23 Aralık 2014 Salı

Sonsuza Dek / Kiera Cass #3

10:18:00 0 Comments
SONSUZA DEK
Özgün Adı: The One
Yazar: Kiera Cass
Yayınevi: DEX
GoodReads Puanı: 4.21
Sayfa Sayısı: 287
Arka Kapak Yazısı;
"Seçim, America'nın hayatını tamamıyla değiştirmişti. Illéa'nın prensesi olmak için yarışmaya katıldığından beri, ilk aşkı Aspen'e hissettikleri ve Prens Maxon'a karşı gün geçtikçe artan ilgisi arasında kalmıştı.
Şimdi America için gerçekten de karar verme zamanı.
Savunduğu doğrular içim mücadele zamanı.
İstediği gelecek için savaşma zamanı.
Sonsuza dek seveceği erkeği seçme zamanı."
***
Herkese yeniden merhaba! Okumamak için yalnızca birkaç gün direnebildiğim, başladığım anda elimden bırakamayıp dört saat gibi bir sürede bitirdiğim Sonsuza Dek yorumumu sizlerle paylaşacağım!
Sonsuza Dek'i İstanbul gezimizde almıştım ve orada okumayıp eve dönene kadar bekletmiştim. Eve döndüğümüzde de kitap sınavımız için Dede Korkut Hikayeleri'ni okumaya başladığım için Sonsuza Dek biraz daha gecikmek zorunda kaldı. Ama kitap sınavını atlattığım gece dayanamayıp okumaya başladım. Aslında, serinin bitmesini istemediğim için biraz daha bekleyecektim ancak merakım biraz daha üstün çıktı. Sonsuza Dek'i, tıpkı serinin diğer kitapları gibi, elinizden bırakamıyorsunuz. Daha sonra tıpkı benim gibi kitabı dört saatte bitirip 'Niye bu kadar hızlı okudum ki?' diyerek kendinize kızıyor ve tekrar okumaya başlıyorsunuz.
Elit'in sonunda America'yı kendini biraz daha toparlamış bir biçimde bırakmıştık. Yani, kimi seçeceği, kim için savaşacağı konusunda biraz daha net düşünebiliyordu. Sonsuza Dek'in, Elit'teki bütün o kafa karışıklıklarını içermediğini söyleyebilirim. En azından Elit'teki kadar, okuyucuyu sinir edecek kadar yok.
America, Sonsuza Dek'te daha akıllı düşünüyor. Prenses olma yolunda diğer kızlarla beraber yaptıkları etkinliklerde daha doğru ve daha az isyankar davranıyor. Ama yine de Kralı sinir ediyor mu? Kesinlikle ediyor!
Sonsuza Dek, diğer kızları tanımamız, onları daha çok sevmemizi sağlıyor. Celeste bile sempatimi kazanabiliyor. Aslında sadece sempatimi kazanmıyor, kitabın sonunda kendimi 'Celeste'i ne kadar çok seviyormuşum?' derken buluyorum.
Kitabın sonunda hiçbir soru işareti kalmıyor. Her şey çözülüyor, çoğu kişinin hikayesini öğrenmiş oluyoruz. Ayrıca Asiler hakkında bir sürü şey öğreniyoruz. Özellikle Kuzeyli Asiler hakkında çok fazla şaşırtıcı şeyler öğreniyoruz ki kitabın en çok şaşırtan ikinci olayı buydu diyebilirim! İlki ise kitabın sonlarına doğru gerçekleşiyor.
Maxon ve America arasında çok tatlı anlar yaşanıyor! Maxon, diğer iki kitapta olduğu gibi yine ve yine America'ya çok harika şeyler söylüyor. Şahsen ben, Maxon'ın adının geçtiği her sayfada çığlıklar atmamak için kendimi zor tuttum. Kitaplardaki çoğu erkek karakteri çok sevsem de Maxon Schreave'in yeri bende her zaman ayrı olacak!
Aspen ise... Bu kitapta, Elit'teki kadar fazla yeri yok Aspen'ın. Sadece kitabın sonlarına doğru onunla ilgili şok olduğum bir gelişme oluyor ki o olayın etkisini hala üzerimden atabilmiş değilim. 
Beni Seç serisi, okuduğum seriler arasında en iyi finallerden birini veriyor. Benim açımdan özellikle son sayfalar mükemmeldi diyebilirim. Ancak beni üzen tek şey kitabın sonunda şu klasik epilog bölümlerinden olmamasıydı. Birkaç yıl sonrasını okumayı çok fazla isterdim. Ancak yine de Mayıs ayının 5inde çıkacak The Heir kitabı mutluluk kaynağım! 
Sonuç olarak, seriyi okumanızı şiddetle öneririm. Distopya ve peri masalının karışımı olan bu seri bana göre okunması gereken serilerden biri. Umarım seriyi okur ve beğenirsiniz!
Puanım: 5/5 (Harikaydı!)

