23 Mayıs 2015 Cumartesi

Zehir Ustası / Maria V. Snyder Kitap Yorumum

11:29:00 1 Comments
ZEHİR USTASI
Özgün Adı: Poison Study
Yazar: Maria V. Snyder
Yayınevi: DEX
Goodreads Puanı: 4.17
Sayfa Sayısı: 370
Arka Kapak Yazısı:
"Hızlı bir ölüm mü isterdin, yoksa yavaş yavaş öldüren bir zehir mi içerdin?
Yelena idam edilmek üzereyken sıra dışı bir teklif alır; Ixia'nın yeni komutanı Ambrose'un çeşnicisi olmayı kabul ederse, hapisten kurtulup sarayda yaşayacak ve en güzel yemekleri yiyecektir. Ama komutanın baş muhafızı Valek, Yelena'ya kaçmaması için Kelebek Tozu adında bir zehir içirir. Böylece Yelena, Valek'ten her gün panzehir almak zorunda kalacak aksi takdirde ölecektir. 
Yelena zehir konusunda eğitimler alır ve giderek uzmanlaşır; sarayda dostlar edinmeye bile başlamıştır. Fakat bu kez de yetimhanedeki korkunç geçmişi Yelena'nın peşini bırakmaz. Çok geçmeden, yeni askeri yönetime isyan eden suikastçılar ve görüldüğü yerde vurulması emredilen büyücüler de, Yelena'nın düşmanları arasına katılır."
***
Herkese yeniden merhabaa! Bugün sizlerle Zehir Ustası yorumumu paylaşacağım.
Zehir Ustası, çok merak ettiğim kitaplardan biriydi. Ama kitapçıma gelmemişti ve D&R'da falan bulamamıştım. En sonunda Sevgi Yolu'nda bulabildiğimde kelimenin tam anlamıyla sevinçten çıldırmıştım.
Bu kadar çıldırmama karşın Zehir Ustası'nı tam olarak 34 -OTUZ DÖRT- günde bitirmişim. Gerçekten kendi adıma bir rekor kırmış oldum. Ayrıca bu 34 günde bir başka kitap daha bitirdim. 
Gelelim Zehir Ustası'nın konusuna; Zehir Ustası, arka kapakta bahsedildiği gibi idam edilmek üzere olan Yelena'ya komutanın çeşnicisi olması teklifinin sunulmasıyla başlıyor. Yelena'nın teklifi kabul etmesi üzerine de komutanın baş muhafızı Valek, Yelena'ya Kelebek Tozu adında bir zehir içirmeye başlıyor; eğer Yelena her gün panzehiri almazsa zehir onu öldürecektir. Bu sürede Valek, Yelena'yı zehirler konusunda eğitir de. Ve Yelena, bir süre sonra zehirler konusunda uzmanlaşır.
Ancak Yelena'nın düşmanları da vardır. Mesela, komutanın çeşnicisi olmadan önce kaldığı yetimhanedeki -arka kapakta böyle diyor ama ben kitabı okurken tam olarak bir yetimhane canlandıramamıştım, maalesef- geçmişi, sarayda da karşısına çıkar. 
Kitabın konusu genel hatlarıyla bu şekilde. Yelena, kitabın başlarında daha az cesur bir karakterdi ama kitabın ilerleyişi ve olayların gelişimiyle doğru orantılı bir şekilde kendine güveni geliyor, daha cesur bir tavır sergiliyor diyebiliriz. Ama yine de Yelena pek fazla sevdiğim bir karakter olmadı. Kendi kendine bazı kararlar alması -karşı tarafı dinlemeden alınan kararlar bunlar- beni aşırı derecede sinir etmişti. Valek'e kitabın sonlarına kadar güvenmemesi de biraz canımı sıktı açıkçası. Hayır, sana zehir vermişse ne olmuş? İnsan sinir oluyor, arkadaşlar!
Ancak Yelena dışında kitapta seviyor gibi olduğum bir bey var; Valek! Şimdi, Zehir Ustası'yla ilgili yorumları okuduğumda sürekli 'VALEK! ÇOK MÜKEMMEL!' ana fikri çıkan yorumlar görmüştüm ve yine aşık olunası bir erkek karakter olduğu için çok sevinmiştim. Ancak kitabı okumaya başladığımda 'Aynı kitabı mı okuyoruz?' veya 'Aynı Valek'ten mi bahsediyoruz?' olmuştum. Çünkü o kadar çıldıracağım bir şey olmamıştı başlarda. Bir ara Yelena Valek'in heykeller yaptığını öğrendiği bir kısım vardı; orada bayağı fangirling yapmıştım çünkü bu aşırı harika bir özellik! 
