğenemiyorum. Bunun sebebi de uzun zamandır bir şeyler yazmıyor olmam olabilir. Neyse, konumuza/Emanet Mezar'a dönelim!
Emanet Mezar, kitaplığımdaki tek tarihi gerilim romanı. Arka kapak yazısını okumam kitapla ilgili beklentimi fazlasıyla yükseltti diyebilirim. Çünkü Kral Arthur benim en sevdiğim ve hakkında çok fazla şey okuduğum bir efsane. Bu yüzden de içinde Kral Arthur'la ilgili bir şeyler bulabileceğim bir kitap okuyacağım için olumlu bir bakış açısıyla kitaba başladım. 
Kitabın konusunu arka kapak yazısı fazlasıyla iyi özetliyor. Kral Arthur ve Kraliçe Guinevere'e ait olduğu düşünülen cesetler bulunuyor. Ve kral bu cesetlerin kime ait olduğunu bulması için Adelia Aguilar'ı görevlendiriyor. Bütün her şeyde bu şekilde başlıyor.
Yorumuma geçmeden önce kitabı bitiremediğimi söylememde fayda var. Zaten bu yorumu birkaç gün önce yazmam gerekirdi ancak bazı sağlık sorunları nedeniyle kitabı okumaya iki haftadır zaman bulamadım. Şu son birkaç gün içinde de ancak ilk yarıyı okuyabildim. O yüzden yorumun geri kalan kısmını okurken, kitabı tam olarak bitiremediğimi bilmenizde fayda var.
Okuduğum kısmına kadar, Emanet Mezar'ı pek beğenemedim. Söylediğim gibi, Emanet Mezar sahip olduğum tek tarihi/polisiye/gerilim romanı. Ben pek polisiye okuyabilen birisi değilim. Bu tarza girebilecek okuduğum tek kitap Sherlock Holmes'lar ki onu da okumayan pek az kişi vardır. Tarihi de Kral Arthur'u da çok seviyorum; yani kitabı sevmemem için pek fazla neden yok gibi görünebilir. Ama ben yazarın dilini sevemedim. Diyaloglar bana pek etkileyici gelmedi ki kitaplarda dikkat ettiğim en önemli şeylerden biri de diyaloglar. Akıllıca ve düzgün yazılmış diyaloglar bana göre kitabı güzel yapan en önemli unsurlardan birisi. Kurgu ne kadar güzel olursa olsun karakterler arasındaki iletişim -diyaloglar- güzel olmadığı sürece kurgunun pek önemi kalmıyor.
Emanet Mezar'la ilgili benim açımdan bir diğer sorun ise bilinmeyen çok fazlaydı. Yani kitap ilahi bakış açısıyla -gözlemci de denebilir, tam emin olamadım- yazılmış ve bu bakış açısıyla yazılan kitaplardan en büyük beklentim ortaya çıkan karakterlerin kim olduğunu daha iyi öğrenebilmek. Emanet Mezar'da bu beklentim pek karşılanamadı. Ama belki de çoğu polisiye roman bu şekildedir, bilemem.
Toparlamam gerekirse; ben polisiye okuyan bir insan değilim ve uzun zaman sonra okuduğum tek polisiye roman Emanet Mezar'dı. Bu yüzden kendi içimde aynı türdeki diğer kitaplarla karşılaştırma yapabileceğim ve iyi yönlerini/kötü yönlerini daha iyi bulabileceğim bir kitap değildi. Ama eğer tarihi polisiye/gerilim kitaplarını seviyorsanız bence Emanet Mezar'a bir göz atın çünkü konusunun kaliteli olduğunu düşünüyorum ve bu türü seven birisinin güzel vakit geçirerek okuyabileceği bir kitap.
Son olarak da sizlere kitapta da geçen Kral Arthur efsanesinden bahsetmek istiyorum!
Kral Arthur, Britanya mitolojisindeki efsanevi Camelot kralı! Arthur, Britanyalılar için savaşta ve barışta ideal kralın simgesi olmuştur. Taştan sökerek aldığı kılıcı Ekskalibur, büyücüsü Merlin ve meşhur Yuvarlak Masa Şövalyeleri, aslında daha çok Arthur'u konu alan edebiyatçıların ürünleridir. Arthur'un, Sakson istilacılara karşı Kelt asıllı Britonların koruyucusu olduğuna inanılır.
Kral Arthur en kısa haliyle bu anlatılabilir. Anlatılması gereken daha çok şey olsa da buraya hepsini yazıp, sizleri de sıkmak istemedim. Eğer az da olsa Kral Arthur ilginizi çektiyse veya yeni bir dizi arıyorsanız size Kral Arthur'un da içinde bulunduğu Merlin isimli diziyi önerebilirim. Merlin, gerçekten harika bir dizi, izlemenizi fazlasıyla öneririm.
Yazımı okuduysanız gerçekten teşekkür ederim. Bana önerebileceğiniz, sizin beğendiğiniz polisiye romanlar var mı, aşağıya yorum bırakırsanız çok sevinirim. Ayrıca Kral Arthur veya Merlin dizisi hakkında konuşmak isterseniz de, yorum bırakabilirsiniz!
Martı Yayınlarına, turumuza sponsor oldukları için ve bize oldukça iyi davrandıkları için çok teşekkür ederim! Başka bir yazıda görüşmek üzere!