7 Aralık 2014 Pazar

Elit / Kiera Cass #2

11:20:00 0 Comments


ELİT
Özgün Adı: The Elite
Yazar: Kiera Cass
Yayınevi: DEX
GoodReads Puanı: 4.1
Sayfa Sayısı: 289
Arka Kapak Yazısı;
"Babamdan gelen mektubu ellerimde tuttum. Aspen'in prenses olamayacağımdan emin oluşu aklıma geldi. Halk oylamasında en sonuncu olduğumu hatırladım. Maxon'ın haftanın ilk günlerinde verdiği şifreli sözü düşündüm... Gözlerimi yumdum ve kendimi yokladım. Bunu gerçekten yapabilir miydim? Illéa'nın yeni prensesi olabilir miydim?"
Saraya 35 kız girmişti, şimdi 6 kız var. Ve artık Elitler Prens Maxon'ın aşkını kazanmaya çok daha kararlı. Zaman America'nın aleyhine işliyor. Biran önce karar vermeli. Çocukluğundan beri birlikte gelecek hayalleri kurduğu Muhafız Aspen mı? Yoksa nefes kesici romantizmiyle başını döndüren Prens Maxon mı? Kimi seçerse seçsin, aklı diğerinde kalacak. Ve Asi Kuzeyliler bu peri masalının mutlu sona ulaşmaması için ellerinden geleni yapacak.
***
Herkese yeniden merhaba! Okul olarak gittiğimiz İstanbul gezisinde, Beni Seç serisinin son kitabı Sonsuza Dek ve yan kitap olan Saraydan Hikayeler'i aldığımda henüz sizlerle Elit hakkında bir yazı paylaşmadığımı fark ettim. Bu yüzden gezi dönüşü, dinlendikten ve kitabı daha iyi hatırladıktan sonra yazmaya başladım.
Beni Seç'in sonunda America'yı büyük bir kafa karışıklığı ile bırakmıştık. Bu kafa karışıklığının Elit'te daha hissedilir olduğunu söylemem gerek. Elit çoğunlukla America'nın Aspen ve Maxon arasında gidip gelmesini anlatıyor. Çoğu kişi bu gidip gelmeler yüzünden America'ya kızgın olsa da ben hangi karaktere kızmam gerektiği konusunda çok kararsızım. 
Aspen'a kızgın olmam için illa bir sebebe ihtiyacım yok. Beni Seç'in ilk başlarında yaptıklarıyla pekala nefretimi kazanmıştı. Ancak Elit'te, America'nın aklını bilinçli olarak karıştırmak istediğini düşünmedim değil. 
America'ya ise özellikle kitabın sonunda yaptıkları yüzünden aşırı derecede kızgınım. Maxon'ın içinde bulunacağı o zor durumu umursamadan böyle bir şey yapması tamamen saçmalıktı. Ancak bu olayın kurgu içinde önemli bir yeri olacağını düşünüyordum ki o son bir iki sayfada öyle olduğunu anladım. America'nın aklını başına getiren bir şey oldu diyebiliriz. 
