23 Eylül 2015 Çarşamba

Yabancı / Melissa Landers Kitap Yorumum

10:30:00 0 Comments
YABANCI

Özgün Adı: Alienated
Yazarı: Melissa Landers
Yayınevi: GO! Kitap
Goodreads Puanı: 4,00
Sayfa Sayısı: 423
Arka Kapak Yazısı: 
"UZAYLILAR İNSANLARLA İKİ YIL ÖNCE BAĞLANTI KURDU. Şimdi de Dünyalı Cara Sweeney, ailesiyle onlardan birini misafir etmeye hazırlanıyor. 
Gezegenler arası öğrenci değişim programı kapsamında evinde L'eihrli bir lise son sınıf öğrencisini ağırlamaya hazırlanan Cara, bu sayede hem hayallerindeki üniversiteye ücretsiz gidebilecek hem de o gizemli L'eihrliler hakkında gazetecilerin uğrunda öleceği bilgiler edinecektir. L'eihrlli öğrenci Aelyx'in, ayakları yerden kesen yakışıklılığı da cabası.
Ama işler hiç de düşünüldüğü gibi yolunda gitmeyecektir, çünkü Aelyx'i okulda istemeyenler de vardır ve sayılar hiç de az değildir. Tehdit mektupları almaya başlayan Cara bir süre sonra Aelyx ile okula polis eşliğinde gitmek zorunda kalacaktır. 
Okuldaki herkes tarafından dışlanan Cara'nın artık tek arkadaşı Aelyx'tir. Üstüne üstlük Cara ona sırılsıklam aşık olmuştur. Öte yandan Aelyx'in de ölümcül sonuçlar doğurabilecek sırları vardır. Büyük bir tehlikeyle karşı karşıya olan Cara hem kendisinin ve sevdiği çocuğun hayatı hem de gezegenin geleceği için bir ölüm kalım savaşı vermek zorundadır."
***
Herkese yeniden merhaba! Bugün Yabancı ile ilgili düşüncelerimi sizlerle paylaşacağım.
Yabancı, yayımlandığı günden beri sık sık gördüğüm bir kitaptı. Konusu bana göre oldukça ilgi çekici ve değişikti. Pek fazla bilim-kurgu okuyan birisi değilim; bilim-kurguyu film olarak daha çok seviyorum. Ama Yabancı -belki de- genç yetişkin türünde olmasından dolayı ilgimi çeken bir kitaptı. Yabancı'yı İzmir Kitap Fuarı'nda almıştım. Ben tam Yabancı'ya başlayacakken İşgalci basılmıştı ve nedeni bilinmez İşgalci'yi almadan, Yabancı'yı okumak istemedim. Birkaç hafta önce de İşgalci'yi alınca, Yabancı'yı okumaya başladım.
Öncelikle konusundan bahsetmek istiyorum çünkü konu aşırı derecede harika. Uzaylıların varlığı sonunda resmiyet kazanıyor ve gezegenler arası bir değişim programı başlıyor! Ana karakterimiz Cara Sweeney, bu değişim programının gezegenimizdeki temsilcilerinden biri denebilir; L'eihrli bir genci evinde misafir edecek! Misafir edeceği uzaylı genç de, Dünya-L'eihr ittifakının olmasını hiç istemiyor.
Aslında L'eihrlilere uzaylı dememize rağmen bilim-kurgu filmlerinde görmeye alışık olduğumuz insana hiç benzemeyen bir görünüşe sahip değiller! İnsanlarla fazlasıyla ortak noktaları var. Ama L'eihrliler insanlar gibi duygularıyla hareket etmiyorlar ki bu da en büyük insan-L'eihr farkı denebilir. Ayrıntılara daha fazla değinmek istemiyorum. Bu farklardan bahsedilen kısımlar benim kitapta en çok eğlendiğim kısımlardı çünkü kurgunun geliştiği yerler bu kısımlardı!
