29 Ekim 2015 Perşembe

Veronica Roth / Uyumsuz Üzerine + Bol Bol Alıntı + Fan Çalışmaları

UYUMSUZ
Özgün Adı: Divergent
Yazarı: Veronica Roth
Yayınevi: Artemis Yayınları
Sayfa Sayısı: 504
Goodreads Puanı: 4,30
Arka Kapak Yazısı: 
"Beatrice Prior'ın Chicago'suna toplum, her biri belli bir erdemi yaşatmaya adanmış be
ş topluluğa bölünmüş durumda. Dürüstlük, Fedakarlık, Cesurluk, Dostluk ve Bilgelik. Her yıl, belli bir günde bütün on altı yaşındakiler, hayatlarının geri kalanında birlikte yaşayacakları grubu seçmek zorunda. Beatrice, hem ailesiyle kalmak, hem de kendi benliğini bulmak istiyor ama ikisini birden seçemez. Bu nedenle kendisi dahil, herkesi şaşırtan bir seçim yapıyor.
Genç yazar Veronica Roth heyecanlı seçimle, kalp kıran ihanetler, kan donduran sonuçlar ve beklenmedik aşklarla dolu karanlık bir geleceği anlatan gerilim serisinin ilk kitabıyla edebiyat sahnesine çıkıyor!"
***
Herkese yeniden merhaba! Bugün sizlerle benim en sevdiğim serilerden biri olan Uyumsuz yorumumu paylaşacağım! Aslında bu diğer kitap yorumlarımdan biraz daha farklı olacak diyebilirim -başlıktan da anladığınız üzere. Çünkü Uyumsuz benim için sade bir kitap yorumuyla bırakmak istemediğim bir kitap. Karakterlerin fazlasıyla derin olduğunu üzerinde çokça düşünülmesi ve konuşulması gerektiğini düşündüğüm bir seri. Neyse, hemen yazıya geçelim çünkü zaten fazlasıyla uzun olacağını düşünmekteyim. Ayrıca, seriyi daha okumamış olanlar için asla ağır bir spoiler olmadığını söyleyebilirim; zaten ilk kitapla ilgili alabileceğiniz pek fazla büyük spoiler yok, son kitap olan Yandaş'ın yorumlarını dikkatle okumanızı öneririm!
Çok azına sahipsek ve her şeyin azıyla yetinirsek herkes eşit olur ve kimse kimseyi kıskanmaz.
Uyumsuz serisini geçen sene tam da bu zamanlarda okumuştum. Hatta en hızlı okuduğum seri diyebilirim; üç kitabı üç günde bitirmiştim. Ama geçenlerde ilk filmi televizyonda izleyince bu seriyi ne kadar sevdiğimi ve bazı detayları hatırlayamadığımı fark ettim. En kısa zamanda seriyi tekrar okumam gerek, diye düşündüm. Aslında planım serinin üç kitabını bir yazıda toparlayıp yorumlamaktı ama daha Uyumsuz'u okurken böyle bir şey yapamayacağımı fark ettim çünkü söylemek istediğim çok fazla şey var.
Öncelikle Uyumsuz'un konusunda bahsetmek istiyorum ama çoğunuzun kitabı okuduğunuzu veya filmi izlediğinizi yani konuya hakim olduğunuzu düşünmekteyim.
Babam, gücü elinde tutmak isteyenlerin, hep kaybetme korkusuyla yaşadığını söyler. Onun için gücümüzü, gücü istemeyenlere vermemiz gerektiğini iddia eder. 
Uyumsuz'da bizi bir topluluk düzeni bekliyor. Toplum, 5 topluluğa bölünmüş durumda. Bilgelik, Cesurluk, Dostluk, Dürüstlük ve Fedakarlık. On altı yaşına gelen herkes bir simülasyona girip yatkın olduğu topluluğu öğreniyor ve bundan sonra ait olacağı topluluğu seçiyor. Ana karakterimiz Beatrice ise Fedakarlık'ta doğmuş birisi ve on altı yaşına gelmiş durumda yani seçim yapması gerekecek. Fedakarlık'ta kalıp ailesini terk etmek de istemiyor ama yaşamını Fedakarlık'ta bir fedakar olarak geçiremeyeceğini de biliyor. Sınav sonucu ise belirsiz çıkıyor ve bu onun içinde bulunduğu durumu daha da zor bir hale getiriyor. Belirsiz çıkan sınav sonucu karşısında ise -hayranlık duyduğu- Cesurluk topluluğunu seçiyor. Bizler de 500 sayfa boyunca Beatrice'in değişimini ve Cesurluk aday sürecini okuyoruz.
İlk olarak söylemek istediğim şey bu kitabı çok fazla sevdiğim! Kitabın içindeki güzel sözler, olay örgüsü, karakterler... Her şey mükemmeldi benim için. Her şey olması gereken sıradaydı ve hiçbir olay bulunduğu kısımda saçma durmamıştı diyebilirim. Her şeyin belli bir sırası var ve bu sıra asla monoton bir şekilde değil. Bu da artı bir yöndü. Olaylar doğru sıradaydı ve asla birbirini tekrar edecek şekilde değildi.
Ama burada amaç korkusuz olmak değil. Öyle bir şey mümkün değil. Önemli olan, korkunu kontrol edebilmek ve hakkından gelebilmek.
Şimdi kitapta keskin çizgilerle ayrılmış 5 topluluk olduğu için, bu toplulukların öğretileri var. İlk kitapta fazla sayıda Fedakarlık ve Cesurluk öğretileri/sözleri okuma şansımız vardı. Ve bu sözler fazlasıyla ilham verici ve düşündürücüydü. Belki de kitabı bu kadar güzel yapan şey bu sözlerdi. Yanlış hatırlamıyorsam diğer kitaplarda diğer toplulukların öğretilerine de yer veriliyordu. 
Gelelim karakterlere. Ben kitaptaki Tris'i, filmdekinden binlerce kat fazla seviyorum. Çünkü kitaptaki Tris, fazlasıyla mantıklı, kendine güvenen ve kelimenin tam anlamıyla bir Cesur! Filmdeki Tris'te ise bu söylediklerimi fazla görememiştim. Ve zaten filmleri sevmememin en büyük sebebi de bu. Özellikle Kuralsız filmdeki Tris'ten ölesiye nefret ettim. Neyse, kitaptaki Tris Cesur olmak isteyen Fedakarlıkta doğmuş bir Uyumsuz. Cesurluk'a ayak uydurmaya çalışıyor ve bana göre bunda fazlasıyla başarılı. Oldukça mantıklı bir karakter ki Tris'i sevmemdeki en büyük etken buydu. Tris'in Cesurluk'a ayak uydurabilmesinin en büyük sebebi hiç kuşkusuz Fedakarlıkta doğmuş olması. Doğduğundan beri annesi ve babası tarafından Fedakarlık öğretileriyle büyütülmüş olması pek fazla istemese de onu özverili birisi haline getiriyor ve Cesurluk'ta bu şekilde ayakta kalabiliyor.
Gelelim kitabın bir diğer ana karakteri olan Dört'e! Dört, Tris'in ve diğer transfer adayların adaylık sürecindeki eğitmeni. Dört hakkında pek fazla konuşmak istemiyorum çünkü zaten Dört hakkında bir yan kitap var. O kitap yorumumda Dört'ten fazlasıyla bahsedeceğim. Ama şunu söylemek istiyorum ki Dört, okuduğum en harika erkek karakterlerden birisi. Hayran çalışmalarında ayrı harika, filmlerde Dört'ü oynayan Theo James ise ayrı harika!
Gözü pekliğin, olağan eylemlerin ve ötekilerin haklarını savunmayı amaçlayan cesarete inanırız. (Cesurluk manifestosundan.)
Uyumsuz'da ana karakterlerden katlarca fazla sevebileceğiniz yan karakterler var. Kısaca onlardan da bahsetmek istiyorum. Öncelikle benim en favorim, gönlümün efendisi, Uriah! Uriah, Cesurluk'ta doğmuş ve kendi topluluğu olarak da Cesurluk'u seçmiş birisi -nasıl seçmesin? Uriah, tam bir Cesur. Yani Cesurluk'un deli dolu ve maceracı ruhunu ve değişik eğlence anlayışlarını okuyucuya çok güzel bir şekilde yansıtıyor. Hatta, diğer Cesurluk'ta doğan adaylardan biri olan Marlene'in başına koyduğu keke ateş ettiği bir sahne vardı ki... Gülmeden duramamıştım ve zaten Uriah ve Marlene'i birbirlerine çok yakıştırıyorum!
Selam, dünyanın en tatlı fanartı