Maxon ise... Ona kızgın olduğum için kendime kızabilirim. Maxon'a kızgın olmayı sevmediğimi biliyorum. İlk kitapta ve ve ikinci kitabın sonlarında oldukça mükemmeldi ki ona kitabın ortalarında Kriss'le yakınlaştığı için kızamam.
Elit'te, Kral ve Kraliçe ilk kitaba göre daha fazla yerde karşımıza çıkıyor. Kral ve Kraliçe, seriye bu şekilde dahil olmuşken onların Seçim'inin nasıl olduğunu merak etmekten kendimi alamadım. Ve kitabı bitirdikten sonra da bu konu hakkında çok mükemmel bir haber aldım. Tatlı yazar Kiera Cass, Kraliçe Amberly'nin seçimini anlatan The Queen isimli bir novella çıkardı. Bildiğim kadarıyla novella kısa bir süre önce çıktı ve henüz Türkçe çevirisiyle ilgili bir şey duymadım. Ama yine de Kraliçe Amberly'nin seçiminin anlatılması beni aşırı derecede mutlu etti.
Elit'te bir diğer şaşırtıcı gelişme Marlee'den geliyor. Ki bu olay Maxon ve America'yı da fazlaca etkiliyor. Marlee, seçilen kızlar arasında en sevdiğimdi diyebilirim. Ayrıca size Marlee hakkında bir novella çıkacağı haberini de vermek istiyorum. Tatlı yazar Kiera Cass, The Favorite isminde çıkış tarihini tam olarak hatırlayamadığım bir novella daha çıkartıyor. Bütün bu novella haberleri aşırı derecede mutluluk verici diyebilirim. Umarım hem The Favorite hem de The Queen ülkemizde kısa sürede yayımlanır. 
Elit'in ilk başları oldukça harikaydı. Tam bir peri masalıydı. Özellikle yetmişli sayfalar, daha doğrusu Cadılar Bayramı kısmı mükemmeldi. Zaten o bölümlerden sonra asıl olaylar başlıyor ve benim kafamda kitabı en beğendiğim yerde, zirvede bırakmalıydım diye bir düşünce belirliyor. Gelişme bölümündeki bütün o karışıklıklar ise son birkaç bölüm sayesinde kafamdan uçup gidiyor. 
Elit genel olarak tam bir üçlemenin ikinci kitabıydı. Olayların daha çok geliştiği, karakterleri daha iyi tanıyıp daha çok bağlandığımız ve kendimizi daha çok kurgunun içinde bulduğumuz ikinci kitaplardandı. Elit'i beğendim ancak bana göre ilk kitap kadar iyi değildi ve bu yüzden Sonsuza Dek için büyük bir umut besliyorum. Sonsuza Dek'in, seriye -ve Maxon'a- yakışacak bir final yapmasını umuyorum. Saraydan Hikayeler bittikten sonra Sonsuza Dek'i okuyacağım ve bu sefer incelemeyi fazla geciktirmeyeceğim. 
Puanım: 5/5 (Harikaydı!)

25 Kasım 2014 Salı

Eğer Yaşarsam / Gayle Forman (Kitap+Film Yorumum)