26 Ağustos 2015 Çarşamba

Disney Kitap Etiketi | #2

10:59:00 0 Comments
Herkese yeniden merhaba! Bugün neredeyse çoğu booktuber'ın yaptığı Disney Kitap Etiketi'ni, blogumda yapmaya karar verdim. Gerçekten izlemesi ayrı keyifli olan bu etiketin sorularını cevaplamak da ayrıca keyifliydi. Umarım sizlerde keyifle okursunuz!
***
Küçük Denizkızı: Kendini yaşantısından tamamen aykırı bir dünyada bulan, 'sudan çıkmış balık' misali bir karakter?
> Bunun için cevabım Uyumsuz'dan Tris oldu. Çünkü Fedakarlık topluluğunun sakin ve özverili yaşantısından bir anda Cesurluk'a geçiyor, oradaki düzene uyum sağlamaya çalışıyor. Bana göre Tris, Cesurluk'taki ilk zamanlarında tam anlamıyla sudan çıkmış balıktı!
Ruby
Cinderella: Büyük bir değişim geçiren bir karakter?
> Bu soru için aklıma Karanlık Zihinler'den Ruby dışında kimse gelmedi diyebilirim. Henüz Buz Kapanı'nı okumamış olsam da Ruby'nin, ilk kitap olan Karanlık Zihinler'in ilk sayfasından son sayfasına büyük bir değişim geçirdiğini söyleyebilirim
Snow White: Çeşit çeşit karakteri olan bir kitap?
> Gecenin Gölgesi.Çünkü geçmiş zamanda geçen bir kitap. Ana karakterlerden Matthew'un 1590 İngiltere'sindeki dostları, cadı toplulukları ve hatta dönemin Kral ve Kraliçeleri de kitapta geçmekteydi. Karakter çeşitliliği oldukça fazla olan bir kitaptı.
Uyuyan Güzel: Uyuyakalmanızı sağlayan bir kitap?
> Kitaplığımda beni uyutacak kadar sıkan/sevmediğim bir kitap yok. Ama okurken çok sıkıldığım, sıkıntıdan patlayacak seviyeye geldiğim kitaplar tabii ki var. Bu kitap da Zehir Ustası ki zaten oldukça uzun bir sürede bitirdiğim bir kitaptı. Sevmedim diyemem ama beni oldukça yoran/sıkan bir kitaptı.
Aslan Kral: Çocukluğunda travmatik olaylar yaşamış bir karakter?
> Bunun için Harry Potter ve Zehir Ustası'ndan Yelena arasında kaldım. Harry daha bebekken annesi ve babası öldürülüyor, ona kötü davranan teyzesi ve eniştesiyle yaşamak zorunda kalıyor; bu yüzden Harry demek istiyorum. Yelena da çocukken kaldığı yetimhanede oldukça kötü şartlarda yaşıyor. Yetimhanenin sahibi ve onun oğlu Yelena'ya işkence ediyor. Bu yüzden de bu soru için aklıma Yelena da geldi.
Güzel ve Çirkin: Seni ebatlarıyla korkutan ama sonunda hikayesini güzel bulduğun canavar gibi bir kitap?
> Kitaplığımda pek fazla canavar gibi kitap yok. Olanlardan da ben pek korkmuyorum açıkçası. Ama ilk aldığım zamanlarda Harry Potter ve Zümrüdüanka Yoldaşlığı'ndan oldukça fazla korktuğumu hatırlıyorum; sanırım altıya veya yediye gidiyordum. 1114 sayfa, korkmamak elde değil!
Aladdin: İyi ya da kötü de sonuçlansa dileği gerçekleşen bir karakter?
> Bu soru için fazlasıyla zorlandım. Ama en sonunda benim oldukça fazla sevdiğim kitaplardan biri olan Eğer Yaşarsam'dan Adam'ı seçtim. Okuyanlar belki neden Adam'ı seçtiğimi anlamışlardır. Okumayanlar için de spoiler olacağı için söylemek istemiyorum.
Mulan: Olmadığı biri gibi davranan bir karakter?
> Tabii ki Severus Snape. Hangimiz son kitapta gerçekleri öğrendiğimizde ağlamadık ki?
Oyuncak Hikayesi: Karakterlerinin hayata gelmesini istediğin bir kitap?
> Çevrimiçi Kız. Ben bu kitabı ve karakterlerini gerçekten çok seviyorum. Ve bu oldukça tatlı ve harika karakterlerin hayata gelmesini gerçekten isterim. Penny ve Elliot ile oldukça iyi arkadaş olabilirim sanırım!
Disney Descendants: En sevdiğin kötü karakter?
> Karanlık Zihinler'den Clancy Gray! Bir kötü ancak bu kadar harika olabilir. Gerçekten, kurguya dahil olduğu ilk andan beri bayılıyorum!
***
Evet, benim Disney Kitap Etiketim bu şekildeydi. Özel olarak kimseyi etiketlemiyorum. Yapmak isteyenler, etiketlemişim sayabilirler.
Sizin yazıda okuduğunuz karakterler/kitaplar hakkındaki fikriniz neler? Sizler de benim gibi mi düşünüyorsunuz, aşağıya yorum olarak atarsanız çok sevinirim! 

22 Ağustos 2015 Cumartesi

Yaz Boyunca Neler Yaptım? | Buralarda Yokken #1

09:23:00 4 Comments
Herkese yeniden merhaba! Bugün biraz farklı bir içerikle karşınızdayım. Şu sıralar İzmir'de havalar boğucu bir şekilde sıcak. Havalar bu şekilde olduğunda da kitap okuma isteğim ister istemez sıfıra iniyor. Bu yüzden de sadece yaz için değil, kitap okuyamadığım dönemlerde neler yaptığımla ilgili bir seri haline getirmek istediğim 'Buralarda Yokken' isimli yazılar paylaşmaya karar verdim. Bu sayede kitap okuyamadığım dönemlerde de blog boş kalmamış olacak!
Haziran'dan beri toplam altı kitap okumuşum. Zaten hepsinin yorumunu paylaşmıştım. Okuduğum altı kitabı da çok beğendim. 2015'in başından beri hep güzel kitaplar okudum diyebilirim. Düşük puan verdiğim kitapların sayısı oldukça az.
Ama yazın kitap okumaktan çok dizi izledim. Önce ilkbahar gibi başladığım Once Upon A Time'ı bitirdim. Bu dizi mükemmel! Yani OUAT'ı anlatacak başka bir kelime yok. Peri masallarını seviyorsanız mutlaka izlemeniz gereken bir dizi. OUAT'ta bildiğiniz bütün masal karakterleri Kötü Cadı tarafından yapılan bir lanetle dünyamıza, kimliklerini unutarak gönderiliyorlar. Pamuk Prenses ve Yakışıklı Prens'in kızı ise bu laneti bozup, herkese kendi mutlu sonlarını verebilecek tek kişi. Mükemmel değil de ne? Son sezonda benim en sevdiğim animasyonlardan biri olan Frozen'ın karakterlerinin de gelmesiyle dizi mükemmellik seviyesini aşıyor diyebilirim. Yüzde yüz önerebileceğim dizilerden birisi.
Bitirdiğim bir diğer dizi ise Reign oldu. Aslında Reign'in ikinci sezonunu belirli bir bölüme kadar izlemiştim ama sonra araya girdiğinde ve sınavlarım başladığında, sezon sonuna kadar izleyememiştim. Yazında ikinci sezonu tekrar izledim ve bu diziye tekrar aşık oldum. Reign tarihi bir dizi. İlk sezonu İskoç Kraliçe Mary Stuart'ın, Fransız Sarayı'nda yaşadıklarını anlatıyor. İşte Kral Francis ile evlilik süreci gibi konular. Ama dizinin asıl güzelleştiği sezon ikinci sezondu diyebilirim; her ne kadar sezon finalinde saçmalasalar da. İkinci sezonun güzel olmasının en büyük nedeni hiç kuşkusuz Prens Conde'nin diziye gelmesi ve Kraliçe Mary'le aralarında başlayan aşktı. Her ne kadar Francis'i çok sevsem de Conde ve Mary, en sevdiğim çiftlerden biri oldu diyebilirim. Üçüncü sezon bana göre iki ve birden binlerce kat daha güzel olacak. Bunun nedeni I. Elizabeth'in diziye gelişi ve Catherine de Medici ile -ki kendisi dizinin en harika karakteridir- birlik olacak olmaları. Eğer biraz da olsa tarihi seviyorsanız ve Avrupa tarihi ilginizi çekiyorsa Reign'e bir şans vermelisiniz.
Ayrıca şu sıralar 2012 gibi izlediğim ama nedensizce yarım bıraktığım Pretty Little Liars'ı tekrar izliyorum. Bu dizi zaten anlatılmaz izlenir diyebileceğim bir dizi. İzlediğim en harika dizilerden. Bir kere oyuncuları çok harika. Kurgu mükemmel. Senaristlerin sizi her zaman ters köşe yapacağını biliyorsunuz ve bu diziyi izlemeye devam etmenize sebep oluyor. Pretty Little Liars'da baş karakter olarak Aria, Hanna, Emily ve Spencer olmak üzere dört karakter var. Ve en yakın arkadaşları olan Alison bir gece gizemli bir şekilde kayboluyor ve bu dört kız birbirlerinden kopuyor. Bir yıl sonra Alison'ın cesedinin bulunmasıyla beraber dört ana karakter tekrar bir araya geliyor. Ve gizemli bir -A kişisinden, kimsenin bilmediği -Alison dışında- sırlarıyla ilgili mesajlar alıyorlar. Ve dizi altı sezon boyunca devam ediyor. Daha fazla PLL'den bahsetmek istemiyorum çünkü buraya bir sürü spoiler yazabilirim ve bunu kimse istemez.
Yaz boyunca dizi izlemek ve az sayıda kitap okumak dışında çoğunlukla Youtube'da takıldım. Uzun zamandır Türk veya yabancı 'beauty vlogger'ları izliyorum. Geçtiğimiz kış Michelle Phan'ı keşfetmemle bu ilgim başladı. O aralar sadece Michelle'i izliyordum ama sonra çok kaliteli videolar çeken Türk vloggerları keşfettim. Ve bu çığ gibi büyüdü ve şu anda Youtube'daki neredeyse bütün beauty vlogger'ları en az bir kere izlemişimdir. Bu sayede de makyaj konusunda fazlasıyla bilgilendim. Artı olarak bir sürü güzel bakım ürünü de keşfettim. Ama bütün bunları bir kenara bırakırsak bu tarz videoları izlemek aşırı keyifli. Şu sıralar favorim olan kanalların linkleri ise şu şekilde; Duygu Özaslan, Jaclyn Hill, Kaushal Beauty, Nikki Tutorials. Eğer bu tarz videolara karşı ilginiz varsa bu kanallara bakmanızı mutlaka öneririm.