Bahsetmek istediğim bir diğer yan karakter ise Eric! Eric, Cesurluk liderlerinden birisi. Ayrıca adaylık sürecinde de fazlasıyla bulunuyor. Eric, kitabın kötülerinden denebilir. Ama eğer kötü karakterlerden biraz olsun hoşlanıyorsanız, onları seviyorsanız Eric'i seversiniz.
Kitabın bir diğer kötü karakteri ise Jeanine Matthews, Bilgelik lideri. Kitapta okuyacağınız bütün aksiyonun başı Jeanine! Eric'ten daha kötü bir karakter. Eğer filmi izlemeden, daha doğrusu film castını bilmeden kitabı okusaydın Jeanine'den nefret edeceğimi biliyorum. Ama Jeanine Matthews'u Kate Winslet canlandırıyor ve ben Kate'i çok fazla seven birisiyim. Filmde de Jeanine'i o kadar harika canlandırmıştı ki Jeanine'den nefret edememiştim.
Sonuç olarak, bu seri benim en sevdiğim serilerden birisi. Olay örgüsü, yaratılan dünya, karakterler, kurgunun işlenişi... Her şeyiyle benim için mükemmel. Sadece filmlerden ölesiye nefret ediyorum. Bu mükemmel kurguyu çok güzel heba ediyorlar, tebrikler. 
Bu noktaya gelene kadar yaptıklarım için affedilecek miyim?
Bilmiyorum. Bilemiyorum.
Lütfen. 
Kuralsız, Yandaş ve Dört'ün yorumları en kısa zamanda gelecek. Şu anda dayanamadığım için Dört'ü okuyorum, aslında Kuralsız'ı okumam gerekirdi. En kısa zamanda seriyi bitirip yorumlarını yazacağım, zaten serinin yorumlarını yazmak için fazlasıyla heyecanlıyım.
Umarım yazımı beğenmiş ve keyifle okumuşsunuzdur. Uyumsuz serisini okudunuz mu? Seri hakkında neler düşünüyorsunuz, benim kadar seviyor musunuz? Yorum bırakırsanız çok sevinirim! Başka bir yazıda görüşmek üzere!

