, , , , , , , , , , ,

Ağustos Ayı: Neler Okudum? Neler İzledim? | Eylül Okuma Listem

Herkese yeniden merhaba! Bu yazıda sizlerle Ağustos ayında okuduğum kitaplardan bahsedeceğim. Şunu söylemeliyim ki Ağustos okuma listemin neredeyse tamamına uydum, kitaplar aynı olmasa da sayı planladığım gibi oldu. Bu yüzden okuma anlamında verimli bir ay geçirdim.
İlk olarak Temmuz ayında yarım kalan Kemikler Şehri'ni bitirdim. Sevdiğim bir seri başlangıcı oldu. Ölümcül Oyuncaklar serisi zaten uzun zamandır okumak istediğim bir seriydi ve Kemikler Şehri de iki yıldır kitaplığımda okunmak üzere bekliyordu. Detaylı yorumunu blogda paylaştım. Tıklayarak okuyabilirsiniz.
Kemikler Şehri'nden sonra Olağanüstü Bir Gece'ye başladım. Güzel bir Zweig kitabıydı ama yine de beni ilk sayfasından son sayfasına kadar etkilemedi. Yalnızca son dört beş sayfası mükemmeldi ve sürekli okumak isteyeceğim tarzdaydı. Ama yine de okuduğum diğer Zweig kitaplarıyla karşılaştırdığımda kötü değildi. Bilinmeyen Bir Kadın'ın mektubu kadar etkileyemedi beni ne yazık ki. Kitaptaki adamın kendini keşfetmesini merakla okudum ama işte aradığım o tadı alamadım. Kötü değildi, Zweig okumayı seviyorsanız zaten kesin okumuşsunuzdur. Okumadıysanız da tavsiye ederim.
Olağanüstü Bir Gece'den sonra hiç vakit kaybetmeden Satranç'a başladım. Zweig'in en çok merak ettiğim ve en popüler olan kitabıydı. Ama Satranç'ı okumadan önce tam olarak anlayabilmek için birkaç tane Zweig okumam gerektiğini düşünmüştüm. Satranç'a kadar olan Zweig sürecim planladığım gibi ilerledi. Ve sonunda Satranç'ı okumaya başladım. Açıkçası bu kitapla ilgili en büyük korkum beğenip beğenmemek değildi. Çok abartılmış, overrated bir kitap olarak görmekten korkuyordum. Daha ilk sayfasından hiç de öyle olmadığını anladım.
Satranç bana göre tam bir başyapıt. Zweig'in bütün kitaplarını okumadım ama bundan daha çok beni etkileyecek bir kitabı olduğunu sanmıyorum nedense. Net bir şekilde söyleyebilirim ki -serileri bağımsız tutarak- okuduğum en iyi kitaptı. Bu kadar etkilenerek bir kitap okumayalı uzun zaman olmuştu. Dr. B. artık 'en sevdiğin karakter kim?' sorusu için olası cevaplar arasında.
Bir kez okunup 'tamam, anladım' denecek bir kitap değildi bence. Hayatımın farklı dönemlerinde okuyup farklı anlamlar çıkartabileceğimi düşündüğüm bir kitap. Mükemmeldi yani daha fazla ne diyebilirim bilmiyorum. Eğer hala okumadıysanız bence hemen okumalısınız!
Satranç'la zaten mükemmel bir gün geçirmişken sonrasında Dikenler ve Güller Sarayı'na başladım.Çok çok çok güzeldi. Birkaç gün içinde bitirip hemen ikinci kitap olan Sis ve Öfke Sarayı'na başladım. O yüz kat daha güzeldi. En sevdiğim serilerden birisi oldu. Üçüncü kitabı büyük bir heyecanla bekliyorum. Umarım en kısa zamanda yayımlanır çünkü kitaplığımda bu seriyi her gördüğümde çıldırıyorum. Eğer bu iki kitapla ilgili detaylı yorumumu okumak isterseniz tıklamanız yeterli.
Sis ve Öfke Sarayı'ndan sonra okuyacağım hiçbir şeyin beni etkilemeyeceğini farkında olarak Küller Şehri'ne başladım ama birkaç gün geçmesine rağmen kitapta ilerleyemiyordum. İşte tam da o sırada Cadıların Keşfi'nin dizisi için başrol oyuncular açıklandı.
Dizide ana karakter Diana Bishop'u Teresa Palmer canlandıracak ki bu haberle kafayı yedim. Çünkü seriyi okurken kendi castımı oluştururken Diana için Teresa'yı da düşünmüştüm. Bu habere gerçekten çok sevindim çünkü Diana benim en sevdiğim kadın karakterlerden birisi ve kitaptaki gibi bir görünümle diziye aktarılacağı için çok mutluyum.
Matthew de Clermont'u ise Matthew Goode canlandıracakmış. Açıkçası Matthew'un oyuncu seçimi beni biraz üzdü. Matthew'u her zaman Henry Cavill'i hayal ederek okumuştum ve bence onun için en uygun oyuncu da oydu. Ama gerçekleşmek için çok güzel bir hayaldi.
İşte bu oyuncu haberlerini alınca, 'benim bu heyecanımı bir şekilde atmam gerek' diye düşündüm ve bunun için en iyi yolun seriyi baştan okumak olacağına karar verdim. Hemen o akşam Cadıların Keşfi'ne başladım. İlk okumama göre daha keyifli bir okumaydı. İlk seferde anlayamadığım tarihi göndermeleri bu sefer daha iyi anlayabildim. Zaten Cadıların Keşfi'ni çok sevdiğimi blogda yüz kez söylemişimdir. Gerçekten muhteşem kitaplar. Deborah Harkness'ın müthiş bir emekle yazdığı kitaplar. Eğer detaylı yorumumu merak ediyorsanız tıklayabilirsiniz.