07:27:00 0 Comments
Sıradan bir günde...
On yedi yaşındaki Mia, bir genç kızın isteyebileceği her şeye sahiptir: sevgi dolu bir aile, ona aşık bir erkek arkadaş, müzik ve olasılıklarla dolu parlak bir gelecek...
....bir saniyede her şey değişir....
Bir sabah ailesiyle yolculuğa çıkan Mia'nın hayatı bir anda altüst olur. Kendini, kaza geçirdikleri arabanın enkazından yaralı bedeninin çıkarılışını izlerken bulan genç kız, parçaları yavaş yavaş birleştirince neler kaybettiğinin ve geride bıraktıklarının farkına varacaktır. Hayat ve ölüm, mutlu bir geçmiş ve bilinmezliklerle dolu bir gelecek arasındaki ince çizgide yürüyen Mia, bir günde hayatının en önemli seçimini yapmak zorunda kalacaktır.
Eğer Yaşarsam, aşkın gücünün, ailenin gerçek anlamının ve yaptığımız seçimlerin dokunaklı hikayesi...
***
Eğer Yaşarsam, orijinal adıyla If I Stay, Pegasus yayınlarının yayımladığı iki kitaplık serinin ilk kitabı. Eğer Yaşarsam ve ikinci kitap olan, Sen Gittiğinde'yi, geçen sene İzmir Kitap Fuarından almıştım. Ve almakla en doğru kararı verdiğim iki kitap diyebilirim. Her iki kitapta insanı en derinden etkiliyor ve mutlaka kitap size bir yerden bağlanıyor; müzikten, sevgiden veya Adam yüzünden. Bir şekilde kitabı seveceğiniz bir yön oluyor.
Eğer Yaşarsam, beş veya altı saat gibi kısa sürede bitirdiğim ama etkisini hala daha üzerimden atamadığım -kitabı okumamın üzerinden aylar geçti- bir kitap.
Eğer Yaşarsam, Mia'nın ailesiyle birlikte bir araba kazası yapmasını ve kaza sonrasında Mia'nın bütün yaşananları -bilinci kapalı olmasına rağmen- görmesini anlatıyor. Mia'nın yaşamak ve ölmek arasında nasıl bir karar verdiği, bu kararı verirken neler düşündüğü ve eski yaşantısı hakkında kesitler okuyoruz. Ben özellikle hastanede Mia'nın yakınlarının onunla konuştuğu kısımlarda fazlasıyla ağladım. Mia'nın hatırladığı, geçmişte yaşadıklarıyla ilgili bölümlerdeki bazı kısımlarda da fazlasıyla güldüm. Özellikle Mia'nın anne ve babasına. Yani kitap bir bölümde güldürürken bir bölümde ağlatabilecek potansiyele sahip.
Mia'nın ailesi ve kendisi müzisyen. Bu yüzden kitapta çokça şarkı isimleri, ünlü sanatçılar geçiyor ve bu benim oldukça fazla hoşuma gitti. Pek fazla klasik müzik dinlemeyen birisi olan bana, klasik müzik hakkında birçok şey öğretti bu kitap. Ayrıca yeni müzikler keşfetmek için de Eğer Yaşarsam, mükemmel bir kitap.
Sonuç olarak, Eğer Yaşarsam'ın kitabı, duygusal açıdan beni fazlasıyla etkiledi. Ancak beni bu kadar etkileyen kitabı, her yerde elimden geldiğince övdükten sonra beğenmeyen arkadaşlarımda olabiliyor.
Gelelim asıl konuşmak istediğim Eğer Yaşarsam'ın filmine. Filmi düzgün değerlendirebilmek adına iki kez izledim. Ancak her iki izleyişimde de sıkıntıdan patlayacak gibi oldum. 
Film için sanırım beklentimi fazla yüksek tuttuğum için başıma bunlar geldi. Adam için Jamie Blackley'in seçildiğini öğrendiğimde, Willamette Stone'un ilk şarkıları yayınlandığında ve fragmanları izlediğimde film için sabırsızlanmaya başlamıştım. Ama güzel olan şeyler sadece fragmanlar, Jamie ve şarkılar oldu; ne yazık ki.
Film, fazlasıyla kesik kesikti. Annem, onunla izlediğimde, kitabı henüz bitirmediği için, sahnelerin onun için fazlasıyla karışık olduğunu söyledi. Aslında, bazı sahnelerde benim içinde öyle oldu.
Beni en çok hayal kırıklığına uğratan şey, hiç kuşkusuz Kim ve Mia'nın tanışma hikayelerinin filmde olmamasıydı. O sahnenin filmde olacağından o kadar emindim ki filmde olmadığını fark edince büyük bir yıkım yaşadım. 
Filmde beğendiğim birkaç sahne vardı. Onlardan biri, filmin sonlarına doğru Adam'ın gitarla ve Mia'nın çelloyla Today şarkısını çalması oldu. O sahne büyük ihtimalle şarkının ve Jamie'nin sesinin mükemmelliğinden dolayı çok hoşuma gitti. Ayrıca I Want What You Have ve Never Coming Down şarkılarının çaldığı sahneler de çok harikaydı ve o sahneleri de aşırı beğendim. 
Filmi izleyin veya izlemeyin, beğenin veya beğenmeyin ama mutlaka filmin soundtrack albümünü dinleyin. Özellikle yazının bitiminde linklerini koyacağım şarkıları dinlemenizi öneririm.
Eğer Yaşarsam'ın kitabının benim için yeri her zaman apayrı olacak. Ancak filmi, iki kez izlememe rağmen çoğu ayrıntısını unuttuğum, zaman kaybı sayabileceğim bir film olarak kalacak.
Film için Puanım: 3/5
Kitap için Puanım: 5/5 (Harikaydı!)
***