Her yaz olduğu gibi bu yazda Wattpad'de hikayeler okumaya devam ettim. Şunu da söylemek isterim ben Wattpad'de yazılmaya başlanan ve sonrasında basılan kitapların çoğundan pek hoşlanmıyorum. Bu hikayelerin/kurguların Wattpad'de kalması gerektiğini düşünüyorum. Elbette benim için de birkaç istisna var, kitaplığımda Wattpad'den basılmış kitaplar var ama bazılarının gerçekten bunu hak etmediğini düşünmekteyim. Neyse, dediğim gibi Wattpad'de hikayeler okumaya devam ettim. Bu yaz en sevdiğim ve yeni bölüm beklerken eski bölümlerini okumaya devam ettiğim, benim için yeri oldukça farklı bir hikayeyi sizlerle paylaşmak istiyorum; Merve Akıncı'dan Efsunlu Adamlar! ( tık tık ) Efsunlu Adamlar, gerçekten oldukça tatlı ve yüzünüzde bir gülümsemeyle okuyabileceğiniz tam yaz mevsimi için bir hikaye.
Bir diğer Wattpad favorilerim ise fan hikayeleri. Bunlar, yerli bir dizi olan Güneşin Kızları'nın fan hikayeleri. Wattpad'de kaliteli ve güzel fan hikayeleri bulmak birazcık zor. Ama linklerini bırakacağım hikayeler Wattpad fan hikayeleri kapsamında gerçekten kaliteli sayılacak hikayeler. Birinci hikaye; Eda Söğütlü'ye ait Ah Bu Ben ( tık tık ). İkinci olarak da; @aglaila kullanıcısına ait Hypnotic isimli hikaye. ( tık tık )
Yaz tatilim çoğunlukla bu şekilde geçti diyebilirim. Sizler yaz boyunca neler yaptınız? Hangi kitapları okudunuz veya dizileri izlediniz? Aşağıya yorum olarak, dizi/kitap/hikaye önerilerinizi bırakırsanız çok sevinirim. Bir sonraki yazıda görüşmek üzere!

11 Ağustos 2015 Salı

Çevrimiçi Kız / Zoe Sugg Kitap Yorumum

05:31:00 7 Comments
ÇEVRİMİÇİ KIZ
Özgün Adı: Girl Online
Yazar: Zoe Sugg
Yayınevi: Pegasus Yayınları
Goodreads Puanı: 3,78
Sayfa Sayısı: 358
Arka Kapak Yazısı:
"Penny'nin bir sırrı var.
Penny, Çevrimiçi Kız rumuzuyla arkadaşlık, erkekler, çılgın ailesi ve hayatını ele geçirmeye başlayan panik ataklarla ilgili hislerini blogunda paylaşmaktadır. İşler iyice sarpa sarınca, ailesi hava değişiminin Penny'ye iyi geleceğini düşünerek onu hemen New York'a götürür. Burada, muhteşem yakışıklı gitarist Noah'ya ilk görüşte aşık olan Penny, aralarında geçen her şeyi blogunda anlatmaya başlar.
Ancak Noah'nın da bir sırrı vardır; Penny'nin herkesten gizlediği blogger kimliğini ve en yakın arkadaşıyla ilişkisini tehdit edecek kadar büyük bir sır..."
***
Herkese yeniden merhaba! Bugün sizlerle ilk sayfasını okuduğumdan beri bayıldığım bir kitap olan Çevrimiçi Kız yorumumu paylaşacağım.
Çevrimiçi Kız, Youtube'dan tanıyabileceğiniz Zoe Sugg'ın ilk romanı; ayrıca kendisi Zoella bloğunun da sahibi. Zoe benim izlediğim ilk yabancı youtuber ve yeri benden çok ayrı diyebilirim. Çıktığı zamandan beri Çevrimiçi Kız'ı okumayı çok istiyordum. Ve sonunda Pegasus Yayınları Çevrimiçi Kız'ı yayımladı!
Ana karakterimiz Penny bir blogger. Çevrimiçi Kız rumuzuyla hayatıyla ilgili yazılar paylaştığı bir blogu var. Çevrimiçi Kız olduğunu bilen tek kişi en yakın arkadaşı Elliot -ki kendisi kitabın en harika karakteridir. Penny, yakın geçmişte ailesiyle birlikte bir trafik kazası yapıyor ve bu kazadan sonra panik atakları başlıyor. Birkaç bir şey daha olduktan sonra Penny ailesi ve Elliot ile birlikte New York'a gidiyor. Ve burada Noah ile tanışıyor.
Kitabın konusu bu şekildeydi. Gerçekten ağır bir konusu, karmaşık ilişkileri ve gıcık karakterleri
olmayan bir kitap. Tam bir yaz kitabı diyebiliriz; her ne kadar kitap yaz mevsiminde değil de Noel'de geçse de.
Karakterlerden biraz söz etmek istiyorum. Karakterlerin hepsi oldukça tatlıydı. Zaten eğer birkaç tane Çevrimiçi Kız yorumu okuduysanız herkesin bu kitap hakkında 'tatlı' dediğini biliyorsunuzdur. Gerçekten Çevrimiçi Kız kitabını anlatabilecek tek kelime tatlı!
Penny Porter okuduğum ve kendime en yakın gördüğüm karakterlerden biriydi. Sadece blogger olması değil, biraz çekingen olması da Penny'i kendime yakın görmemdeki en önemli sebep. Bahsettiğim gibi Penny, gizli bir kimlikle blog yazıyor. Bunun dışında fotoğraf çekmek en sevdiği şeylerden birisi ve kitapta diğer karakterler Penny'nin gerçekten iyi bir fotoğrafçı olduğunu söylüyor.
Noah ise kitabımızın Beyaz Atlı Prens'i. Bir gitarist. Penny'le, New York'ta tanışıyorlar ve birlikte vakit geçiriyorlar. Ama Noah'nın bir sırrı var. Ve bu Penny'le olan ilişkilerine zarar verebilir. Noah benim en sevdiğim erkek karakterlerden biri oldu. Penny'le tanışıp yakınlaştıktan sonra oldukça tatlı şeyler yaptı. Noah gerçekten ponçik bir karakterdi. Sakladığı sır yüzünden onu suçlayamıyorum bile!
Zoe Sugg & Tyler Oakley
Ve gelelim en sevdiğim karakter olan Elliot'a. Elliot'u ilk okuduğumda aklıma direkt Tyler Oakley geldi -Tyler da Zoe gibi bir youtuber, oldukça eğlenceli videoları var, kanalına bakmanızı öneririm. Sanırım yazarın Zoe olmasından dolayı aklıma Tyler geldi ama bana oldukça fazla onu anımsattı. Elliot'u sevmemin bir diğer nedeni de bu zaten. Elliot oldukça enerjik ve neşeli bir karakter. Penny'le aralarındaki dostluğa hayran kaldım diyebilirim. Ayrı evlerde yaşamalarına rağmen yatak odalarının bir duvarı birleşik ve onlar da belirli sayıda duvara vurarak haberleşebiliyorlar. Mesela üç vuruşun anlamı 'size gelebilir miyim?' Harika değil mi? Elliot gerçekte okunması çok zevkli bir karakterdi.
Kitaba gerçekten büyük bir beklentiyle başladım. Bir şekilde zaten harika bir kitap okuyacağımı biliyordum. Bunun Goodreads puanı veya okuyucu yorumlarıyla bir alakası yok. Bu tamamen Zoella sevgimden kaynaklanan bir şey.
Dediğim gibi içeriğin/kurgunun harika olacağını biliyordum. Ama bu kadar tatlı olacağını ben de düşünmemiştim. Günümüz peri masalı gibiydi. Yani bu doğru örnek olmayabilir ama bana okurken peri masalı okuyormuşum hissi verdi. Olaylar fazlasıyla ilham vericiydi ve sürekli okumak isteyeceğim bir kurguydu.
Penny'nin blog yazılarını aşırı derecede sevdim. Hangi alıntıya post it koyacağımı bilemediğim için de blog yazılarının olduğu bütün sayfalara post it koydum ve emin olun en iyi çözüm buydu. Blog yazıları fazlasıyla ilham vericiydi.
Çevrimiçi Kız, kurgusu, yazarın anlatımı ve karakterleri düşünüldüğünde gerçekten sevdiğim bir kitap oldu. Kısa sürede bitebilecek ve kurgusuyla sizi fazlasıyla mutlu edebilecek bir kitap. Ayrıca, kısa süre önce Çevrimiçi Kız'ın ikinci kitabının ismi ve kapağı Zoe tarafından paylaşıldı. (Yan tarafta kapağı görebilirsiniz.) Goodreads'te kitabın yayım tarihi olarak da Ekim ayının 22'si yazılmış. Yani kitap yurt dışında kısa süre sonra yayımlanacak, umuyorum ki ülkemizde de yakın bir tarihte çıkar.
Sonuç olarak Çevrimiçi Kız, benim için 2015'in en iyi kitaplarından biri oldu diyebilirim. Hafif bir kurgusu var ve sizi reading slump'tan çıkartabilecek bir kitap. Eğer tatlı kurguları da seviyorsanız, Çevrimiçi Kız'a mutlaka bakın derim!
Puanım; 5/5
Çevrimiçi Kız, çevrimdışı olur mucks.