Cadıların Keşfi iki günde falan bitince vakit kaybetmeden Gecenin Gölgesi'ni okumaya başladım. Gecenin Gölgesi kitaplığımın en zor okunan kitabı. Gerçekten güzel bir kitap ama çok fazla gereksiz ayrıntı içerdiğini düşünüyorum. Tarihi olaylar ve karakterler yoğunlukta bu da belli bir ağırlık katıyor hem kurguya hem anlatıma. Asla kötü bir kitap değil ama çok fazla boş vaktinizin olduğu zaman ve bence arada bazı şeyleri Google'dan araştırarak rahat bir şekilde okunabilir. Yine de genel kurguya çok fazla şey katan bir kitap. Yine detaylı yorumum için buraya tıklayabilirsiniz.
Ağustos ayında toplam 7 kitap okudum. Bir önceki aya göre gerçekten güzel bir rakam. Bu ay yine Game of Thrones izlemeye devam ettim ama 7. sezona yetişemedim. Beşinci sezon yeni bitti. Hızlı dizi izleyebilen birisi değilim, evet. Ama bu ayın sonunda çok güzel bir dizi başladı. Sizlerle onu paylaşmak istiyorum. Belki bilenler vardır J.K. Rowling'in Robert Galbraith adıyla yayımlanan Guguk Kuşu isimli bir polisiye romanı var. İşte bahsettiğim çok güzel dizi, Guguk Kuşu kitabının dizisi. Strike ismiyle BBC'de yayınlanıyor. Şu anda iki bölümü yayınlandı. Ben yalnızca ilk bölümünü izledim ve çok sevdim. Şöyle söyleyeyim polisiye hiç sevmem. Beni biraz sıkar açıkçası. Ama Strike'ı sıkılmadan izledim.
Eylül okuma listeme geçmeden önce bahsetmek istediğim bir şey daha var. Yılmaz Erdoğan'ın Bana Bir Şeyhler Oluyor oyunu. Oyun annemle izleyecek bir şeyler ararken youtube'da karşımıza çıktı. Annem 'aa bu çok güzeldi, sen çok seversin' deyince hadi izleyelim dedik. Gerçekten bayıldım. Çok zekice esprileri vardı. İzlerken çok keyif aldım. 2003 yapımı ama hiç öyle değilmiş gibi. Olaylar ve espriler gerçekten zamansızdı diyebilirim.
Gelelim Eylül okuma listeme. Eylül ayında benim için 'YGS-LYS' süreci yeniden başlayacak. Bu yüzden fazla kitap okuyamayacağım. Ama yine de geçen sene yaptığım hatayı tekrarlamayıp sınav sürecimde kitap okumaya devam edeceğim.
Hangi sırayla okurum hiç emin değilim yalnızca uzun zamandır kitaplığımda olan ya da benim çok merak ettiğim kitapları dahil ettim ki reading slump'a girmeyeyim.
İlk olarak Hayat Kitabı'nı okuyacağım. Serinin diğer kitaplarında olduğu gibi olan olayların  çoğunu hatırlamıyorum. Bu yüzden keyifli bir okuma olacak. Gecenin Gölgesi'nin ağır anlatımından kurtulup biraz daha hafif bir şekilde bu kurguyu okumak güzel olacak.
Ay başında yaptığım kitap alışverişinde aldığım Muhteşem Gatsby'i de bu ay okuyacaklarım arasına ekledim. Uzun zamandır hem kitabını hem filmini çok merak ediyordum. Çok fazla yorum okumadım hakkında. O yüzden çok ağır gelmemesini umuyorum.
Bu ayın en çok merak ettiğim kitabına geldi sıra: Murathan Mungan'ın Yaz Geçer kitabı. Uzun zamandır Murathan Mungan okumak istiyordum. Aslında okumak istediğim ilk kitabı Timsah Sokak Şiirleri'ydi ama geçenlerde gittiğim D&R'da kalmamıştı, elim boş çıkmak istemediğim için de yorumlarda sıkça sözü geçen Yaz Geçer'i almıştım. İlk kez şiir kitabı okuyacağım. Umarım severim
ve Murathan Mungan okumaya devam ederim.
Bu ay son olarak da Dorian Gray'in Portresi kitabını okumayı hedefliyorum. Aynı şekilde Dorian Gray'in Portresi de uzun zamandır merak ettiğim bir kitaptı.
Son olarak da Eylül ayında üç tane çizgi roman okuma planım var. En yakın arkadaşım bu ay üniversite için başka bir şehre gidecek ve o gitmeden ikimizde de bulunan bazı çizgi romanları okumayı planladık. Yandaki çizgi romanların üçünü de bu seneki İzmir Kitap Fuarı'ndan almıştım. Zaten şu ana kadar fuar dışında çizgi roman almadım. Güzel indirimler oluyor ve çok fazla çizgi roman okuma alışkanlığım yok. Umarım bu üçünü beğenirim.
Benim Ağustos ayında okuduklarım ve Eylül ayı okuma listem bu şekildeydi. Sizler neler okudunuz, neler okuyacaksınız? Ya da listelerimizde ortak kitaplar var mı? Yorum yazarsanız çok sevinirim. Ayrıca yazıyı sonuna kadar okuduysanız da çok teşekkürler! Başka bir yazıda görüşmek üzere!
Share:
Read More
, , , , , ,