Yelena ve Valek dışında sevdiğim -Yelena'dan bile fazla seviyor olabilirim- iki karakter var ki... Hatırladıkça yüzüm gülüyor diyebilirim! Tabii ki Ari ve Janco'dan bahsediyorum! Ya tam olarak kitabı güzelleştirdiler diyebileceğim karakterler! Aşırı fazla sevdim.
Kitabı, yazının başında belirttiğim gibi 34 günde bitirdim. Bunun en büyük sebebi kitabın bir yerden sonra bana fazla monoton gelmesi oldu. Olaylar oluyordu evet ama bu olaylar resmen belli bir sıraya konmuş gibiydi. Yelena'nın başına bir şey geliyor, birileri onu kurtarıyor veya kendisi kurtuluyor daha sonra kısa bir iyileşme süreciyle başka bir olaya geçiliyor. Bu rutin beni biraz sıktı ve bir ara Valek ve Yelena'nın arasında pek fazla tatlı diyalog olmaması da kitabın monotonluğunu arttırdı.
Yine de kitabın son sayfalarında olan şeyler bütün bu monotonluğa olan nefretimi biraz da olsa sildi. Kitabın sonlarına doğru aksiyon arttı, Valek daha ponçik bir karakter olmaya başladı ve bu kitabı daha da güzelleştirdi. Ama yine de kitapta bir şeyler eksikti. Tam olarak ne olduğunu bulamasam da kitapta aradığımı bulamadığımı biliyorum. Bazı yerleri anlayamadım ki bu muhtemelen benden kaynaklı bir sorun çünkü ben tam olarak o saray entrikalarını, politikalarını net bir şekilde söylenmedikçe/anlatılmadıkça anlayamıyorum. Zehir Ustası'nda da bu entrika ve politikalar üstü kapalı bir şekilde anlatıldığı için anlama sorunu çekim. Ama dediğim gibi bu büyük ihtimalle benden kaynaklanan bir sorun.
Ayrıca çoğu kişinin sonunda şok olduğu bir şey olmuş. Kimse bunu spoiler olur diye açık bir şekilde söylemese de bazı tahminlerim var. Ve ben eğer tahminim doğruysa kitabın ilk sayfasından onu tahmin etmiştim. Yani beni şaşırtan bir şey olmadı. Kitabı okuyanlar sanırım neyden bahsettiğimi anlamışlardır.
Sonuç olarak; karakterleri bir kenara koyarsam, kitapta beni çeken ve bir sonraki sayfaya geçmem için heyecanlandıran bir şey olmadığı için ve beni şaşırtan bir şey olmadığı için puan kırmayı düşündüm. Ama daha önce bu tür bir kitap okumadığım ve kurgusunu değişik bulduğum için de düşük bir puan vermeyi pek fazla istemiyorum.
Zehir Ustası hem beğendiğim, hem beğenmediğim bir kitap oldu. Devamını elbette okuyacağım ama  kitapları bir an önce almak için ekstra bir çaba sarf edeceğimi sanmıyorum. 
Puanım: 4/5!

17 Mayıs 2015 Pazar

Şahmelek + Senli / Merve Akıncı Kitap Yorumum

08:09:00 0 Comments
ŞAHMELEK
Yazar; Merve Akıncı
Yayınevi; Müptela Yayınları
Sayfa Sayısı; 484
Arka Kapak Yazısı;
"Elimden gelse hali hazırda kenetlenmiş ellerimizden güç alıp onu bu evden kaçırırdım. Denizi görebileceğimiz bir yere giderdik belki... Hiç konuşmazdık. Dudaklarımız değil, dokunuşlarımız konuşurdu bizim yerimize... Başımı onun geniş omzuna yaslayıp burnumu boynuna gömerdim. Onun o tatlı kokusunu doya doya içime çekip gözlerimi yumardım. İnanıyorum ki birlikte olsak her şey daha güzel olacaktı. Belki daha kolay..."
Ailesi, kız kardeşinin tedavisi için Amerika'ya gittikten sonra Balkanlı Ailesi'nin evinde yaşamaya başlayan İde'nin hayatı, bir gün rüyasında evin oğlu Aslan'ı görmesiyle tamamen değişir. 