6 Ağustos 2015 Perşembe

Kitap Melezleri ile Blog Turu #2 Cennetin Rengi / E. V. Mitchell Kitap Yorumu + Okumak İçin Nedenler

04:00:00 0 Comments
CENNETİN RENGİ
Özgün Adı: The Color of Heaven
Yazar: E. V. Mitchell (Julianne MacLean)
Yayınevi: Arkadya Yayınları
Goodreads Puanı: 3,92
Sayfa Sayısı: 334
Arka Kapak Yazısı:
"Cennetin rengi nedir? Sonsuz Mavi... Saflığın temsili Beyaz... Huzurun diğer adı Yeşil... Peki sizin renginiz nedir?
Sophie Duncan herkesin hayalini kurduğu bir hayatı yaşıyordur. Başarılı olduğu bir işi, mutlu bir yuvası ve bu yuvayı neşesiyle taçlandıran bir de iki yaşında kızı vardır. Ancak bir gün aldığı bir haberle tüm dünyası altüst olur. O zamana kadar yaşadığı hayatın bir yalandan ibaret olduğunu anlayan Sophie, artık kaderini karşılama vaktinin geldiğinin farkındadır. Yok saydığı annesiyle yüzleşerek geçmişindeki sırların kilidini açacaktır. Ve öyle bir an gelecektir ki gerçekten yaşamakla sevmenin ne demek olduğunu doğaüstü bir olayla keşfedecektir. 
Cennetin Rengi her zaman umut vardır dedirten muhteşem bir hikaye. Aşkın gücünü, kendini yeniden keşfetmeyi, kalp kırıklığını ve iyileşmeyi anlatan bu romanı okurken, sayfaların akıp gittiğini anlamayacaksınız."
***
Herkese yeniden merhaba! Bugün Kitap Melezleri olarak okuduğumuz ikinci kitap olan Cennetin Rengi yorumumu paylaşmak için yazıyorum.
Bildiğiniz üzere, Kitap Melezleri adı altında bir blog turumuz var ve Ağustos'un 3ü ve 8i arasında Cennetin Rengi kitabının turunu yapıyoruz. Bugün turumuzun dördüncü günü ve kitap yorumumla Cennetin Rengi'ni okumanız için nedenleri sizlerle paylaşacağım!
Cennetin Rengi'nde Sophie'nin hikayesini okuyoruz. Sophie'ye göre yaşadığı hayat peri masalları gibi. Herkesin imrendiği bir hayatı yaşıyor Sophie. İyi bir kariyeri, mutlu bir yuvası ve iki yaşında bir kızı var. Her şey Sophie için oldukça harika ilerliyor. Ancak bir gün, hayatında güzel olan her şey tek tek yıkılmaya başlıyor. Ve zaten bütün her şey bundan sonra başlıyor. Sophie, yıllar önce onu terk eden annesinin yanına gitmeye karar veriyor ve onları terk etmesinin sebebini annesinden dinlemeye başlıyor.
Konuyu spoilersız daha farklı bir şekilde nasıl anlatırım inanın bilmiyorum. Çünkü kitabı okurken oldukça fazla şaşırdığım ve spoiler olabileceğini düşündüğüm yer vardı.
Kitapla ilgili düşüncelerime gelecek olursak:
Cennetin Rengi'ne bana ulaştığı günün akşamı hemen başladım. Kitabın kapağı ve iç düzenine o kadar hayran kalmıştım ki hemen başlamak istemiştim. Okumaya başladığım akşam kitabı yarıladım. O akşam kitabı bitirebilirdim de ama kitabın ilk kısımları o kadar hüzünlüydü ki daha fazla ağlamak istemediğim için kitabı bırakmıştım. Evet, kitapta oldukça fazla ağladım! Ertesi günde kalan yarıyı okuyup kitabı bitirdim. Normalde kitapları böyle kısa sürede bitirdiğimde pişman olurum, daha fazla günde okusaydım da daha uzun süre bu hikayenin içinde kalabilseydim diye düşünürüm. Ama Cennetin Rengi için böyle bir şey hissetmedim. Daha uzun sürede okusaydım kitabın beni bu kadar büyülemeyeceğini düşünüyorum.
Cennetin Rengi oldukça akıcı bir kitap. Yazarın oldukça akıcı bir dili var. Kurgu okurken sizi yormuyor. 
Kitapta iki farklı hikayeyi okuma şansı buluyorsunuz. Öncelikle Sophie'nin hikayesiyle başlıyorsunuz ve sonra Sohie'nin annesinin yanına gitmesiyle, annesi Cora kendi hikayesini anlatıyor. Açıkçası ben Cora'nın hikayesini okumayı daha çok sevdim. Özellikle Matt -hikayedeki yerini söylemem biraz spoiler gibi olabilir- en sevdiğim karakter oldu diyebilirim.
Cennetin Rengi, 8 kitaplık bir serinin ilk kitabı. Ama bu 8 kitap birbirinden bağımsız kurgulara ve karakterlere sahip. İkinci kitap olan The Color of Destiny (Kaderin Rengi) geçtiğimiz günlerde Arkadya Yayınları etiketiyle satışa çıktı. Cennetin Rengi'ni bu kadar sevmişken sanırım Kaderin Rengi'ne de bir şans vereceğim. Serinin diğer kitaplarını ise aşağı kısımda bulabilirsiniz.