9 Ekim 2015 Cuma

Sayısalcı Olmak Ya Da Olmamak + Birkaç Güzel Fotoğraf | Buralarda Yokken #2

Herkese yeniden merhaba! Bugün blogdaki farklı içeriklerden birisinin, ikinci postuyla karşınızdayım! Ağustos ayında, kitap okuyamadığım dönemlerde blogun boş kalmaması için 'Kitap okumadığım o süre boyunca neler yaptım acaba?' temalı yazılar paylaşmaya başlamıştım. Bugün de Eylül ayının sonundan beri blogda bir şey paylaşmadığım için ayrıca kitap da okuyamadığım için bu yazının vaktinin geldiğini düşündüm.
Kısa süre önce okul açıldı ve daha yeni açıldı diyemeden kendimi büyük bir yoğunluğun içinde buldum. Lise üçüncü sınıftayım ve sayısal seçtim, her yanım sayılarla&soru bankalarıyla&ödevlerle doldu! Daha okullar açılalı iki hafta olmasına rağmen, konular ağır denebilecek düzeyde ve eğer düzenli bir çalışma programı oluşturulmazsa, soru çözülmezse anlaşılmayacak tarzda konular. Bu da okuldan eve geldiğimde ders çalışmama sebep oluyor ve böyle olduğu içinde kitap okumaya fırsat bulamıyorum.
Şimdi, bu yazıyı daha eğlenceli bir hale getirmek istediğim için, sayısal sınıfımdan bahsetmeyi bırakmam gerek.
Blogda aktif olamadığım dönemde kitap okumaya çalıştım, evet. Hatta bir tane kitap bitirdim bile. Nehir Erdem'in Çiçek Kızlarını bitirdim lakin pek beğenmedim. Yazarın başka kitaplarını Wattpad'de okumuştum ve çok beğenmiştim ama Çiçek Kızlar benim için hayal kırıklığıydı. Zaten Goodreads hesabımda Çiçek Kızlar'la ilgili kısa bir yorum paylaşmıştım. Blog yorumu yazılabilecek bir kitap olduğunu düşünmüyorum çünkü kitap hakkında bahsedilecek bir şey yok. (Ayrıca blog ana sayfasının sağ tarafında Goodread'te paylaştığım yorumların&kitap okurken, kitaplardan yaptığım alıntıların göründüğü bir kutucuk var, ismime tıklayarak da Goodreads hesabımı daha detaylı görebilirsiniz. Burada yorum paylaşmasam bile orada bir şeyler paylaşmadan duramıyorum.) 