Herkes ve her şeye karşı soğuk ve ilgisiz görünen Aslan Balkanlı'ya yavaş yavaş aşık olmaya başlayan İde, tutulmaya başladığı adamın buzlarını eritebilecek mi? Yaralı bir aşkın hayaletiyle boğuşan Aslan ise onu seven bir kadının varlığını kabul edebilecek mi?
***
Herkese yeniden merhaba! Bu yazımda -bana göre- Wattpad'in en tatlı ve en iyi yazarlarından biri olan Merve Akıncı'nın yayımlanmış iki kitabı hakkında yorumlarımı paylaşacağım!
Merve Akıncı'nın ilk yayımlanan kitabı, Şahmelek ekim ayında okuyucuyla buluşmuştu. Ben de Şahmelek'i 2015 yılının ikinci kitabı olarak Ocak ayında okumuştum.
Şahmelek, oldukça güzel bir aşk hikayesi anlatıyor. Baş karakterimiz İde, anne babasının kız kardeşinin tedavisi için Amerika'ya gitmesiyle bir süreliğine Balkanlı ailesinin evinde yaşamaya başlıyor. Bir gece rüyasında Aslan Balkanlı'yı görmesiyle her şey değişiyor denebilir. Aslan Balkanlı ise, tam olarak okurken aşık olacağınız bir karakter diyebilirim. Zaten hikaye castında Aslan Balkanlı için Jamie Dornan gösteriliyor; daha fazla bir şey söylemiyorum!
İkilinin hayatı, İde'nin rüyasıyla değişiyor dediğim gibi ve bundan sonra kitap akıcılıkta bir üst seviyesine geçiyor. Ayrıca bu rüya ile ilgili kitabın sonunda öğrendiğimiz bir gerçek de çok hoşuma gitti. Oldukça hızlı okutuyor kendini. Zaten ağır betimlemeler ve entrikalar falan olmadığı için anlamakta da güçlük çekmiyorsunuz. Ben biraz o entrikaları anlayabilmek için aynı sayfaları iki üç kez okuduğumdan dolayı, bu benim için iyi bir özellik oluyor.
Şahmelek zaten Wattpad'de takip ettiğim hikayelerden birisiydi ve kitap olmasına sevinmiştim. Kitap olarak basılmayı hak eden Wattpad hikayelerinden biri olduğunu düşünüyordum. Beni Şahmelek'le ilgili üzen tek şey sonunun biraz acele olmasıydı. O son 50-60 sayfayı okurken bir sonraki sayfada ne olacağını bilerek okudum. Biraz klişe bir sondu ve dediğim gibi acele yazılmış gibi hissettirdi. Onun dışında kitapta klişeler vardı, evet ama bunlar beni pek fazla rahatsız etmedi.
*** 
SENLİ
Yazar: Merve Akıncı
Yayınevi: Müptela Yayınları
Sayfa Sayısı: 150
Arka Kapak Yazısı: 
"Bu defter, beraber yaşadığımız her şeyin anısına övgüyle yazılmış, hatırlanmaya değer her şeyi içeriyor. 
Hayır, bu bir günlük değil, bu senli anılar geçidi olacak.
Senin ve benim...
Karan ve Bahar'ın...
Sevgin içimde büyüyen bir çığı anımsatsa da, o çığın üstüme devrilip sonumu getireceğini adım gibi bilsem de yine de yanında olduğum için varlığını hissedebildiğim için hep binlerce kez şükrettim. 
Seni sevmek daha değerliydi, kendimden daha çok..."
***
Evet, gelelim Senli'ye. Senli, Nisan ayında yayımlanmış bir kitap. Çıkış tarihinden bir gün sonra İzmir Kitap Fuarı'ndan almıştım Senli'yi ve aldıktan bir gün sonra okuyup bitirmiştim. Yazar, Merve Akıncı da İzmir Kitap Fuarı'na imza gün için gelmiş olsa da onun geldiği gün okulumuzdaki MBMTR konferansına katılmam gerektiği için gidememiştim. Bu da böyle hüzünlü bir anımdır, sizlerle paylaşmak istedim.
Senli'nin konusu, Şahmelek'ten oldukça farklı. Bu yüzden ikisini karşılaştırmak biraz gereksiz olur. Senli, bir günlük havası veriyor okuyucuya. Aslında konusuna fazla değinmek istemiyorum çünkü söyleyebileceğim herhangi bir şey spoiler olacak gibi hissediyorum. Ve kitabı okurken her geçidin, her sözün sürpriz olmasının sizin için daha iyi olacağından eminim. 