5 Maddede Cennetin Rengi'ni Okumanız İçin Nedenler;
  1. Yürek burkan hikayeleri seviyorsanız, Cennetin Rengi tam olarak aradığınız kitap. Kitabı okurken çoğu yerde ağladım. Ağlamadığım zamanlarda da fazlasıyla üzgün hissettim. Çünkü yazarın anlattığı her iki hikayede de üzücü şeyler var.
  2. Akıcı bir kitap arıyorsanız, Cennetin Rengi incelemeniz gereken kitaplardan birisi. Yazarın dili oldukça akıcı. Okurken sayfaların nasıl geçtiğini bile anlamıyorsunuz.
  3. Ağır kurgulardan hoşlanmıyorsanız, size önerebileceğim kitaplardan birisi Cennetin Rengi olur. Yazar, fazla ağır bir kurgu işlemiyor. Okurken anlayamadığınız bir şey olmuyor ve bu da akıcılığı beraberinde getiriyor.
  4. Kapak ve iç tasarıma önem veriyorsanız, Cennetin Rengi'nin kapağına bakmanızı öneririm. Çünkü oldukça güzel bir kapak tasarımı var. Kitap bana ulaştığında kapağının ve iç düzeninin ne kadar güzel olduğu düşünmüştüm.
  5. Ve son olarak kitaplarda yazım hatalarına dikkat ediyorsanız, Cennetin Rengi sizden tam puan alacaktır. Bu konuda oldukça dikkatliyimdir ve Cennetin Rengi'nde neredeyse hiç hata olmadığını söyleyebilirim. 
Böylece blog turumuzun dördüncü gününü tamamlamış oluyorum. Arkadya Yayınlarına bize destek oldukları ve turu hazırlama sürecimizde bize oldukça nazik davrandıkları için çok teşekkürler! 
Ayrıca, instagram hesabımızda çekilişle 3 kişiye bu güzel kitabı hediye ediyoruz. Çekilişe katılmayı unutmayın! Çekiliş sayfası için bir tık!

Diğer arkadaşlarımın Cennetin Rengi ile ilgili yorumlarını okuyabilmeniz için tur takvimimizi aşağıda bulabilirsiniz :)
3 Ağustos | Kitap Yorumu + Ön Okuma | Okur da Okur
4 Ağustos | Kitap Yorumu + Alıntılar | Kitaplı Dünyam
5 Ağustos | Kitap Yorumu + Yurt Dışı Kapakları | Siyahsimsiyah Kitap
6 Ağustos | Kitap Yorumu + Okumak İçin Nedenler | Açelya'nın Kitapları
7 Ağustos | Kitap Yorumu + Yazar Tanıtımı | Kitaptan Blog
8 Ağustos | Kitap Yorumu + Vlog | Çizen Okuyucu


2 Ağustos 2015 Pazar

Kurucunun Kızı / Amy Engel Kitap Yorumum

05:38:00 0 Comments
KURUCUNUN KIZI

Özgün Adı: The Book of Ivy

Yazar: Amy Engel
Yayınevi: Yabancı Yayınları
Goodreads Puanı: 4.25
Sayfa Sayısı: 270
Arka Kapak Yazısı:
"Dehşet verici bir nükleer savaş sonrası Amerika Birleşik Devletleri büyük ölçüde yok edilmiş, sadece küçük bir grup hayatta kalmıştı. Geriye kalanları kimin yöneteceği konusunda Lattimer'lar ve Westfall'lar arasında çıkan savaşı Westfall ailesi kaybetmişti. Ve beş yıl sonra barış ve kontrol, her yıl yapılan bir törenle kaybeden tarafın kızları ile kazanan tarafın erkeklerinin evlendirilmesiyle sağlanmaktaydı.
Bu yıl benim sıram gelmişti.
Benim adım Ivy Westfall ve görevim basitti. Başkan'ın oğlunu, müstakbel kocamı öldürmek ve Westfall ailesinin gücünü geri kazanmasını sağlamak.
Ama görünen o ki, Bishop Lattimer ya çok yetenekli bir oyuncu ya da ailemin iddia ettiği gibi kalpsiz, zalim bir çocuk değil. Hatta beni bu dünyada gerçekten anlayan tek kişi bile olabilir. Ama kaderimden  kaçmama imkan yok. Ben Westfall mirasını geri alacak kişiyim. 
Çünkü Bishop ölmeli. Ve onu öldüren ben olmalıyım..."
***
Herkese yeniden merhaba! Bugün sizlerle Kurucunun Kızı yorumumu paylaşmaya geldim.
Kurucunun Kızı, yayımlandığı günden beri instagramda sürekli karşıma çıkan bir kitaptı. Goodreads'te de iyi bir puana sahip ve okuyucu yorumları fazlasıyla olumlu yönde. Durum böyle olunca Kurucunun Kızı okunacaklar listeme girmiş oldu. Doğum günü hediyesi olarak Gecenin Gölgesi'ni almaya gittiğimizde sevgili teyzeciğim de bana bir kitap almaya karar verdi. Kurucunun Kızı'nı da rafta görünce başka hiçbir şeye bakmadan Kurucunun Kızı'nı aldık. İyi ki de almışız. Çünkü kitap harika!
Şimdi, önce konudan bahsedeyim. Kurucunun Kızı'nda bizi savaştan kurtulmuş bir grup bekliyor. Bu grubu Lattimer ailesi yönetiyor ancak bir de kurucu aile olarak bilinen Westfall'lar var. Bu iki aile geçmişte bu grubu kimin yöneteceğiyle ilgili bir savaşa girmiş ve savaşı Lattimer ailesi kazanmış. Bundan sonraki süreçte de iki aile arasında evlilikler olmuş. Ama bu evlilikler devlet tarafından belirlenen evlilikler. Kimin kiminle evleneceğine devlet karar veriyor ve yılın belirli zamanlarında bu evlilikler gerçekleştiriliyor. 
Gelelim ana karakterimiz Ivy'nin olaya dahil olduğu kısıma. Ivy, Westfall ailesinden ve Başkan Lattimer'ın oğlu Bishop ile evlenecek. Normalde, ablası Callie, Bishop ile evlenecekti ancak Bishop bunu istemiyor ve Bishop'la evlenecek kişi Ivy oluyor. Tek sorun var; bu normal bir evlilik olmayacak. Ivy'nin görevi, Bishop'u öldürmek ve ailesinin yeniden güç elde etmesini sağlamak. Bu bir spoiler değil, arka kapakta zaten yazıyor.
Konu genel hatlarıyla bu şekilde. Kitapla ilgili oldukça yoğun duygular içerisindeyim. Fazlaca beğendim ama bu beğeninin içinde çok fazla nefret, kin ve öfke var. Çünkü karakterlerin yaptığı şeylere sinir olsam
da bir yandan bunun yapılacak en mantıklı şey olduğunu düşünmem. Yani karakterlere istediğim gibi nefret kusamıyorum çünkü yaptıkları şeyler mantıklı şeyler ama saçma!
Ivy'i sevdiğimi söylemem gerek. Oldukça harika bir karakterdi. En başlarda değil de sonlara doğru güçlü bir karakter olduğunu gösteriyor. Kitabın başlarında babası ve ablası tarafından onların istediği şekilde düşünülmeye zorlanıyor. İşte tam da bu yüzden Ivy'nin ablası Callie'den ölesiye nefret ettim. Yani daha önce Callie kadar gıcık bir karakter okumadım diyebilirim. Okuyucular nefret etsin diye yazılmış bir karakter resmen. Özellikle kitabın sonuna doğru öyle gıcık edici bir şeyler yapıyor ki... O kısmı okurken kitabı fırlatasım gelmişti.
Bishop ise... Ah canım! Okuduğum en ponçik erkek karakterlerden birisiydi. Kitabı okumada
n önce yorumlarda, twitter/instagram'da falan hep Bishop diye çıldıranları görürdüm ve biraz abartıldığını düşünürdüm. Ama az bile yazılmış Bishop hakkında. O kadar harikaydı ki! Ivy'le olan iletişimi, yaptıkları... Bishop'ı anlatmaya kelimeler yetmez benim için yani öyle bir sevdim ki!
İkinci kitabın kapağı
Kurucunun Kızı oldukça güzel bir kitaptı. Kurgu ve karakterler oldukça iyi işlenmişti. Kitap Ivy'nin anlatımından ve onun duygu/düşünceleri okuyucuya çok güzel aktarılmıştı. Ancak -belki de kitabı okuyan çoğu kişi gibi- kitabın distopya yönü biraz zayıf kalmıştı. Yani kurgu güzel ve okurken fazlasıyla zevk alıyorsunuz ama kitabın türü distopya olmasına rağmen bunu hissedemiyorsunuz. Yine de yazar olay örgüsü ve karakterleriyle bu zayıf yönü toparlıyor diyebilirim.
Kurucunun Kızı fazlasıyla akıcı bir kitap. Okurken sayfaların nasıl geçtiğini gerçekten anlamıyorsunuz. Zaten kitabın belli bir kısmı Ivy'nin yaşadığı ikilemle ilgili. Ailesinin gücünü yeniden kazanabilmesi için Bishop'ı öldürmeli mi, yoksa öldürmemeli mi? Bu sorunun cevabını arıyor Ivy. Ve emin olun kitabın sonunda cevabı öğreniyorsunuz.
Kitabın sonuyla ilgili daha değişik bir beklentim vardı. Ama şu anki hali de oldukça iyiydi. İkinci kitabı okumak için sabırsızlanıyorum. Çünkü gerçekten olayların nasıl devam edeceğini, karakterlerin olan bütün her şeyden sonra nasıl yeniden eskisi gibi olacaklarını -eskisi gibi olacaklar değil mi?- aşırı derecede merak ediyorum.
Kurucunun Kızı, benim önerebileceğim bir kitap. Akıcı, kolay okunabilen, ponçik karakterlere sahip ve güzel bir kitap istiyorsanız Kurucunun Kızı'na bir göz atmanızı öneririm. Ayrıca oldukça yalın bir anlatıma sahip olduğu için reading slump döneminizi atlatmanıza yardımcı olabilecek bir kitap olması Kurucunun Kızı'nı daha da okunulası bir hale getiriyor.
Puanım: 5/5