Gelelim yorumuma!
Yabancı benim okurken fazlasıyla eğlenceli zaman geçirdiğim bir kitap oldu. Aelyx'in gezegenimize ayak uydurma sürecinde oldukça komik diyaloglar geçmişti. Aelyx kendisine göre insan ırkının kötü yönlerinden bahsederken, L'eihrlileri övmesi falan oldukça komikti. İnsan yemeklerini yiyememesi ve Cara'nın her seferinde ona başka şeyler denettiği zaman ki diyaloglar oldukça eğlenceliydi. Ama bütün kitap boyunca en sevdiğim Aelyx repliği hiç kuşkusuz Cara çikolata ağırlıklı bir tabak hazırlayıp 'Sana bir tabak diyabet getirdim' tarzı bir cümle söylemesiydi.
Cara sevdiğim kız karakterlerden birisi oldu. Oldukça mantıklı hareket eden bir karakterdi ve zeki karakterleri kim sevmez? Ayrıca Aelyx'e davranışları falan oldukça hoştu. Onun Dünya'ya alışmasını sağlamak için yaptıkları, onunla -Aleyx pek umursamasa da- arkadaş olmaya çalışması fazlasıyla tatlıydı. Ama Cara&Aelyx arasındaki en iyi şey aralarındaki aşkın hemen acele olmamasıydı. Bu kitapla ilgili en büyük artılardan birisiydi. Kimse pat diye uzaylı&insan aşkı okumak istemez diye düşünüyorum.
Kitapla ilgili benim için tek sorun bütün olayın son 70/80 sayfaya toplanmasıydı. Tamam, kurgu gereği olayların sona toplanması mantıklı bir şeydi. Ama yine de pat diye aksiyon olunca ve yazarın aksiyon sahnesi yazmasına alışık olmadığımdan afallamış ve kitabı birkaç gün elime almamıştım. Belki de bir anda hiç olay yokken ve bu durgunluğa alışmışken bir anda olay olması beni şaşırtmış olabilir.
Yazar, Melissa Landers kurgusunda hiçbir şeyi pek aceleye getirmemiş. Ne ana karakterler arasındaki ilişkiyi ne de kitabın başından beri beklediğiniz asıl olayı. Bu fazlasıyla iyi bir şey olsa da bir şekilde kitabın ilk başlarında hiçbir şey olmaması sizi sıkabiliyor. Bazı yerlerinde gereksiz derecede uzatıldığını falan düşünebiliyorsunuz. Ama kitabı bitirdikten sonra düşününce her şeyin o sondaki asıl olayı ve Cara&Aelyx ilişkisini bir şekilde etkilediğini ve içlerinden biri bile olmasa hiçbir şeyin aynı olmayacağını anlıyorsunuz.
Kitabı bitirdiğimde bu yazının daha uzun olacağını düşünmüştüm. Sanırım biraz kısa oldu, kesin bir şeylerden bahsetmeyi unuttum. Ama yine de ana şeylerden bahsettiğimi düşünüyorum.
Yabancı önerebileceğim bir kitap. Gerçekten güzeldi. Okurken eğlenceli zaman geçirebileceğiniz bir kitap. İkinci kitap olan İşgalci şu an kitaplığımda okunmayı bekliyor en kısa zamanda onu da okuyup yorumunu paylaşacağım.
Yabancı için puanım; 4/5!
Bir sonraki yazıda görüşmek üzere!