Kitap, dediğim gibi bir günlük havasından geçtiği için Bahar ve Karan'ın hayatlarındaki 'en önemli gelişmeler'  diyebileceğimiz anlardan oluşuyor ve bu da Senli'yi diğer bütün aşk romanlarından ayırıyor benim gözümde. Bahar'ın aşkını iliklerinize kadar hissedebiliyorsunuz ve bu gerçekten sizi aşırı derecede üzüyor. 
Ben kitabı okurken çok fazla ağladım. Kitabı okuyanlar bilir, sonlara doğru Karan'ın arkadaşlarıyla olan bir geçit vardı, ben orada çok fazla ağladım. Son geçidi okuduktan sonra kitabı bir süre kapatıp sakinleşmeye çalıştım. Son geçitten sonraki o bölüm ise, ağlamanın üzerine bir şok yaşattı. Şu uyarıyı da yapayım kitabı aldığınızda bence, son sayfalara doğru bakmayın, efsane bir spoiler alırsınız, ben yaptım siz yapmayın!
Kitapla ilgili, kurgu ve karakterler dışında sevdiğim bir diğer şeyse kitabın iç düzeniydi. Geçit başlarındaki alıntılar ve yeşil yaprak simgesi harikaydı. Ayrıca, yine geçit başlarındaki fotoğrafların her birine ayrı ayrı bayıldım. 
Yazımı bitirirken, Merve Akıncı'nın üslubunu çok sevdiğimi de söylem gerek sanırım. Anlatımı sizi hiç sıkmıyor ve kitapların her ikisi de fazla akıcı. Bir günde veya birkaç günde bitirebileceğiniz kitaplar. Hem Şahmelek hem de Senli, herkese önerebileceğim kitaplardan.
Şahmelek Puanım; 4/5!
Senli Puanım; 5/5

12 Mayıs 2015 Salı

Hiçliğin Kıyısında / J. A. Redmerski Kitap Yorumum

10:21:00 0 Comments
HİÇLİĞİN KIYISINDA
Özgün Adı: The Edge of Never
Yazar: J. A. Redmerski
Yayınevi: Ephesus Yayınları
Goodreads Puanı: 4.31
Sayfa Sayısı: 467
Arka Kapak Yazısı:
"Yirmi yaşındaki Camryn, alışılmışın dışında bir yaşam tarzı düşlemektedir. Fakat başına gelen trajediler bu yaşamı kendisinden zorla çekip alınca, ilk bulduğu otobüse atlayarak varış noktasını bilmediği bir yolculuğa çıkar. Çıktığı bu kendini yeniden keşfetme yolculuğunda, kendisi gibi nereye gideceğini bilmeyen, Andrew Parrish adında biriyle tanışır. Fakat Andrew'un da bazı karanlık sırları vardır...
Andrew yolculukları esnasında Camryn'a kimseye bağlı kalmadan, içinden geldiği gibi yaşama, en derin ve kuytu arzularına teslim olma sanatını öğretir. Ancak Andrew'un ondan gizlediği sır yolun sonunda kendisini beklemektedir. Bu sır ikiliyi bir araya getirebilecek midir, yoksa onları sonsuza dek birbirlerinden ayrılmaya mı mahkum edecektir?"
***
Hepinize, Hiçliğin Kıyısında yorumum ile merhabaa!
Hiçliğin Kıyısında, belki de okuyan herkesin çok beğendiği, övgüler yağdırdığı, Goodreads'te iyi bir puana sahip olan bir kitap. Okuyan herkes övgüyle bahsedince ben de bayağı bir merak edip, kısa bir zaman içinde kitabı aldım. Yaklaşık olarak Ocak sonu gibi kitabı bitirdim; çok geç bir blog yazısı farkındayım, ama kitapla ilgili neredeyse her detayı hatırladığımı söyleyebilirim.
Şimdi kitabı okuyan herkesin yaptığı o 'harikaydı, mükemmeldi' yorumları arasında, benim bir adet 'hayal kırıklığıydı' yorumuma başlıyorum!
Hiçliğin Kıyısında'ya alır almaz başladım. Başları çok güzeldi, bunu net bir şekilde söyleyebilirim. Ana karakter Camryn'in o depresif ruh hali çok güzel anlatılmıştı. Hatta şu şekilde bir de alıntı paylaşayım;
"Depresyonda mesele sadece üzüntü değildi. Aslına bakarsanız üzüntünün konuyla pek az ilgisi vardı. Depresyon acının en saf haliydi ve herhangi bir şey hissedebilmek için her şeyi yapmaya hazırdım. Her türlü hisse razıydım. Acı insanın canını yakıyordu, ama başka hiçbir şey hissedemeyecek kadar acı çekmek, delireceğinizi sanmaya başladığınız noktaydı."