13 Temmuz 2015 Pazartesi

Gecenin Gölgesi / Deborah Harkness Kitap Yorumum

05:58:00 2 Comments
GECENİN GÖLGESİ
Özgün Adı: Shadow of Night
Yazar: Deborah Harkness
Yayınevi: Pegasus Yayınları
Goodreads Puanı: 4.01
Sayfa Sayısı: 670
Arka Kapak Yazısı:
"Her şey Cadıların Keşfi'yle başladı... Güçlü bir cadı ailesinden gelen tarihçi Diana Bishop ile vampir Matthew Clairmont, canlıları birbirinde ayıran doğa yasalarını bozmuştur. Dianan, Bodleian Kütüphanesi'nde gizemli bir el yazması keşfettikten sonra Matthew'la kaderlerini birbirine bağlayan olaylar zincirini tetiklediği için cadı, iblis, vampir ve insanların bir arada yaşamasını sağlayan hassas bağ tehdit altına girmiştir.
Güvenli bir yer arayan Diana ve Matthew zamanda geri giderek 1590 Londra'sına yolculuk ederler. Ancak kısa süre içinde geçmişin aslında güvenli bir sığınak olmadığını anlarlar. Bir şair ve Kraliçe'nin casusu olarak eski kimliğine geri dönen vampir, Gece Okulu adındaki, radikal grupla tekrar bir araya gelir. Aralarında oyun yazarı Christopher Marlowe ve matematikçi Thomas Harriot'ın da olduğu bu toplulukta kural tanımaz iblisler ve dönemin yaratıcı zihinleri vardır. Matthew ile Diana, Ashmole 782 el yazmasını ve genç kadına olağanüstü güçlerini nasıl kontrol edeceğini öğretecek olan cadıyı bulmak için birlikte Tudor Londra'sının altını üstüne getireceklerdir.
***
Herkese yeniden merhaba! Bugün sizlerle, Ruhlar üçlemesinin ikinci kitabı olan Gecenin Gölgesi yorumumu paylaşacağım.
Cadıların Keşfi yorumumda bahsettiğim gibi ( yorum için bir tık ) Ruhlar üçlemesi benim en sevdiğim serilerden biri. Detaylı anlatımı, tarihle bağlantılı olması ve harika kurgusuyla bu seri gerçekten harika. Cadıların Keşfi'yle beraber diğer kitaplar için harika bir beklenti içine girdim. İlk kitabı bu kadar harikaysa diğer kitaplar mükemmel olmalıydı. Hatta daha ilk kitaptan final kitabının ne kadar efsanevi olacağını düşünmeye bile başlamıştım.
Konuya ve yorumuma geçmeden önce ilk kitabı okumayanlar için küçük spoilerlar olabilir. Ama yine de merak etmeyin asla kitabın kilit noktalarıyla ilgili spoiler vermem; kitapla ilgili hiçbir şeyin bozulmasını istemiyorum.
Cadıların Keşfi'nde ana karakterlerimiz Diana ve Matthew'u zaman yürüyüşü yaparlarken bırakmıştık. Ashmole el yazmasını aramak ve Diana'nın büyü gücünü kullanabilmesini öğrenmek için 1590 Londrası'na gidiyorlar. Burada Matthew'un eski arkadaşlarıyla tanışıyorlar, de Clermont ailesi hakkında daha çok şey öğreniyorlar -de Clermont'lar hakkında daha söylemek istediğim çok şey var, o konuya da geleceğim- dönemin Kral ve Kraliçeleriyle tanışıyorlar ve belki de en önemlisi Diana kendi büyü gücüyle ilgili büyük gerçekleri öğreniyor.
Diana, 1590 Londra'sındaki bir kadın gibi yaşamaya çalışıyor. Matthew, yeniden eskiye dönmenin ve kaybettiği insanları yeniden görmenin getirdiği garip duygularla boğuşuyor.
Olaylar en genel hatlarıyla bu şekilde. Kitap genel olarak 5 kısımdan oluşuyor. Ve her bölümde apayrı karakterlerle tanışıyoruz. Önce bu karakter yoğunluğu beni korkuttu çünkü bu kadar çok karakteri tanıyıp, bu kadar sayfa içinde kimin kim olduğunu aklımda tutamayacağımı düşündüm. Ama bu konuda küçük bir yardımcınız var. Kitabın sonunda her kısımda karşımıza çıkan yeni karakterlerin isimleri ve kim olduklarına dair küçük notların bulunduğu bir bölüm var.
Gecenin Gölgesi'nin anlatımı Cadıların Keşfi'ne göre çok daha ağır. Karakterlere ve konuya bayılmama rağmen bu sefer ben de okurken bazı yerlerde zorlandım. Bunun sebebi, tarihi olayların ve kişilerin bu kitapta daha baskın olmasıydı. Ama yine de bu ağır anlatım sizi sıkmıyor -eğer bu tarz okumaya alışkınsanız, diğer türlü biraz sıkılabileceğinizi düşünüyorum-.
Diana'ya, tıpkı ilk kitaptaki gibi bayıldım! Okuduğum -açık ara farkla- en harika kadın karakter. Oldukça mantıklı, kendine güvenen ve güçlü bir karakter. Yaptığı her şeyin mantıklı bir açıklaması var ve kendisine saçma gelen hiçbir şeyi yapmıyor diyebilirim. Tek sinir olduğum nokta, bütün kitap boyunca -ilk kitapta dahil- dünyanın en mantıklı karakteri olmuşken neden kitabın sonunda dünyalar saçması bir şey yaptı? Neden, Diana? Spoiler olmaması adına ne bu olayı yaşadığı karakteri söylüyorum ne de olayla ilgili bilgi veriyorum. Yoksa bu konu hakkında sayfalarca şey yazabilirim.