Çiçek Kızlar dışında, okullar açılmadan tatile gittiğimizde yanıma o meşhur Efsane'yi aldım. Yaptığım çılgınlık ise, 'Ya ben Efsane'yi bitiririm hemen, orada kitapsız kalmayayım Deha'yı da alayım!' demek oldu. Gerçek ise, bir haftada Efsane'nin yarısına bile gelememiş olmam. Hatta Efsane'yi daha bitiremedim bile. Yarım bıraktım, ilk yarısı beni pek etkileyemedi diyebilirim. Ama mutlaka bitireceğim, ilk kitabı beğenmesem bile seriyi okumalıymışım gibi hissediyorum. Zaten hep bu seriyi ya çok beğeneceğim, ya da beğenmeyeceğim, ortası olmayacak diyordum. Bir yerde de doğru düşünmüşüm diyebilirim.
Şu anda da All The Bright Places isimli kitabı okumaktayım. Zaten şu sıralar instagramda oldukça popülerleşen bir kitap. Ben de arkadaşım (instagram: @booktulia) ile birlikte okuyorum. 100lü sayfalarındayım şu an -keşke okul olmasa da bir günde bitirsem- ve kitap tek kelimeyle harika. Daha önce hiç İngilizce kitap okumamama rağmen dili beni pek fazla zorlamadı. Rahatça okuyabildiğim bir kitap. İngilizce seviyenize güveniyorsanız bence okunması gereken bir kitap. Sanırım yayın hakları Pegasus yayınları tarafından alınmış. Bu da oldukça iyi bir haber diye düşünüyorum.
Kitapları geçersek bu süre boyunca hiç dizi izlemedim diyebilirim. Sadece yeni sezonları başlayan dizilerimi izledim. Bir hafta kadar önce Once Upon A Time'ın beşinci sezonu başladı. Benim çok çok aşırı beğendiğim bir bölüm olmadı, dizinin daha harika bölümleri olmuştu ancak sezon açılışı için kötü bir bölüm sayılmazdı. Ayrıca birkaç hafta önce Doctor Who'nun da dokuzuncu sezonu başladı. Ancak bu sefer sezonu yazın veya sömestr tatilinde bir seferde izlemeyi planlıyorum. Bu akşam da favori dizilerimden biri olan Reign üçüncü sezon açılışını yapacak ve ben aşırı derecede heyecanlıyım.
Dizi demişken başladığı günden beri favorim olan bir dizimi de bu blog yazısıyla kayıtlara geçireyim; Güneşin Kızları! Ciddi anlamda benim için şu ana kadar ki en iyi Türk dizilerinden birisi. Karakterler, kurgu, oyuncular... Dizi benim için bütünüyle harika diyebilirim.
Ayrıca, Pretty Little Liars dizisinin Türk uyarlaması olarak Tatlı Küçük Yalancılar isminde bir dizimiz vardı ekranlarda. Kısa süre önce fınal yaptı. Ben de final yapan dizileri falan çok severim bu yüzden ilk iki bölümünü, okul açılmadan önce izlemiştim ve açıkçası bu diziye en başından objektif bakamadığım için kendime biraz kızdım. Gerçekten uyarlama bir dizi olarak objektif bakıldığında güzel bir yapımdı ama Pretty Little Liars etkisinde ve ön yargıyla izlediğinizde gerçekten asla beğenmeyeceğiniz bir dizi. Dayanamayıp final yaptıktan sonra finalin son sahnesini de izledim ve orada oynayan çoğu oyuncuyu başka dizilerde izleyebilmeyi diledim. Özellikle Açelya karakterini oynayan Beste Kökdemir'i başka bir dizide görmeyi aşırı derecede istiyorum, oyunculuğunu fazlasıyla beğendim özellikle finalde.
Yazıyı bitirmeden önce buraya birkaç şarkı bırakmak istiyorum. Şu sıralar yeniden ve yeniden dinlediğim şarkılar bunlar.
Vance Joy - Mess is Mine
Florence & The Machine - Seven Devils
Hozier - Cherry Wine
Bu şarkılar gerçekten oldukça harika şarkılar. Normalde şarkı önerisi yapmayı pek sevmesem de sanırım bu özelliğimi biraz yıkmam gerek.
Şu sıralar, yoğunluğumdan dolayı uzun uzun blog yazıları yazamıyorum maalesef ayrıca enerjimin de yüksek olduğu söylenemez. Bu yüzden çoğunlukla twitter'da aktif olabiliyorum. Twitter kullanıcı adım ise @vdeclermont Pazartesileri Güneşin Kızları'nı izlerken ve ders çalışırken, vektörler konusuna karşı olan nefretimi dile getirmek için twitter kullandığımı da belirtmem gerek.
Bir yazının daha sonuna gelmiş bulunmaktayız. Günlerim şu sıralar bu şekilde geçiyor diyebilirim. Umarım kısa süre içinde herhangi bir kitabı bitiririm de buraya güzel bir yorum yazarım çünkü ciddi anlamda kitap yorumu yazmayı özledim. Kısa süre sonra başka bir yazıda görüşmek üzere!        

POPULAR POSTS