Dikenler ve Güller Sarayı & Sis ve Öfke Sarayı / Sarah J. Maas Kitap Yorumum

DİKENLER VE GÜLLER SARAYI & SİS VE ÖFKE SARAYI
Özgün Adı: A Court of Thorns and Roses
Yazar: Sarah J. Maas
Yayınevi: DEX Yayınları
Goodreads Puanı: 4.29
Sayfa Sayısı: 534

Özgün Adı: A Court of Mist and Fury
Yazar: Sarah J. Maas
Yayınevi: DEX Yayınları 
Goodreads Puanı: 4.72
Sayfa Sayısı: 647

***
Herkese yeniden merhaba! En sevdiğim serinin ilk iki kitabıyla ilgili düşüncelerimi, övgülerimi sizlerle paylaşacağım.
Bu kitaplar benim uzun zamandır okuma listemdeydi. Ama çoğu zaman D&R'a gittiğimde ilk kitap olmuyordu. Ama merakım git gide artıyordu. Çünkü konusu çok güzel. Okuduğum yorumlarda gördüğüm kadarıyla karakterler çok aşık olunası. Ve yorumuna güvendiğim insanların da seriden övgüyle bahsetmesi yüzünden bu serinin zaten favorim olacağını daha okumadan biliyordum. Öyle de oldu. Şu anda net bir şekilde söyleyebilirim ki en sevdiğim seri bu.
Feysand
Bir hafta önce her iki kitabı da Bkm Kitap'tan almıştım. Kargo geldiği gibi ilk kitap olan Dikenler ve Güller Sarayı'na başladım. Onu bitirdiğim an hiç vakit kaybetmeden Sis ve Öfke Sarayı'na başladım. Planım arka arkaya okumak değildi aslında. Çünkü son kitap ülkemizde çıkmadı ve ben o kitabın merakıyla yaşayamayacağımı biliyordum. Ama karakterlere, olaya ve dünyaya o kadar alışmıştım ki asla başka bir kitap okuyamayacağımı düşünüp hemen ikinci kitaba başladım. Bir yandan iyi ki hemen okumuşum diyorum diğer yandan keşke bekleseydim diyorum. Yorumlarını aynı postta girmemin sebebini de kısaca açıklamak istiyorum. Kitapları arka arkaya okuduğum için duygularım çok yoğun. Ve aslında favorim ikinci kitap olduğu için ilk kitabın yorumu çok kısa kalırdı. Bu yüzden aynı postta toparlamaya karar verdim.
Öncelikle konudan bahsedeyim. Ana karakterimiz Feyre, ailesinin yaşamak için tek umudu. Ormana avlanmaya gittiği bir gün ise bir periyi öldürüyor. Dünyası o anda değişiveriyor. Ve kendisi peri topraklarında, Bahar Sarayı'nda buluyor.
İlk kitap gerçekten çok güzeldi. İlk giren erkek karakter Tamlin olduğu için ve Feyre'ye mükemmel davrandığı için onu çok sevdim. Feyre zaten mükemmel bir karakterdi. Kitabın başlangıcından
sonuna kadar olan karakter gelişimini çok sevdim. Gerçekten en sevdiğim karakterlerden birisi oldu.
Eğer serinin yorumlarına bakacak olursanız çoğu kişinin Rhysand'dan bahsettiğini göreceksiniz. Kendisi mükemmel karakterimiz. Benim için de 'En sevdiğin erkek karakter kim?' sorusunun yeni cevabı. Dikenler ve Güller Sarayı'nın sonuna doğru kitaba dahil oluyor ama bir anda ana karakter o oluveriyor sizin için. Benim için bütün karakterlerden rol çaldı diyebilirim, kendisine bayıldım. Zaten Feyre ve Rhysand en sevdiğim çift şuan. Sis ve Öfke Sarayı'nı okuduktan sonra aksini düşünmem beklenemezdi zaten.
Sis ve Öfke Sarayı'na gelecek olursak. Konudan bahsetmek istemiyorum spoiler olur diye.
Sis ve Öfke Sarayı, okuduğum çoğu seriyi dahil ederek söyleyebilirim ki en iyi devam kitabıydı. Tamam, Dikenler ve Güller Sarayı çok güzel bir başlangıç yaptı ama Sis ve Öfke Sarayı yüz kat daha iyiydi. Eğer ilk kitabı biraz bile sevseniz seriye bence devam edin. İkinci kitap ilkinin çok çok üstündeydi.
Sis ve Öfke Sarayı'nı bu kadar sevmemin en büyük nedeni kitabın Rhysand ağırlıklı olması. Ve kendisi mükemmelliğini bu kitapla zirveye taşıyor. Bence başka hiçbir karakter onun kadar mükemmel olamaz.
Feyre ise bu kitapta HARİKAYDI! O kadar güçlü ve ne istediğini bilen birisi haline geldi ki bayıldım. Zeki kadın karakter okumayı çok seviyorum. Kitap 640 sayfa ve hiç aptalca bir şey yapmadı ya böyle bir şey olabilir mi? Feyre'yi pamuklara sarmak istiyorum.
Rhysand zaten ilk kitaptan beri favorim. Ama kendisinin asla böyle bir karakter olduğunu düşünmezdim. İlk kitap buz dağının yalnızca görünen kısmıymış onun için. Gece Sarayı Yüce Lordu'nun asla böyle derin birisini olduğuna inanamazdım.
Bu kitapta birkaç tane de yeni karakterle tanışıyoruz. Cassian, Morrigan, Azriel ve Amren. Hepsinin ayrı ayrı hikayelerini öğreniyoruz. Ama eminim mi bu karakterler hakkında öğreneceğimiz -özellikle Amren hakkında- daha bir sürü şey vardır. Hepsini ayrı ayrı çok sevdim. Cassian minik kelebeğim ona da ayrıca aşık oldum.