Matthew ise tıpkı ilk kitaptaki gibi harikaydı! Okuduğum en harika erkek karakterlerden. Vampir olmanın ve yüzyıllardır yaşamanın getirdiği bütün duyguları yaşıyor ve Deborah bu duyguların hepsini okuyucuya çok güzel bir şekilde aktarıyor.
Diana ve Matthew dışında dediğim gibi bir sürü yeni karakterimiz var. Benim bunlar içinde en sevdiğim karakter Matthew'un yeğeni Gallowglass! Ya bu kadar ponçik bir vampir olamaz. O kadar harikaydı ki! (Sevdiğim karakterler hakkında hiçbir şey söyleyemiyor olmak da kötü tabii, buraya sürekli çok harika yazacağım sanırım.) Gallowglass, Gecenin Gölgesi'nde bana göre önemli karakterlerden biriydi. Ve umuyorum ki üçüncü kitapta da bayağı bir yer kaplar çünkü Gallowglass'ı okumayı çok fazla istiyorum.
Bir diğer çok sevdiğim karakter ise Philippe de Clermont! Philippe, Ysabeau'nun kocası ve de Clermont ailesinin başı. Diana ve Matthew 1590 Londra'sına geldikleri zaman Philippe'in onları çağırması üzerine Fransa'ya giderler. İşte Philippe de Clermont sevgim buradan sonra başlıyor. Bir yerden sonra Diana ile olan iletişimi, Matthew'a karşı olan duruşu. İnsandaki de Clermont sevgisini arttırıyor. Philippe'le ilgili bir diğer harika şey ise Ysabeau ile olan aşkları. Birbirlerine olayları haber verebilmek için -biri uzakta diğeri Fransa'dayken- kitap sırtlarına notlar sıkıştırmaları dünyanın en harika şeyi değil de ne? Daha harika olan şey şu; Ysabeau'ya geçmişten bir not göndermesi. Çıldırdığımı hatırlıyorum.
Ah Marcus'tan bahsetmeden olmaz! Marcus, Matthew'un oğlu. Zaten birinci kitabı okuyanlar ne kadar harika bir karakter olduğunu bilir. Gecenin Gölgesi'nde sadece bir bölümde gönlümün efendisi oluveriyor! Bir olaylar sonucu -amaç tamamen spoiler vermemek- Phoebe ile tanışıyorlar. Marcus'un Phoebe'ye olan tavrı... O kadar harikaydı ki. O bölümden hemen sonra küçük bir araştırmayla Phoebe'nin ve Marcus'un üçüncü kitapta olduğunu öğrendim. Umarım dünyalar tatlısı sahneleri vardır. Çünkü tıpkı Gallowglass'a olan hislerim gibi Phoebe ve Marcus'la ilgili de bir şeyler okumaya ihtiyacım var!
Bu kitapla birlikte sevmeye başladığım karakterler ve düşüncelerim bunlar. Şimdi, yorumuma geçeyim, bunun için aşırı derecede heyecanlıyım!
Kitap, harikaydı. Deborah Harkness'in anlatımına zaten ilk kitaptan bayılmıştım. Fantastik bir kitapla ilgili beklediğiniz her şey var. İkinci kitapta tam olması gerektiği gibiydi. Büyük beklentiyle başladığım Gecenin Gölgesi beklentimi karşılamakla kalmadı, üçüncü kitapla ilgili beklentimi daha da yükseltti.
Normalde okuduğum çoğu serinin final öncesi kitapları aşırı derecede ucu açık biter ve bir an önce almak isterim. Gecenin Gölgesi ucu açık bitmedi. Ama üçüncü kitap olan Hayat Kitabı, kendini aşırı derecede merak ettiriyor.
Final kitabında neler olacağı ile ilgili hiçbir fikrim yok. Yani tahminlerim var ama bu olay akışıyla ilgili değil de en sonuyla ilgili. Normalde karakterlerin ölmesini sevmem, sevdiğim karakterlere bir şey olursa aşırı derecede üzülürüm ama Ruhlar üçlemesinin final kitabında bazı karakterlerin öleceğini düşünüyorum. Hiçbir şekilde spoiler alamadım. Tumblra baktım, okuyucu yorumlarını okudum ama hiçbiri spoiler vermemiş. Kendimi tutup Hayat Kitabı'nın sonunda ne olacağını okuyarak öğrenmek zorunda kalacağım sanırım.
Gecenin Gölgesi, bu şekildeydi. Harikaydı, mükemmeldi, bayıldım. Bir sonraki kitap için sabırsızlanıyorum. En kısa sürede alacağım ve alır almaz okuyup bitireceğim sanırım bu merakla. Karakterleri ve kurgusuyla benim çok sevdiğim bir seri, eğer ağır anlatımlı kitaplar okumaya alışkınsanız ve fazla detay sizi sıkmayacaksa bu üçlemeye bir göz atın derim. Ama eğer detaylı ve ağır anlatımın sizi sıkacağını düşünüyorsanız ön okumalara falan bakıp o şekilde karar vermenizi öneririm.
Ruhlar üçlemesinin herhangi bir kitabını okuduysanız da benimle iletişime geçin çünkü bu seriyle ilgili birileriyle konuşmaya ihtiyacım var!
Puanım: 5/5!