21 Eylül 2015 Pazartesi

Kitap Melezleri ile Blog Turu #4 Kutsal İnek / David Duchovny Kitap Yorumum + Yazar Hakkında Birkaç Şey

02:42:00 0 Comments
KUTSAL İNEK
Özgün Adı: Holy Cow
Yazar: David Duchovny
Yayınevi: April Yayıncılık
Goodreads Puanı: 3.34
Sayfa Sayısı: 158
Arka Kapak Yazısı: 
"Hindistan'dan Türkiye'ye, İsrail'den Filistin'e kıtalararası bir macera!
X-Files ve Californication'ın yıldızı David Duchovny'den katıla katıla okunacak lezzetli bir hiciv, iyimser bir sistem eleştirisi, bir doğal hayat manifestosu.
Siz, ben, biz, yabandaki hayvanlar, dizinizin dibinde hayvanlar, tabağınızdaki hayvanlar, yanınızda duran kişi... Hepimiz biriz. Hepimiz kutsalız.
Bütün inek anneleri gibi aniden ortadan kaybolan annesinin özlemiyle yanıp tutuşurken, insan ırkının himayesindeki ineklerin başına gelenleri öğrenen Elsie, bir gece çiftlikten kaçar. Hindistan Operasyonu dediği kaçış projesinin hedefi makus talihine dur demek, feleğin tekerine çomak sokmaktır. Bu özgürlükçü macerada Elsie'ye onunla aynı emelleri taşıyan bir domuz ve hindi yoldaşlık eder.
Güçlerini birleştiren hayvanlar ezber bozarak insanlığa nanik yapıyor!"
***
Herkese yeniden merhaba! Bugün Kitap Melezleri ile okuduğumuz dördüncü kitap olan Kutsal İnek yorumumu yazmak için bilgisayar başındayım. 
Önce konudan bahsetmek istiyorum. Ana karakter, ineğimiz Elsie (Elsie Q) bir gün televizyonda -ki kendisi Kutu Tanrı diyor- ineklerin katledilmesiyle ilgili bir yayın görüyor ve bu onu dehşete düşürüyor denebilir. İneklerin bu muameleyi görmesi, onu fazlasıyla üzüyor ve insanlara karşı bir cephe almaya, onlardan nefret etmeye başlıyor. Daha sonra Kutu Tanrı'da bu sefer Hindistan'da ineklerin kutsal sayıldığını görüyor ve bir anda hayatındaki en büyük amaç Hindistan'a gitmek oluyor. Elsie, Hindistan planlarını hazırlamaya başlarken bir domuz -Şalom- tıpkı onun gibi İsrail'e gitmek istiyor çünkü insanların İsrail'de onu öldürüp, yemeyeceğini biliyor. Elsie'nin bir diğer yoldaşı ise hindi olan Tom, o da Türkiye'ye gelmek istiyor. Çünkü Türklerin hindi eti yemediğini biliyor ve Tom da diğerleri gibi yaşamanın peşinde! Ve 158 sayfa boyunca kahramanlarımız Elsie, Şalom ve Tom'un istedikleri ülkelere gitme maceralarını ve neler yaşadıklarını okuyoruz.
Kutsal İnek'e biraz fazla ön yargıyla yaklaştığımı söylemem gerek. Konusu bana fazla değişik gelmişti ve nedense beğenmeyeceğimi düşünmüştüm. Çok fazla yanılmışım. Çünkü Kutsal İnek fazlasıyla güzel bir kitaptı.
Bir kere konu oldukça özgün. Yine aynı şekilde, hayvanların anlatımından yazılan Orwell'in Hayvan Çiftliği var ben onu okumadım ama Hayvan Çiftliği bana daha ciddi ve daha az eğlenceli gibi geliyor. Kutsal İnek bana göre, hayvan ağzından anlatılan en eğlenceli kitaplardan biridir. Çünkü bazen öyle kısımlar oluyor ki kitabı bırakıp rahatça gülüp sonra kitaba dönüyorsunuz. Özellikle Tom'un -hindi olan- Türkiye'den bahsedişi ve övme şekli fazlasıyla komikti.
İkinci olarak kitabın güzel bir mesajı vardı. Özellikle son bölümde fazlasıyla iyi bir mesaj verdiğini düşünüyorum. Kitabın sonuyla ilgili farklı tahminlerim vardı ama iyi ki öyle olmamış çünkü yazar Duchovny gerçekten Kutsal İnek'e yakışan bir son yazmış. 
Bir diğer söylemek istediğim şey konuyla ilgili değil. Kitabın kapağı mükemmel! Kitaplığımdaki en harika kitap kapaklarından birisi. Hem fazlasıyla yumuşak ve sürekli dokunmak isteyeceğiniz türden bir kapak hem de içerikle oldukça uyumlu. Ayrıca kitabın içinde konuyla alakalı oldukça güzel illüstrasyonlar var, hepsi birbirinden güzeldi.
Gelelim, yazar David Duchovny'e. 
"David Duchovyn, Altın Küre Ödülü sahibi, Amerikalı dizi ve film oyuncusu. New York, 1960 doğumlu sanatçı Princeton Üniversitesini bitirmiş ve Yale Üniversitesinde İngiliz Dili bölümü yüksek lisans ve doktora yapmıştır. Twin Peaks dizisindeki rolü ile tanınmaya başlanmıştır. 1993 yılında ise FOX televizyonunun ses getiren dizisi The X-Files'da oynamaya başlamıştır." * (Wikipedia) 


Umarım yazıyı bitirdiğinizde kitabı alma düşüncesine sahipsinizdir. Çünkü bana göre insanların okuması gereken bir kitap. Kitapçılarda falan görürseniz, göz atmayı unutmayın. Ayrıca aşağı kısımda da favori alıntımı bırakıyorum.
April Yayıncılık'a dördüncü turumuzda bize sponsor oldukları için ve böyle güzel bir kitabı dilimize çevirdikleri için gerçekten teşekkürler.
Bir sonraki turumuzda görüşmek üzere!