Blogda çok nadiren yaptığım bir şey yapıp küçük spoilerlı yorum yazacağım. Ama yalnızca ikinci kitap olan Sis ve Öfke Sarayı hakkında olacak. Bunu yapmak istiyorum çünkü bahsetmem gereken şeyler var.
***SPOILER***
İlk olarak kitabın sonunda Feyre ve Rhysand'ın oyunundan bahsetmek istiyorum. Kendileri beni şok içinde bıraktılar. Bir an ne olduğunu anlayamayıp 'hayır feyre ne diyorsun?' diye kafayı yedim.
Sonrasında tabii eşlik bağının kırıldığını anladığımda ve oradaki o anlatım kısmı o kadar kalbimi kırdı ki resmen ağladım. Sonrasında bağa bir şey olmadığını okuduğumda çığlık atmak istedim.
İkinci kitabı okumaya başladığım andan itibaren Feyre ve Rhysand'ın eş olabileceklerini düşünüyordum. Ki eminim bunu okuyan herkes düşünmüştür. Ama Rhysand'ın bu gerçeği ne zamandır bildiği benim için çok büyük şok oldu. Çünkü daha Feyre, Tamlin'le tanışmadan önce bile bunu biliyordu ya bu dünyanın en güzel ve acıklı şeyi resmen. Ve Feyre'nin Gece Sarayı Yüce Leydi'si olması! Hani Yüce Leydi yoktu Tamlin. Rhysand bunu yapmasıyla bile Tamlin'den ne kadar iyi olduğunu kanıtladı bence. Ki zaten öncesinde neler yaptı. Canım Rhysand!
Tamlin'e gelecek olursak. Daha kitabın en başındayken Feyre'yi baskıladığı her an 'Iyy Tamlin' modundaydım. Gerçekten en rezil karakterlerden birisi. En sonda Hybern Kralı ile anlaşması yapması ise kendisinin ne kadar aptal bir karakter olduğunu bir kez daha gözler önüne serdi zaten. Tamlin'i seven yoktur diye düşünüyorum. Bütün o iyi tavrı lanet kalkana kadarmış, sen ne fenasın Tamlin. Kendisinden nefret ediyorum. Umarım son kitapta Feyre ondan intikamını mükemmel bir şekilde alır. Ianthe'den de intikamını en güzel şekilde alacağına eminim.
Cassian ve Nesta'dan bahsetmek istiyorum. Kitapla ilgili okumadan önce bildiğim tek şey Nesta ve Cassian'ı shipleyen büyük bir kitle olduğuydu. Bu yüzden karşılaştıkları ilk andan itibaren aralarında bir şey olacağını biliyordum. Ama benim için en güzel anları -belki son kitapta daha seveceğim sahneleri olur ama yine de bunu çok sevdim- son sayfalarda Hybern Kralı'nın orada Nesta, kazana girecekken Cassian'ın ona elini uzatmasıydı. Belki okuyanları çok etkilememiştir ama beni anlamsızca etkiledi. Hatta o cümlede bir post-it bile var. Son kitapta umarım bol bol sahneleri olur da doya doya okurum.
***SPOILER***
Feysand
Çok sevdiğim sahnelerden bahsettiğime göre spoilersız yoruma devam edebilirim.
Kitapları sıfır spoilerla okudum ve gerçekten eşi benzeri olmayan bir okumaydı. Bu yüzden okumadan önce tumblr veya acotar wiki sitelerine falan girmeyin. Çünkü net spoiler alırsınız. Kitaplar zaten kolay okunuyor, okuduktan sonra incelersiniz o siteleri. Küçük bir tavsiye.
Şu an son kitap çevrilmediği için koca bir boşluğa düştüm. Çünkü favori serimi buldum ve devam etmek istiyorum. İngilizcesini okumayı düşündüm ama rahat okuyamayacağımı fark ettim incelediğimde. İngilizce kitap okudum daha önce ve kötü bir ingilizcem yok diye düşünüyorum ama rahat okuyamam ve bu kitapları zevk alarak okumak istiyorum. Sürekli sözlüğe bakarak okumak pek de zevkli olmaz. Ama inanıyorum ki DEX Yayınları kısa sürede çıkartacak. Aslında konu DEX olunca ve serilerin devam kitaplarının çıkış hızı düşünüldüğünde pek de umutlu olunmuyor ama olsun. Ben inanmak istiyorum.
Size seriyi ne kadar sevdiğimi net bir örnekle açıklayarak yazıyı bitireceğim. Eğer blogumu takip ediyorsanız bence fark etmişsinizdir. Harry Potter en sevdiğim seri. İkinci olarak da Ruhlar Üçlemesi (Cadıların Keşfi, Gecenin Gölgesi ve Hayat Kitabı) geliyordu. Ama şu an bu seriyi neredeyse Harry Potter'ı geçecek kadar çok sevdim. Ve şu an hangi kitabı okursam okuyayım beğenmeyecek gibiyim çünkü en güzellerini okuduğumu düşünüyorum. Bu yüzden bir sonraki kitabım bayağı şanssız olacak.
Sonuç olarak favori serim oldu. Eğer fantastik kitapları seviyorsanız, seveceğiniz bir seri olacaktır. Bence mutlaka şans verin. Yukarıda da dediğim gibi ilk kitabı çok çok sevmeseniz de -ki seversiniz- ikinci kitaba mutlaka şans verin.
Eğer okuduysanız da lütfen yorumlarda düşüncelerinizi benimle paylaşın.
Eğer sonuna kadar okuduysanız, çok teşekkür ederim. Başka bir yazıda görüşmek üzere! 
Share:
Read More
, ,