8 Temmuz 2015 Çarşamba

Benim Uzak Yıldızım / Amie Kaufman & Meagan Spooner Kitap Yorumum

07:53:00 0 Comments
BENİM UZAK YILDIZIM
Özgün Adı: These Broken Stars
Yazar: Amie Kaufman & Meagan Spooner
Yayınevi: GO!
Goodreads Puanı: 3,96
Sayfa Sayısı: 519
Arka Kapak Yazısı: 
"O gecenin, devasa uzay gemisi Ikarus'taki diğer gecelerden hiçbir farkı yoktur. Ta ki o büyük felaket gerçekleşene ve Ikarus yakınlardaki bir gezegene düşene dek. Elli bin yolcu kapasiteli gemiden yalnızca iki kişi kurtulmuştur: Evrenin en zengin adamının kızı Lilac LaRoux ve genç bir savaş kahramanı olan Binabşı Tarver Merendsen.
Binbaşı Merendsen, Lilac gibi kızları insanın başına beladan başka bir şey getirmediklerini uzun zaman önce öğrenmiştir Lilac da, Tarver'ın kendi iyiliği için, onu kendisinden uzak tutması gerektiğinin farkındadı. Ama ıssızlığın ortasında hayatta kalabilmek için birbirlerine ihtiyaçları vardır. Açlık, soğuk ve vahşi hayvanlara bir de Lilac'ın duyduğu fısıltılar eklenince birbirlerine güvenmekten başka çareleri kalmaz. Ne var ki çok geçmeden onları birbirlerinin kollarına iten bu trajediden büyük bir aşk doğar. Artık kurtulup kendi gezegenlerinde bir ömür ayrı kalmaktansa düştükleri bu ıssız gezegende birlikte olmayı tercih ederler.
Ama her adımda onları takip eden gizemli fısıltıların ardındaki gerçeği öğrenmeleriyle her şey bir anda değişir. Lilac ile Tarver o gezegenden ayrılsalar bile artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır."
***
Herkese yeniden merhaba! Bugün sizlerle, ta Haziran başında bitirmiş olduğum, şu ana kadar -sanırım- yorumunu en çok geciktirdiğim kitap olan Benim Uzak Yıldızım'ın yorumunu paylaşacağım. Benim Uzak Yıldızım'ın yorumunun bu kadar gecikmesinin sebebi de sanırım şu sıralar kötü bir reading slump döneminde olmam. Cadıların Keşfi'nin ikinci kitabı olan Gecenin Gölgesi'ni okurken biraz reading slump illetine bulaşmış olabilirim ama şu anda gayet rahat okuyabiliyorum.
Neyse, gelelim Benim Uzak Yıldızım'a.
Benim Uzak Yıldızım, oldukça büyük bir uzay gemisi olan Ikarus'ta başlıyor. Hatta bu gemi o kadar büyük ki içinde neredeyse bir şehir kadar -belki kasaba, tam emin değilim- insan barındırıyor. Ikarus'taki sıradan bir gecede, baş karakterlerimizden Tarver Merendsen, diğer baş karakterimiz olan Lilac'ı görüyor ve ondan etkileniyor. Küçük bir sohbetleri oluyor ama sonra Lilac, Tarver'ı kendisinden uzaklaştırıyor çünkü babasının erkeklerle yakınlaşmasından hoşnut olmadığını biliyor ve Tarver'ı tehlikeye sokmak istemiyor. Ama görün bakın ki, o büyük uzay gemisi Ikarus yakınlardaki bir gezegene düşüyor. Ve sadece iki kişi bu kazadan sağ kurtulabiliyor. Lilac ve Tarver!
İkisi de Ikarus'ta aralarında yaşananlardan dolayı birbirlerine karşı bir ön yargı içindeler. Tarver, Lilac'ın gezegenin en zengin adamının kızı olduğu için şımarık ve düştükleri gezegende asla yaşayamayacağını düşünmektedir. Lilac da Tarver'ın iyiliği için onu kendisinden uzak tutmak zorunda olduğunun farkındadır. Ama maalesef koskoca bir gezegende sadece ikisi var, birbirlerinden ne kadar uzak kalabilirler, değil mi?
Kitabın ilk yarısı karakterlere alışabileceğiniz ve onları tanıyabileceğiniz bir şekilde daha durgun geçiyor. Tarver ve Lilac'ın birbirlerine karşı olan duvarlarında yavaş yavaş yıkılmalar oluyor. Ama ikinci yarıda her şey daha da güzelleşiyor. Lilac bazı fısıltılar duymaya başlıyor. Ve zaten bu fısıltılar sayesinde karakterlerimiz yavaş yavaş yakınlaşmaya da başlıyor. Ikarus'un enkazını arıyorlar ve bir şekilde, dışarıya yaşadıklarını ve kurtarılmayı beklediklerinin haberini vermeye çalışıyorlar.
Benim Uzak Yıldızım, genel olarak çok beğendiğim kitaplardan biri oldu. Kurgu harikaydı. Tarver da Lilac da en başlarda çok gıcık karakterler olsa da sonradan ikisini de çok fazla sevdim. Kitap bir bölüm Tarver'ın bir bölüm Lilac'ın bakış açısındandı. Bu da her iki karakterinde olaylar karşısında ve birbirlerine karşı neler düşündüklerini ve hissettiklerini okuyabilmemizi sağlıyordu.
Kitapla ilgili benim için iki sorun vardı.
Birincisi, her bölüm başında, sorgu olduğu ve soruları cevaplayan kişinin Tarver olduğunu anladığınız diyaloglar vardı. Bu diyaloglardan anladığım şey Lilac ve Tarver'ın gezegenden kurtarıldığı ve Tarver'ın sorguya alındığı oldu. Yani kitabın ta en başında spoiler yiyorsunuz. Sevgili Amie ve Meagan, başkalarının size spoiler verme riskini oldukça aza indirmiş oluyorlar. Kurtulup kurtulmadıkları dışında bu kitapla ilgili bana göre alınabilecek büyük bir spoiler yok. Onu da zaten kitabı okurken almış oluyorsunuz.
İkincisi sorun ise tam olarak anlayamadığım bir şekilde kitapta bir eksiklik görmüş olmam. Yani kitabı okudum, bitirip kapağını kapattım ve aklımda hala soru işaretleri kaldı. Giriş ve gelişme bölümlerinde anlatım bana göre harikaydı ve o kısımlarla ilgili hiçbir sorunum yok. Ama sonuç bölümüne doğru, anlatım biraz daha yavaşladı ve benim aklımdaki soru işaretleri artmaya başladı. Bunun sebebi belki de devam kitapları olacağından dolayıdır. Bu kitapta bazı soru işaretleri bırakıp diğer kitapta cevaplamak istemiş olabilirler ama diğer kitapta Lilac ve Tarver yok ki. Soru işaretlerimin cevaplanmasını istesem de, Lilac ve Tarver olmayacaksa, ne yapayım cevapları :'(
Benim Uzak Yıldızım Starbound isimli bir serinin ilk kitabı. İkinci kitabın adı This Shattered World. Ayrıca son olarak Their Fractured Light isimli bir kitap daha var. Lilac ve Tarver hakkında olmasa da ikinci kitabı çok fazla merak ediyorum. Çünkü tumblrdaki çalışmalar çoğunlukla ikinci kitapla ilgili. Ve gördüğüm alıntılar aşırı derecede harika. Eminim ki Go! bizi fazla bekletmeden ikinci kitabı çıkartır.
Benim Uzak Yıldızım, güzel bir kitaptı. Okurken çok fazla keyif aldım. Lilac ve Tarver'ın, geçirdiği değişim oldukça hoşuma gitti. Birbirleriyle olan iletişimleri ise ciddi anlamda harikaydı. Ama işte yukarıda bahsettiğim gibi iki tane hoşuma gitmeyen kısım oldu. Yine de herkese önerebileceğim bir kitap. Anlatım fazla ağır değil sizi sıkmıyor ama çerez bir kitap olacak kadar sade ve hafif de değil.
Puanım; 4/5
12.06.2016 GÜNCELLEMESİ:
Benim Uzak Yıldızım kitabını hafta başında tekrar okumaya başladım. İki gün içinde de bitirdim. Sonra tekrar yorumumu okuduğumda dedim ki ben neden bir puan kırdım bu kitaptan. Çünkü ikinci okuyuşumda kitaba kelimenin tam anlamıyla bayıldım. Aklıma tekrar blog yazma fikri gelse de bundan vazgeçip zaten var olan yazıyı küçük bir notla güncelleyeyim dedim.
Benim Uzak Yıldızım, ikinci okumamla beraber favori kitaplarım arasına girdi. Lilac ve Tarver'ın aşkını ilk okuyuşumda beğensem de ikincisin de daha da sevdim.
Bu sevdim kısmı daha da uzar gider. Sonuç olarak Benim Uzak Yıldızım herkese önerebileceğim kitaplardan.
Puanımı da güncelleyim: 5/5!