Belki kitap okuyan çoğu kişinin, okuduğu kitapta beğendiği, daha sonra hatırlamak istediği yerlere post-it koyma huyu vardır. Yukarıdaki alıntı da Hiçliğin Kıyısında'da post-it koyduğum ilk yerdi ve hala daha kitaplığımı düzenlerken falan kitabı alıp okuduğum yerdir, aşırı derecede hoşuma gidiyor.
Neyse, konumuza dönelim. Daha sonra, Camryn'in yolculuğu başlıyor. Ve bindiği otobüste Andrew'la tanışıyor. Nasıl tanıştıklarını falan söylemeyeceğim çünkü tanışmaları aşırı derecede güzeldi. İşte tanıştıktan ve yakınlaştıktan sonra birlikte yolculuk yapmaya başlıyorlar.
Andrew için aradığım beyefendi diyebilirim. Bir kere zümrüdanka kuşu dövmesi var ve Notebook'ta ağladığını kabul ediyor! Arkadaşlar, Notebook'ta ağlayan birisinden bahsediyoruz, Notebook'ta ben de ağlıyorum. Ve harika ötesi bir müzik zevki var sevgili Andrew'un. Bildiğim şarkıların kitapta geçmesine ayrı, yeni ve harika müzikler keşfettiğim için ayrı sevindim.
The Edge of Always (#2)
Evet, bu kadar övdüm biraz da daha ağır basan kötü taraflarına geçmek istiyorum.
Şimdi, kitapta bir yerden sonra cinsellik biraz fazla ön plana çıktı. Ben kitaplarda cinselliğin olmasından rahatsız oluyorum açıkçası. Hiçliğin Kıyısında'da bu bölümleri okumadan geçtim diyebilirim.
Diğer kötü taraflardan biri ise kitabın sonu aşırı derecede zorlamaydı. Yani, yazar sadece ikinci bir kitap yazabilmek için -evet, The Edge of Always, adından ikinci bir kitap var- zorlama ve iğrenç bir son yazmış. Yaşanan bütün olaylar göz önüne alındığında, Hiçliğin Kıyısında'ya yazarının yazdığının tam tersi bir son yakışırdı diye düşünüyorum.
Sonuç olarak Hiçliğin Kıyısında beğenmediğim bir kitap oldu. Keşke okumasaydım diyebileceğim kadar kötü değildi ama bana güzel birkaç şarkı ve Bad Company dışında bir şey katmadı.
Puanım; 2/5

1 Mayıs 2015 Cuma

İzmir Kitap Fuarı Ganimetleri

05:25:00 0 Comments
Herkese upuzun bir aradan sonra yeniden merhaba! Gerçekten bu sefer fazlasıyla uzun bir ara verdiğimi farkındayım; en azından bu şekilde hissediyorum. En son ta Nisan başında yazı yayımladığım düşünülürse, o zamandan bu zamana bir sürü kitap okumuş olmalı, bir sürü yorum yazacak durumda olmam gerekir. Maalesef hiç de böyle olmadı! Nisan ayım tamamen projeler, performanslar ve bu dönem ortaya çıkan -saçma- performans sınavlarıyla geçti. Ve bütün bu yoğunluk içerisinde İzmir Kitap Fuarı'na gittim. Dediğim gibi bütün o koşuşturma içerisinde fuarda olabilmek oldukça iyi hissettirdi. Ve bugün yazacağım konuda fuarda aldığım kitaplar hakkında olacak.
Aslında bilgisayar başına Hiçliğin Kıyısında hakkında bütün duygularımı dökebileceğim bir yazı amacıyla oturdum ancak raftan Hiçliğin Kıyısında'yı alacakken fuar kitaplarımı gördüğümde 'Amaan, boşver Hiçliğin Kıyısında'yı!' dedim. Ne kadar hoş!
Fuardan toplamda altı kitap aldım. Kitapların hepsi oldukça fazla istediğim -ciddiyim, uzun süredir bu kitaplardan bahsediyorum- ve okumak için sabırsızlandığım kitaplardı.