19 Kasım 2014 Çarşamba

Beni Seç / Kiera Cass #1

07:45:00 0 Comments

Beni Seç
Özgün Adı: The Selection
Yazar: Kiera Cass
Yayınevi: DEX
GoodReads Puanı: 4.15
Sayfa Sayısı: 299
Arka kapak Yazısı;
Bir prens nasıl tavlanır?
Illéa ülkesinde tüm genç kızlar doğdukları günden beri sınıf atlamanın peşinde. Paha biçilemez mücevherlere, göz alıcı elbiselere ancak bu şekilde sahip olabilecekler. Bunun için tek bir şansları var: SEÇİM. Kıyasıya bir mücadeleyle geçen Seçim'i kazanmanın tek yolu Prens Maxon'ı kendine aşık etmek. 
America içinse Seçim, bir kabustan farksız. Bu yarışa girmeyi kabul ederse, kendisinden aşağı sınıfta olduğu için herkesten gizlediği aşkı Aspen'i arkasında bırakmak zorunda kalacak. Öte yandan bu, ailesinin tek kurtuluş şansı. 
America, saraya adım atar atmaz, kendini esrarengiz bir dünyanın içinde bulacak. Saray hiç de dışarıdan göründüğü gibi olmayacak.
35 kızın katıldığı vahşi bir yarış nasıl kazanılır?

***

Beni Seç! En başından en sonuna kadar harika ötesi bir kitap! 
En başlarda kitaba ön yargılı yaklaştığımı söylemem gerek. Okuduğum birkaç inceleme yazısı, tumblr ve instagram'da yapılan çalışmaları görmem klasik, her zaman okuduğum tarzda bir üçleme olduğunu düşündürmüştü. Ama sonra birkaç Maxon alıntısı gördüm ki... Tamam dedim, bu üçlemeyi mutlaka okumalıyım. Ancak okuduğum bir tane alıntı, Maxon'a ait olduğunu sanmama rağmen aslında Aspen'e aitmiş ve bu beni biraz yıktı diyebilirim.
Kitap, America Singer'ın, Prens Maxon için yapılan Seçim'e asla istemeyerek, annesinin zoruyla katılmasıyla başlıyor. Ülkenin her bir yanından 35 kızın seçilip, Prens Maxon'ın kendisine uygun bir eş bulmasının beklendiği bir sistem bu. İlk başlarda, America saraya gidene kadar olan rutin kısımlardan sonra, sarayda kızların hazırlanması, Maxon'la ilk kez tanışmalarını okumak fazlasıyla eğlenceliydi. Ama en çok eğlendiğim kısım fotoğraf çekiminde Maxon ve America arasında geçen konuşmalar ve Gavril'in dahil olduğu bütün bölümler. 
Maxon kitaba dahil olduktan sonraki kısımları okurken fazlasıyla güldüm. Maxon, beklediğimin aksine bir prensti. America için söyledikleri, yaptıkları, düşünceleri her şeyiyle mükemmeldi diyebilirim. 
America ise... O yemek için oradaydı. Ona kötü bir şey söyleyemem. Ama yine de şunu söylemeliyim ki, son birkaç bölümde yaptıklarına verdiğim tek tepki gözlerimi büyütüp 'Sen ciddi misin?' oldu.
Diğer kızlara ise bazı noktalarda biraz sinir olduğumu söyleyebilirim. Tacı almak için orada olduğunu söyleyenler vardı ve bu Maxon'a aşırı derecede bağlı olan bana büyük hakaret gibi geldi. 
Kitap ciddi anlamda mükemmeldi. Sarayda geçen bütün kurgu tıpkı bir peri masalı okuyormuş hissi veriyordu. Serinin ikinci kitabı Elit'i ve son kitap olan Sonsuza Dek'i okumak için sabırsızlanıyorum!
Puanım: 5/5 (Harikaydı!)