19 Eylül 2015 Cumartesi

Film Önerisi: Age Of Adaline + Bol Bol Fotoğraf

09:00:00 2 Comments
Herkese yeniden merhaba! Birkaç saat önce, beni hem ağlatan hem güldüren oldukça harika bir film izledim ve bu film hakkında bir şeyler anlatmaya/yazmaya çok fazla ihtiyacım var! Bahsettiğim film, Age of Adaline -ki başlıktan tabii ki anladınız!
İlk olarak; Age of Adaline, Türkiye'de yaz başında Ölümsüz Aşk ismiyle sinemalarda gösterime girmiş bir film. Ana Karakterimiz Adaline, 29 yaşında geçirdiği bir kaza sonucu yaşlanmıyor. Yıllar boyunca hep aynı görüntüde kalıyor. Tabii ki bir süre sonra insanlar bunu fark etmeye başlıyor ve Adaline belirli aralıklarla taşınmaya başlıyor. Günümüzde, Ellis isminde birisiyle tanışıyor ve onunla tanışması bir yerde bazı şeylerin farkına varmasına sebep oluyor. Film bu konudan gelişiyor.
Age of Adaline'ı da dün tesadüf eseri buldum. Youtube'da izleyebilecek film arıyordum ve Age of Adaline'ın fragmanını izleyip filme daha tamamını izlemeden bayıldım.
Bu filmle ilgili en harika şey, baş rolde Blake Lively'nin oynaması. Ben onu, çoğu kişi gibi, Gossip Girl dizisiyle tanıdım. Açıkçası oynadığı Serena Van Der Woodsen karakterini sevmiyordum. Bana biraz itici geliyordu diyebilirim. Ama Blake'i, tarzıyla, diğer filmleriyle falan aşırı derecede severim. Age of Adaline'da ise Blake, efsaneydi benim için.


Filmle ilgili harika olan bir diğer şey ise hiç kuşkusuz kıyafetlerdi. Blake'in giydiği her kıyafete aşık oldum diyebilirim. En favorilerimi ise yukarıdaki görselde görebilirsiniz. Filmdeki kıyafetler bana çoğunlukla dönem kıyafetlerini anımsattı, zaten filmde çok sayıda flashback olduğu için dönem kıyafetleri görmek de mümkün.
Fragmanı izlediğinizde ve Adaline'ın bir kaza sonucu asla yaşlanmayan biri olduğunu duyunca ister istemez filmde fantastik bir şeyler olduğunu düşünüyorsunuzdur. Ben de o şekilde düşünüyordum hatta bu yüzden küçük de olsa filmi saçma bulacağım ihtimali vardı aklımda. Ama, filmde bu kazaya ve yaşlanmanın durmasına, -büyük ihtimalle şu anda sadece teorik bir bilgi ama- bilimsel bir açıklama getirilmiş. Kaza sırasında neler olduğu size anlatılıyor ve tam olarak fantastik bir şeyler yoktu denebilir.
Bir diğer bahsetmek istediğim şey ise Michiel Huisman! Bir kurguya ancak bu kadar uyan/yakışan bir aktör seçilebilirdi! Cidden bu filmin cast seçimi mükemmel! Michiel ve Blake arasındaki uyum da harikaydı ki zaten böyle bir filmde, baş roller arasındaki uyumun filmi güzel yaptığını düşünüyorum.
Filmlerde, oyuncular ve kurgu dışında filmi izleyiciye beğendirecek en önemli şeyin çekim, efekt ve müzik olduğunu düşünüyorum. Age of Adaline benden bu konuda da tam puan aldı diyebilirim. Bir filmi beğenmek için size gereken bütün o seçeneklerden tam puan alması muhtemel bir film.
Age of Adaline size binlerce duyguyu aynı anda yaşatabilecek bir film. Hem oldukça hoşunuza giden, güzel sahneler izlerken bir yandan filmin sonunda ne olacağını düşünerek üzülebiliyorsunuz. Çünkü film az da olsa imkansız bir aşkı konu alıyor denebilir.
Sonuç olarak Age of Adaline benim çok çok çok (...) fazla sevdiğim bir film oldu. İzlediğim günden beri yerini hiçbir filmin alamadığı ve beni ondan başka hiçbir filmin doğru düzgün etkileyemeyeceğini düşündüğüm tek bir film vardı o da The Notebook'du. Ama Age of Adaline beni en az The Notebook kadar etkiledi ve bu iki film benim için tüm zamanların en iyisi gibi bir şey oldu. Bu yüzden de Age of Adaline'i, romantik&dram türündeki filmleri izlemeyi seviyorsanız mutlaka izlemenizi öneririm ki zaten bu türü seviyorsanız kesin izlemişsinizdir!
Aşağıda filmden oldukça fazla sevdiğim iki alıntıyı bulabilirsiniz. Ayrıca fragman için de şuraya bir tık yeterli!