Kitap Alışverişim | BKM Kitap

Herkese yeniden merhaba! Bugün sizlerle Bkm Kitap'tan yaptığım alışverişimi paylaşacağım. Bkm Kitap özellikle booktuberlarda sıkça gördüğüm bir siteydi ve sipariş vermeyi çok istiyordum. Belki görmüşsünüzdür, Bkm Kitap'ta oldukça güzel kitaplar 9.90 indiriminde. Hatta indirim hala devam ediyor, bence mutlaka göz atın. Böyle bir indirim olunca bir de çok istediğim kitaplar bu indirimde olduğu için artık sipariş vermem gerekiyordu.

Ben de salı günü akşam beş kitaplık bir sipariş verdim. Bu sabah (cumartesi) kargo elime ulaştı. Ben hızını beğendim. Tabii kitaplarımda hasar olmaması da Bkm Kitap için büyük bir artı oldu. Kitaplar o bubble poşetlere sarılı bir şekilde gelmişti bu da hasar riskini en aza indiriyordu.
Aldığım kitaplara gelecek olursak; İlk olarak Ölümcül Oyuncaklar serisinin ikinci ve üçüncü kitapları olan Küller Şehri ve Camlar Şehri'ni aldım. Her ikisi de 9.90'dı. Hatta serinin diğer kitapları da bu indirime dahil olan kitaplardı. Ancak Camlar Şehri'nden sonra Cehennem Makineleri serisini okumaya başlamayı planladığım için diğer kitapları almadım. Aslında Mekanik Melek'i almak istemiştim ama stok dışıydı ne yazık ki!
Dikenler ve Güller Sarayı serisinin birinci ve ikinci kitaplarını aldım. Birinci kitap olan Dikenler ve Güller Sarayı, 19.25; ikinci kitap olan Sis ve Öfke Sarayı da 23.10 idi. Bu seriye başlamayı uzun zamandır çok istiyordum. Ama bulması biraz zor kitaplardı. Hiçbir D&R'da bulamadım. Evimin yakınındaki kitapçıya asla gelmedi. Ve komik bir şekilde kitaba asla dokunmamış ve inceleyememiştim. Ama okuyan herkesin çok beğenmesi ve Goodreads'te oldukça güzel bir puana sahip olması almam için yeterliydi. Bir de kitapların re-telling yani bir yeniden anlatış olması beni çok fazla çekti. Eğer yanlış bilmiyorsam ilk kitap Güzel ve Çirkin, ikinci kitap da Hades ve Persephone'nin yeniden anlatılışı. Bu yüzden de bu kitapları okumam şart oldu. İlk kitabı beğeneceğimden emin olduğum için ikinci kitabı da aldım. Eğer ilk kitabın sonu çok heyecanlı biterse ikinci kitabı aramak için uğraşmak istemiyorum. Zaten okudukça yorumlarımı paylaşacağım.
Aldığım son kitap da bir klasik olan Muhteşem Gatsby. Muhteşem Gatsby'de 9.75 idi. Bu kitabı aslında siparişi vermeden beş dakika önce falan sepete ekledim. Uzun zamandır merak ettiğim bir kitaptı. Kitabı okumadığım için filmini de izlemedim. Bayağı deli bir insanım, evet. Umarım bu kitabı beğenirim. Kısa zaman içerisinde okuyacağım bir kitap olacak!
Benim alışverişim bu şekildeydi. Aldığım bütün kitaplar için çok heyecanlıyım. Kitaplarımda hiçbir hasar olmadığı için Bkm Kitap'a gerçekten teşekkür ederim, bu hasar konusu her okuyucu gibi benim de hassas olduğum bir konu. Bir de siteyle ilgili yorumlara baktığımda hasar konusuyla ilgili çokça şikayet görmüştüm, biraz tereddütle sipariş vermiştim. Korktuğum gibi olmadığı için çok mutluyum. Eminim ki ilerleyen günlerde bu siteyi kullanarak başka kitaplar da alacağım.
Başka bir yazıda görüşmek üzere!
Share:
Read More
, , , ,