İlk olarak Cadıların Keşfi'yle başlamak istiyorum. Cadıların Keşfi, Pegasus yayınlarından çıkan 671 sayfalık bir kitap. Yazarı, Deborah Harkness. Ve 'Ruhlar Üçlemesi' serisinin ilk kitabı.
Öncelikle Cadıların Keşfi'nin kalınlığını çok sevdiğimi söylemem gerek. Ben kalın kitapları, incelere göre daha çok seviyorum. Tabii bu kalınlık gereksiz ayrıntılar ve betimlemeler içermediği sürece ki Cadıların Keşfi'nde böyle bir şey olacağını düşünmüyorum.
Cadıların Keşfi ile ilgili bir diğer harika şey ise kitaplıkta sırt kısmının aşırı derecede güzel gözükmesi. İkinci kitap ve çevrildiğinde üçüncü kitabıyla beraber beni çıldırtabilecek kadar güzel gözükeceklerine eminim.
Kitabın arka kapak yazısı ise şu şekilde;
"Oxford'un Bodleian Kütüphanesi'ndeki kitap raflarının arasında araştırma yapan genç akademisyen Diana Bishop, tesadüfen simyacılıkla ilgili eski bir elyazması bulur. Köklü ve seçkin bir cadı ailesinden gelen Diana'nın yaptığı bu keşif yeraltında doğaüstü bir karışıklığa sebep olarak iblis, cadı ve vampirlerin kısa sürede kütüphaneye doluşmasına yol açar. Diana yüzyıllardır aranan bir hazine keşfetmiştir ve her şeyi yoluna koyabilecek tek kişi de yine kendisidir. Bu zorlu mücadelede en büyük destekçisi ise onu hiç yalnız bırakmayan, her türlü fedakarlığı göze alıp kendi soyunun karşısında duran meslektaşı, vampir Matthew olacaktır."
İkinci olarak Yabancı'dan bahsetmek istiyorum. Yabancı'nın yazarı Melissa Landers ve Yabancı, "Alienated" isimli, Goodreads'e göre bir ikilemenin ilk kitabı ! Yabancı GO! kitaptan çıkmış 423 sayfalık oldukça tatlı bir kapağa sahip mıknatıslı kitaplardan birisi. Yabancı'yla ilgili ne söylemem gerektiğini bilmiyorum açıkçası. Çünkü, Yabancı'yı fuardan çıkmadan önce GO! standında her kitabın 10 lira olduğunu görünce bir anda almaya karar verdim Pişman mıyım? Kesinlikle hayır!
Kitaplıkta oldukça güzel durduğunu söylemeden geçemeyeceğim. (Sanırım benim için önemli olanın kitabın, kitaplıkta nasıl durduğu olduğunu anladınız.) Zaten kapağı da oldukça güzel. Ve konusu da oldukça değişik ve daha önce okumadığım bir tarz. Kısacası Yabancı da okumak için sabırsızlandığım kitaplardan birisi!
Arka kapak yazısı da şu şekilde;
"Uzaylılar insanlarla iki yıl önce bağlantı kurdu. Şimdi de Dünyalı Cara Sweeney, ailesiyle onlardan birini misafir etmeye hazırlanıyor. Gezegenler arası öğrenci değişim programı kapsamında evinde L'eihrli bir lise son sınıf öğrencisini ağırlamaya hazırlanan Cara, bu sayede hem hayallerindeki üniversiteye ücretsiz gidebilecek hem de o gizemli L'eihrliler hakkında gazetecilerin uğruna öleceği bilgiler edinecektir. L'eihrli öğrenci Aelyx'in, ayakları yerden kesen yakışıklılığı da cabası. Ama işler hiç de düşünüldüğü gibi yolunda gitmeyecektir, çünkü Aelyx'i okulda istemeyenler de vardır ve sayıları hiç de az değildir. Tehdit mektupları almaya başlayan Cara bir süre sonra Aelyx ile okula polis eşliğinde gitmek zorunda kalacaktır. Okuldaki herkes tarafından dışlanan Cara'nın artık tek arkadaşı Aelyx'tir. Üstüne üstlük Cara ona sırılsıklam aşık olmuştur. Öte yandan Aelyx'in de ölümcül sonuçlar doğurabilecek sırları vardır. Büyük bir tehlikeyle karşı karşıya olan Cara hem kendisinin ve sevdiği çocuğun hayatı hem de gezegeninin geleceği için bir ölüm kalım savaşı vermek zorundadır."