Siz bu filmi izlediniz mi? İzlediyseniz benim kadar beğendiniz mi yoksa beğenmediğiniz yerler oldu mu; yorum bırakırsanız çok sevinirim. Age of Adaline hakkında sayfalarca şey yazabilecek gibi hissediyorum, daha fazla uzatmadan bir sonraki yazıda görüşmek üzere diyeyim!

13 Eylül 2015 Pazar

Kitap Melezleri ile Blog Turu #3 Emanet Mezar / Ariana Franklin Kitap Yorumum + Kısaca Kral Arthur

03:12:00 2 Comments
EMANET MEZAR
Özgün Adı: Relics of the Dead 
Yazar: Ariana Franklin
Yayınevi: Martı Yayınları
Goodreads Puanı: 4.09
Sayfa Sayısı: 430
Arka Kapak Yazısı:
"O, ölüm üstadıydı ve bir ceset ondan yardım istemişti...
Glastonbury Manastırı'nda, bir tabutta iki insana ait iskelet kalıntıları bulunur. Bu iskeletlerin Kral Arthur ve Kraliçe Guinevere'e ait olduğu söylentisi yayılır, II. Henry hükmettiği topraklardaki Gallilerin Kral Arthur'un döneceğine dair besledikleri umudu yok etmek ve çıkabilecek bir isyanı dizginlemek amacıyla, bu iskeletlerin kimliklerinin belirlenmesini emreder. Bu görev kralın ölüm üstadı Adelia Aguilar'a verilir. Adelia ve onun yakın dostu Emma'yı, mezarlıklardan cüzamlı adasına, manastırın dehlizlerinden kralın sarayına uzanan nefes kesen bir macera ve geçmişin derinliklerine saklanmış büyük bir sır beklemektedir. 
Emanet Mezar, soluk soluğa okuyacağınız muhteşem bir tarihi gerilim romanı."
***
Herkese yeniden merhaba! Bugün Kitap Melezleri Blog Turu ile okuduğum üçüncü kitap olan Emanet Mezar yorumumu sizlerle paylaşacağım!
Öncelikle bu sıralar kitap yorumu yazma konusunda biraz üşendiğimi ve yazdığım yazıları pek beğenmediğimi söylemem gerek. Aslında Emanet Mezar'dan önce Yabancı ve Uyumsuz'un yorumu gelmesi gerekiyordu. Her ikisi de neredeyse hazır olsa da, dediğim gibi yazdığım yazıları pek beğenemiyorum. Bunun sebebi de uzun zamandır bir şeyler yazmıyor olmam olabilir. Neyse, konumuza/Emanet Mezar'a dönelim!
Emanet Mezar, kitaplığımdaki tek tarihi gerilim romanı. Arka kapak yazısını okumam kitapla ilgili beklentimi fazlasıyla yükseltti diyebilirim. Çünkü Kral Arthur benim en sevdiğim ve hakkında çok fazla şey okuduğum bir efsane. Bu yüzden de içinde Kral Arthur'la ilgili bir şeyler bulabileceğim bir kitap okuyacağım için olumlu bir bakış açısıyla kitaba başladım. 
Kitabın konusunu arka kapak yazısı fazlasıyla iyi özetliyor. Kral Arthur ve Kraliçe Guinevere'e ait olduğu düşünülen cesetler bulunuyor. Ve kral bu cesetlerin kime ait olduğunu bulması için Adelia Aguilar'ı görevlendiriyor. Bütün her şeyde bu şekilde başlıyor.
Yorumuma geçmeden önce kitabı bitiremediğimi söylememde fayda var. Zaten bu yorumu birkaç gün önce yazmam gerekirdi ancak bazı sağlık sorunları nedeniyle kitabı okumaya iki haftadır zaman bulamadım. Şu son birkaç gün içinde de ancak ilk yarıyı okuyabildim. O yüzden yorumun geri kalan kısmını okurken, kitabı tam olarak bitiremediğimi bilmenizde fayda var.