Kemikler Şehri / Cassandra Clare Kitap Yorumum (Ölümcül Oyuncaklar #1)

KEMİKLER ŞEHRİ
Özgün Adı: City of Bones
Yazar: Cassandra Clare
Yayınevi: Artemis Yayınları
Goodreads Puanı: 
Sayfa Sayısı: 
Arka Kapak Yazısı: 
"On beş yaşındaki Clary Fray, New York'ta Pandemonium Kulüp'e doğru yola çıktığında bir cinayete tanıklık edeceği hiç aklına gelmezdi. 
Hele ki, bu cinayetin daha önce hiç görmediği acayip silahlara sahip, tuhaf dövmeli üç genç tarafından işleneceğini hayatta düşünmezdi!
Clary, polisi arayabileceğini biliyordu fakat ceset bir anda ortadan yok olunca, canileri Clary'den başka kime göremediği için durumu açıklamak pek de kolay olmayacaktı.
Clary'nin onları görebilmesine çok şaşıran katiller kendilerini Gölge Avcıları olarak tanıtacaktı. 
Yani, dünyayı şeytanlardan arındırmaya ant içmiş gizli bir kabile!"
***
Herkese yeniden merhaba! Bugün uzun zamandır kitaplığımda okunmayı bekleyen Kemikler Şehri yorumumu sizlerle paylaşacağım. Goodreads hesabıma göre, iki sene önce Kemikler Şehri'ni 'şu anda okuduğum kitap' olarak işaretlemiş ve iki gün sonra 'okumak istediklerim' rafına geri koymuşum. Ve kitabı ancak iki sene sonra hatırlayıp yeniden okumaya başladım. Ve on gün içinde de bitirdim. Aslında bu on günün tamamında kitabı okumadım. Dört beş kez elime alıp okudum diyebilirim. Ama kesinlikle daha kısa sürede bitebilecek bir kitaptı.
Kemikler Şehri'nin konusu şu şekilde: Ana karakterimiz Clary, bir gün arkadaşı Simon'la bir gece kulübüne gidiyor ve burada birinin öldürüldüğünü görüyor. Ama işin garip kısmı şu ki bu cinayeti yalnızca o görüyor. Daha sonra geçmişiyle ilgili aslında bilmediği şeyler olduğunu, aslında çok farklı birisi olduğunu keşfediyor. Gölgeavcıları, iblisler, kurt adamlar, vampirlerle dolu bir kitaba giriş yapmış oluyoruz.
Konusu bu şekilde eminim çoğunuz konudan haberdardır çünkü oldukça popüler bir seri. Filmi çekildi, dizisi çekiliyor ve eğer fantastik okumayı seviyorsanız duyduğunuz hatta okuduğunuz bir kitaptır diye düşünüyorum.
Clary benim sevdiğim bir karakter oldu. Hiç bilmediği ve ait olmadığı bir dünyaya bence güzel adapte oldu. Bence güçlü bir karakterdi de. Dengesiz olduğu ve saçmaladığı anlar olmadı mı? Oldu. Çünkü bu genç-yetişkin/fantastik bir kitap. Ana karakterin saçmaladığı anlar olmazsa olmaz!
Jace ise... Onun hakkında ne düşündüğümü bilmiyorum. Ana erkek karakterlere normalde çok çabuk bağlanırım ama Jace'le böyle bir şey yaşayamadım ne yazık ki. Sevdim ama öyle bayılmadım. Bence kitapta Clary'den çok Jace'in saçmaladığı anlar vardı. Ama yine de yaptığı saçmalıklar bence kurgunun işlenişini pek de bozmadı.
Ana karakterler kadar yan karakterleri de sevdim. Özellikle Luke'u çok sevdiğimi söylemeliyim. Alec'in küçük de olsa karakter gelişimi bence çok güzeldi. Onu da çok sevdiğimi söylemeliyim. Isabelle bu kitapta çok fazla yoktu, olduğu kısmıyla da kendisine bayılmadım.Sanırım kitaptaki karakterleri çok sevmem için birkaç kitap daha geçmesi gerekiyor.
Yazarın yarattığı dünyayı gerçekten sevdim. Üzerinde uğraşıldığı belli ve okuyucuyu etkileyen bir dünya. Bir de tabii uzun zamandır fantastik bir seri okumamış olmamın da Kemikler Şehri'ni sevmemdeki etkisi büyük. Seriye mutlaka devam edeceğim. Zaten bir önceki postu okuduysanız ağustos ayı okuma hedefimde serinin ikinci ve üçüncü kitapları olan Küller Şehri ve Camlar Şehri de var. Kısa zaman içerisinde alıp hemen okumayı planlıyorum. Zaten seriye giriş yapmayı başardığım için diğer kitapları daha kolay okuyacağımı düşünüyorum.
Cassandra Clare'in anlatımını sevdim. Kitap ilahi anlatım tarzıyla yazılmış. Seçme şansım olsa karakterlerin anlatımından olan kitapları daha çok seviyorum. Kavraması ve ana karakterle aranızda bir bağ oluşması bence daha kolay oluyor. Ama Clare'in üslubuyla birleştiğinde ilahi anlatım tarzı kitabı okumamı ya da sevip sevmememi etkilemedi.