Ve gelelim fuardan aldığıma en sevindiğim, okumak için sabırsızlandığım ve merakımın zirvesinde olduğum kitaplardan birine; Meleğin Düşüşü!
Ah o kitap! Ah o yorumlar!
Meleğin Düşüşü hakkında öyle çok güzel yorum okudum ki nasıl merak ettiğimi anlatmaya kelimeler yetmez. Normalde Meleğin Düşüşü'nü fuardan önce alacaktım ancak neredeyse çoğu kitabımı aldığım kitapçıda Meleğin Düşüşü bir türlü gelmedi, geldiğinde de ben kaçırdım falan. En sonunda artık daha fazla ısrara gerek yok, fuardan alayım diye düşünüp listemin bir köşesinde beklemeye aldım. Ve fuara ikici kez gittiğimde -neredeyse koşarak- DEX standına gidip kendime en güzelinden bir Meleğin Düşüşü aldım. Aldığımdan beri de düzenli bir ilişkimiz var; sürekli bakışıyoruz falan. Kendime verdiğim bir söze göre, en azından son sınavlarım bitene kadar okumayacağım. Çünkü böyle büyük umutlarla aldığım kitapları en rahat olduğum zamanlarda bir oturuşta bitirmeyi çok seviyorum.
Bu arada Meleğin Düşüşü'nün yazarı Susan Ee. DEX yayınları tarafından yayımlanmış bu mükemmel kapaklı kitap 310 sayfa. Goodreads bilgilerine göre "Penryn & the End of Days (Penryn ve Günlerin Sonu)" isimli serinin ilk kitabı.
Ve son olarak da bu mükemmel kitabın (Meleğin Düşüşü'ne kaç kez mükemmel diyebilirim acaba?) arka kapak yazısı;
"Kıyamet melekleri yeryüzüne inip tüm dünyayı yakıp yıktığından bu yana altı hafta geçti. Gündüzleri sokak çeteleri hüküm sürüyor, geceler korkunun ta kendisi. Bir gün savaşçı melekler küçük bir kızı kaçırdılar, tekerlekli sandalyeye mahkum, aç biilaç halde, ufacık bir kızı. Kızın ablası, Penryn, kardeşini kurtarmak için elinden geleni ardına koymayacak. Buna, asılında düşmanı olan bir melekle bir anlaşma yapmak dahil olsa bile. Raffe, kanatları kesilmiş, gücünü yitirmiş bir melek. Binlerce yıl savaştıktan sonra şimdi hayatı, gencecik bir kızın ellerinde. Penryn ve Raffe, korkunun ve tuhaf yaratıkların hüküm sürdüğü bir dünyada bir başlarınalar, hayatta kalmak için de birbirlerine ihtiyaçları var."
Sıradaki kitap ise, tıpkı Meleğin Düşüşü gibi merakımın zirvede olduğu bir kitap olan Bana Dokunma'da!
Bana Dokunma, Tahereh Mafi'nin yazdığı ve "Shatter Me (Bana Dokunma)" serisinin ilk kitabı. DEX yayınlarının yayımladığı kitap 321 sayfa ve ülkemizdeki kapakları hiç güzel değil! Bunu söylemezsem kesinlikle rahat etmezdim!
Bana Dokunma, önce okumak istediğim, sonra okumaktan vazgeçtiğim ve en sonunda delicesine merak etmeye başladığım bir kitap. Bunun sebebi fuardan birkaç hafta önce hunharca alacak kitap ararken tumblrda Bana Dokunma'yı aratmış bulundum. Öyle güzel çalışmalar, öyle güzel alıntılar gördüm ki... Ancak sonradan anladım ki gördüğüm, aşık olduğum, kitabı okumama sebep olan çoğu alıntı serinin son kitabı ve henüz ülkemizde yayımlanmayan "Ignite Me" kitabındanmış. Ama yine de önemli olan seriye bir yerden başlayabilmektir.
Ve Bana Dokunma'nın arka kapak yazısı da şu şekilde;
"Juliette tam 264 gündür kimseye dokunmadı. En son birine dokunması bir kazaydı. Ama Yeniden Kuruluş onu cinayetten içeri tıktı. Juliette'in dokunuşunun neden bu kadar ölümcül olduğunu kimse bilmiyor. Kimseye bir zarar vermediği sürece bu durum kimsenin de umurunda değil çünkü dünya zaten perişan durumda. Her gün yeni bir hastalık ortaya çıkıyor, gıda sıkıntısı had safhada, gökyüzünde tek bir kuş kalmadı ve bulutlar garip bir renkte. Yeniden Kuruluş, yeni düzenin tek çare olduğunu iddia ettiği için Juliette'i bir hücreye kapattı. Hayatta kaln bir avuç insan ise savaş naraları atıyor. İşte bu yüzden Yeniden Kuruluş fikir değiştirmek üzere. Juliette onlar için mükemmel bir silah olabilir. Juliette, yeni düzenin tek silahı olabilir. Juliette karar aşamasında. Ya bir silah olacak. Ya da bir asi."