Okuduğum kısmına kadar, Emanet Mezar'ı pek beğenemedim. Söylediğim gibi, Emanet Mezar sahip olduğum tek tarihi/polisiye/gerilim romanı. Ben pek polisiye okuyabilen birisi değilim. Bu tarza girebilecek okuduğum tek kitap Sherlock Holmes'lar ki onu da okumayan pek az kişi vardır. Tarihi de Kral Arthur'u da çok seviyorum; yani kitabı sevmemem için pek fazla neden yok gibi görünebilir. Ama ben yazarın dilini sevemedim. Diyaloglar bana pek etkileyici gelmedi ki kitaplarda dikkat ettiğim en önemli şeylerden biri de diyaloglar. Akıllıca ve düzgün yazılmış diyaloglar bana göre kitabı güzel yapan en önemli unsurlardan birisi. Kurgu ne kadar güzel olursa olsun karakterler arasındaki iletişim -diyaloglar- güzel olmadığı sürece kurgunun pek önemi kalmıyor.
Emanet Mezar'la ilgili benim açımdan bir diğer sorun ise bilinmeyen çok fazlaydı. Yani kitap ilahi bakış açısıyla -gözlemci de denebilir, tam emin olamadım- yazılmış ve bu bakış açısıyla yazılan kitaplardan en büyük beklentim ortaya çıkan karakterlerin kim olduğunu daha iyi öğrenebilmek. Emanet Mezar'da bu beklentim pek karşılanamadı. Ama belki de çoğu polisiye roman bu şekildedir, bilemem.
Toparlamam gerekirse; ben polisiye okuyan bir insan değilim ve uzun zaman sonra okuduğum tek polisiye roman Emanet Mezar'dı. Bu yüzden kendi içimde aynı türdeki diğer kitaplarla karşılaştırma yapabileceğim ve iyi yönlerini/kötü yönlerini daha iyi bulabileceğim bir kitap değildi. Ama eğer tarihi polisiye/gerilim kitaplarını seviyorsanız bence Emanet Mezar'a bir göz atın çünkü konusunun kaliteli olduğunu düşünüyorum ve bu türü seven birisinin güzel vakit geçirerek okuyabileceği bir kitap.
Son olarak da sizlere kitapta da geçen Kral Arthur efsanesinden bahsetmek istiyorum!
Kral Arthur, Britanya mitolojisindeki efsanevi Camelot kralı! Arthur, Britanyalılar için savaşta ve barışta ideal kralın simgesi olmuştur. Taştan sökerek aldığı kılıcı Ekskalibur, büyücüsü Merlin ve meşhur Yuvarlak Masa Şövalyeleri, aslında daha çok Arthur'u konu alan edebiyatçıların ürünleridir. Arthur'un, Sakson istilacılara karşı Kelt asıllı Britonların koruyucusu olduğuna inanılır.
Kral Arthur en kısa haliyle bu anlatılabilir. Anlatılması gereken daha çok şey olsa da buraya hepsini yazıp, sizleri de sıkmak istemedim. Eğer az da olsa Kral Arthur ilginizi çektiyse veya yeni bir dizi arıyorsanız size Kral Arthur'un da içinde bulunduğu Merlin isimli diziyi önerebilirim. Merlin, gerçekten harika bir dizi, izlemenizi fazlasıyla öneririm.
Yazımı okuduysanız gerçekten teşekkür ederim. Bana önerebileceğiniz, sizin beğendiğiniz polisiye romanlar var mı, aşağıya yorum bırakırsanız çok sevinirim. Ayrıca Kral Arthur veya Merlin dizisi hakkında konuşmak isterseniz de, yorum bırakabilirsiniz!
Martı Yayınlarına, turumuza sponsor oldukları için ve bize oldukça iyi davrandıkları için çok teşekkür ederim! Başka bir yazıda görüşmek üzere!