16 Kasım 2014 Pazar

Merhaba!

10:20:00 0 Comments
Herkese merhaba! Bu benim ilk blog yazım olacak bu yüzden fazlasıyla heyecanlıyım; neredeyse on dakikadır nasıl başlamam gerektiğini düşünüyorum. En sonunda, en iyisinin bu olacağına karar verdim.
Kendimden biraz bahsetmek gerekirse,
*Adım Açelya. 16 yaşındayım. Lise 2. sınıf öğrencisiyim.
*Kitap okumaya aşırı derecede bağlıyım. Kitap okumayı sevmeye başlamam, küçükken annemin bana Ömer Seyfettin'in Kaşağı kitabını almasıyla başlamıştı diyebilirim. Ama özellikle kitap okuma aşkımın, ilk kez İzmir Kitap Fuarı'na gitmemle başladığını düşünüyorum.
*Kitaplar konusunda dünyanın en hassas ve kıskanç insanı olabileceğimi düşünüyorum. Kitaplarımdan birinin kenarı kıvrılsa içim acıyor resmen. Ve sevdiğim bir kitabı etrafımda -yakın arkadaşlarım dışında- okumak isteyen birisi olduğunda aşırı kıskanç olabiliyorum.
*En sevdiğim seriler, Harry Potter, Uyumsuz ve Hush Hush serileri.
*En sevdiğim yazar ise J.K. Rowling. Aslında okuduğum bütün serilerin yazarlarını çok seviyorum ama Rowling'in yeri benim için her zaman en ayrı yerde olacaktır.
*En büyük hayalim kendi kitabımı, şu anda büyük bir aşkla baktığım kitap raflarında görmek. Bunu gerçekleştirmek gerçek anlamda en çok istediğim şey.
*Doctor Who bağımlısıyım diyebilirim. Sürekli Doctor Who hakkında konuşabilirim/izleyebilirim. Asla sıkılmam.
*Fotoğraf çekmeyi/çekilmeyi çok severim.
*Biraz utangaç bir yapım vardır. Daha doğrusu tanımadığım insanların yanında hiç olmadığım kadar utangaç olabilirim. Ama konu ilgimi çektiği anda beni susturabilecek bir güç yoktur.
*Bana göre en değişik alışkanlığım, sürekli virgül kullanmam. Sanırım internet üzerinde okuduğum hikayelerde bunun eksiğini gördüğüm için bu alışkanlığım başladı. Her ne kadar kendimi tutmaya çalışsam da, yazdıklarımı kontrol ederken her yerde virgüllerle karşılaşıyorum.
Kendim hakkında söyleyebileceğim en genel şeyler bunlar.
Umarım, yayınlayacağım şeyleri beğenirsiniz. Sık sık bir şeyler yayınlamaya çalışacağım. Bir sonraki yazıda görüşmek üzere!