Gelelim bu serinin film ve dizisine. Ben filmini gerçekten severek izlemiştim. Oyuncular bence başarılı seçilmişti. Ama asla ikinci film çekilmedi. Bunun yerine Ölümcül Oyuncakların dizisini yapmaya karar verdiler. Diziyi de izledim. Çok büyük umutlarla başlamadım. Bence Clary ve Jace, filmdeki kadar etkileyici seçimler değildi. Dizide en beğendiğim oyuncu seçimi Alec ve Isabelle olmuştu. Kitabı okuyunca bu seçimler bana daha doğru gelmeye başladı diyebilirim. Dizinin ilk sezonunu bile bitirmedim. Ama bu beğenmediğimden değildi. Okulumun yoğunluğu sebebiyle birkaç bölümü gününde izleyemedim ve sonrasında ardı arkası kesilmedi; diziyi yarım bırakmış oldum. Şu an hangi bölümde kaldığımı bile hatırlamadığım için ve dizi -eğer yanılmıyorsam- ikinci sezonunu bitirmişken bir de benim izlemek istediğim bir sürü dizi olduğunu eklersek, Shadowhunters izlemeyeceğim bir dizi oluyor.
Sonuç olarak Kemikler Şehri'ni beğendim. Seri bence güzel devam edecek. Zaten duyduğum yorumlar da hem kurgunun hem de yazarın üslubunun serinin ilerleyen kitaplarında güzelleşeceği yönündeydi. İlk kitabı bile beğendiğimi düşünürsek bence okuduğuma pişman olmayacağım bir seri olacak.
Eğer siz de fantastik serileri seviyorsanız Ölümcül Oyuncaklar serisinin ilk kitabı olan Kemikler Şehri'ne göz atmalısınız. Eğer bu seriyi okuduysanız sonraki kitaplarla ilgili düşüncelerinizi, favoriniz olan kitabı yorumlarda paylaşırsanız çok sevinirim.
Başka bir yazıda görüşmek üzere!
Puanım: 4/5!
Share:
Read More
, , , , , , , , , , ,

Temmuz Ayı: Neler okudum, Neler izledim? | Ağustos Okuma Listem

Herkese yeniden merhaba! Bu yazıda sizlere temmuz ayında okuduklarımdan ve izlediklerimden bahsedeceğim. Bir de yazının sonunda kısa bir ağustos ayında okumayı planladığım kitapları bulacaksınız.
Temmuz ayında ilk olarak Bir Kadının Yaşamından 24 Saat'i okudum. Okuduğum ikinci Stefan Zweig kitabıydı. Gerçekten çok beğendim. Ayrıntılı yorumu için tıklayabilirsiniz.
Bir Kadının Yaşamından 24 Saat'i okuduktan sonra Harry Potter ve Sırlar Odası'nı okudum. Klasik olarak her sene okuduğum bir seri zaten Harry Potter. Bu sene hatta geciktim ve çok aksattım. Geçen sene bir buçuk haftada bütün serinin okuması bitmişti. Tahminlerime göre bu seneki okumamı tamamlayamayacağım çünkü okumak istediğim çok fazla kitap var ve Harry Potter'ı listeme sıkıştıramıyorum ne yazık ki.
Sırlar Odası tabii ki çok güzeldi. En sevdiğim Harry Potter kitabı değil ama bence kurgu için çok çok önemli bir kitap. Bilmeden ilk hortkuluğu öğrenip, yok olmasını öğrendik sonuçta. Bunun dışında da Harry'nin ne kadar harika bir karakter olduğunu bu kitapta daha da çok görüyoruz bence.
Sırlar Odası'ndan sonra açıkçası ne okuyacağımı bilemediğim bir döneme girdim. Zweig okumak istedim, Amok Koşucusu'na başladım ama ilerleyemediğim için okumayı bırakıp daha böyle çerez ve beni daha iyi hissettirecek bir şeyler okumaya karar verdim. Burada da devreye Çevrimiçi Kız Solo girdi. Zaten en sevdiğim serilerden birisi. İlk iki kitabının blogun en popüler postları olması da seriyi benim için daha özel kılıyor. Bir yerde blogumun ilk açtığım zamana oranla büyümesini ben Çevrimiçi Kız yorumlarıma bağlıyorum. Her neyse, diğer iki kitap gibi Çevrimiçi Kız Solo'yu da çok beğendim. Ayrıntılı yorumu içi tıklayın.
Çevrimiçi Kız Solo, iki gecede bittikten sonra artık klasiklere devam edeyim diye düşündüm. Planım Amok Koşucusu'nu okumaktı. Yine okuyamadım. Normalde elimdeki Zweig kitaplarını okuduktan sonra okumayı planladığım Gurur ve Önyargı'ya başladım. Üzülerek söylüyorum benim için çok yanlış bir karardı. Yarım bıraktım. Ama bu kitabı sevmediğimden değil yalnızca yanlış zamanda başlamamdan kaynaklanıyordu. Elimdeki baskı Hasan Ali Yücel klasiklerindendi. Ve kitap 3 büyük bölüme ayrılmıştı. Birinci bölümü bitirince ve bu kitabı bitirmenin, eski temposuna yavaş yavaş dönen okuma hızımı kötü bir şekilde etkileyeceğini düşünüp kenara bıraktım.
Böyle söylediğim için kitabın dilinin ağır olduğu fikrine kapılmayın. Dili bence hafifti ama yine de klasik okumaya alışık değilseniz bence klasik okuma alışkanlığınızı güçlendirip o şekilde başlayın. Benim hatam bence yeterince klasik okumadan Gurur ve Önyargı'yı okumamdı. Bir de tabii ÇK Solo'nun süper akıcı ve basit dilinden sonra Gurur ve Önyargı'ya başlamamdı.
Gurur ve Önyargı'dan sonra Ölümcül Oyuncaklar serisinin ilk kitabı olan Kemikler Şehri'ne başladım. Şu an hala onu okuyorum. 353. sayfadayım. Temmuz sonuna kadar bitiririm diye düşünmüştüm ama dizi izlemekten dört beş gündür elime alamadığım için bitmedi.
Okuduğum yere kadar beğendim Kemikler Şehri'ni. Bence yeni bir dünyaya güzel bir giriş. Filmini izleyip çok sevmiştim ve dizisini -birinci sezonu bile bitiremesem de- severek izlemiştim. Az çok bildiğim bir dünya. Yakın arkadaşımın en sevdiği seri ve bir ara sürekli bu seriden konuştuğu için aşina olduğum bir seri. Üzülerek söylüyorum ki yaklaşık iki senedir de kitaplığımda okunmak için bekliyordu.
Temmuz ayında izlediklerime gelecek olursak;
(Filmi izlemeden önce ve izledikten sonraki halimi anlatan harika iki fotoğraf!)