Gelelim fuardan eve döndüğüm gibi oturup bitirdiğim Kocan Kadar Konuş | Diriliş'e! Ben zaten ilk kitap olan Kocan Kadar Konuş'a kelimenin tam anlamıyla bayılmıştım. Ben ilk kitabı okuduktan birkaç hafa sonra Diriliş çıkmıştı ve zaten fuara az kaldığı için fuar listeme eklemiştim. Fuara gittiğimiz ilk gün hemen alıp yazarı Şebnem Burcuoğlu'na imzalattım. Ve zaten Diriliş'i eve geldiğim gibi hemen bitirdim. Diriliş'le ilgili sevdiğim bir şeyi söylemeden geçmek istemiyorum; kırmızı ip! Belki bazılarınız ayraca bağlı olan kırmızı ipleri görmüştür ve hikayesini okumuştur. Okumayanlar vars
a onları hemen okumaya teşvik ediyorum; çünkü gerçekten benim oldukça fazla hoşuma giden bir hikayesi var.
Arka kapak yazısı ise şu şekilde;
"Çok sevgili Türk kızı, Bir önceki kitapta mevcudiyetimizin ve istikbalimizin yegane temelinin bir koca bulmak OLMADIĞINI anlatmaya çalışmıştım hatırlarsan. O kitapta bana verilen tavsiyeleri hiç uyguladın mı bilmiyorum ama sonunda başıma neler geldiğini gördün. Şunu hiç unutma; sen belli bir yaşa gelene kadar kimileri evlen diye baskı yaparken kimileri de evlenmeni engellemek için elinden geleni ardına koymayacak! Nikah masasına oturana kadar atlatman gereken çok badire, dahili ve harici çok bedhahların olacak. Tüm bunlara rağmen akıl sağlığını koruyabildiysen seni gönülden tebrik ediyorum; yüce bir insan, eşsiz bir varlıksın sen Türk kızı!"
Ve en son olarak da çıkması için gün saydım diyebileceğim bir kitaba; Senli! Senli, belki de bazılarınızın bildiği gibi en başta Wattpad'de yayımlanmış bir hikayeydi. Wattpad'de final vermeden, kitap olacağı haberi geldi ve haberden kısa bir süre sonra da satışa sunuldu. Ben de fuara gittiğim ilk gün Diriliş'le beraber Senli'yi de aldım. Diriliş'i okuyup bitirdikten sonra hemen Senli'ye başladım. Çünkü Wattpad'de okuduğum bölümlerden sonra sonunu o kadar çok merak ediyordum ki. Ve şunu da söylemem gerek merakıma sonuna kadar değdi.
Senli, Merve Akıncı'nın yazdığı ve Müptela yayınlarının yayımladığı 160 sayfa olmasına rağmen oldukça yoğun anlatıma sahip harika bir kitaptı! Sonuna kadar önerebileceğim bir kitap; ağlayabileceğiniz bir kitap arıyorsanız eğer Senli tam olarak aradığınız kitap!
Arka kapak yazısını da şuraya bırakayım;
"Bu defter, beraber yaşadığımız her şeyin anısına övgüyle yazılmış, hatırlanmaya değer her şeyi içeriyor. Hayır, bu bir günlük değil, bu senli bir anılar geçidi olacak. Senin ve benim... Karan ve Bahar'ın... Sevgin içimde büyüyen bir çığı anımsatsa da, o çığın üstüme devrilip sonumu getireceğini adım gibi bilsem de yine de yanında olduğum için, varlığını hissedebildiğim için hep binlerce kez şükrettim. Seni sevmek daha değerliydi, kendimden daha çok..."
Evet, fuar hakkındaki yazım da bu şekilde bitmiş oluyor. Ben yazarken çok eğlendim, umarım okurken sizler de eğlenmişsinizdir.
Son olarak şu aralar dinlemekten çok fazla keyif aldığım iki şarkının linklerini bırakıyorum. Umarım dinler ve beğenirsiniz!