Sanırım temmuzun en önemli olayı Spiderman Homecoming'in vizyona girişiydi. Spiderman en sevdiğim süper kahraman olabilir. Tobey Maguire versiyonu ile büyüdüm diyebilirim, sürekli izlerdim. Ama asla favorim o filmler olmadı. The Amazing Spiderman bence çok iyiydi. Andrew Garfield bana göre bu rolü hakkıyla oynadı. İkinci filmden sonra iptal haberi geldiğinde kalbim kırılmıştı. Çok üzülmüştüm. Tom Holland'a karşı dünya üzerinde en büyük ön yargıyı ben beslemişimdir. Asla iyi bir Spiderman olamayacağını söyleyip duruyordum. Civil War'da tam olarak nasıl bir Spiderman olduğunu göremedim açıkçası. Tamam, eğlenceliydi, güzeldi ama zaten bir yerde Spiderman'ın olayı eğlenceli olmasıydı.
Homecoming için sinema salonuna girene kadar 'hiç iyi olmayacak, beğenmeyeceğim kesin, Marvel umarım kararından pişman olursun' gibi laflar söyledim. Teşekkürler, Tom Holland bütün laflarımı yüzüme çarptın!
Andrew'dan özür dileyerek söylüyorum ki Tom Holland gerçek bir Spiderman olmuş.
Bu konuyu hemen geçelim. İlk gün gittiğim için salon tamamen doluydu ve gelenlerin çoğu filme ilgiliydi ve kimse tek bir espriyi bile kaçırmadı. Sinemada bu şekilde izlemenin zevki de apayrı güzel oluyor. Film zaten çok eğlenceliydi.
Filmle ilgili bir diğer sıkıntı çıkaracak durumun Tony Stark'ın çok fazla görünecek olması ve Tom Holland'dan rol çalacağını düşünmem olmuştu. Çünkü fragmanlarda, posterlerde çok RDJ görmüştük. Hiç de öyle değildi. Bu gerçek bir Spiderman filmiydi, Iron Man değil. MCU için güzel bir Spiderman başlangıcı olduğunu söyleyebilirim.
TBR listesinin yarısına sahip olmayan harika bir bookbloggerım!
Eğer yanlış hatırlamıyorsam başka film izlemedim. Çünkü kendimi bir dizi maratonuna soktum. Maraton dediysem de öyle günde bir sezon, ya da aynı anda üç dört tane dizi izlemekten bahsetmiyorum. Game of Thrones'a başladım! Sonunda bunu yaptım. Yedinci sezon başlamadan iki buçuk hafta kadar önce başladım. Günde dört ya da beş bölüm izleyerek rahat bir şekilde yedinci sezonu aynı anda izlemekti planım. Ama ikinci sezon boyunca ve üçüncü sezon başında çok kötü bir şekilde takıldım kaldım. O yüzden planım bozuldu. Şu an dördüncü sezonun yarısındayım ve diziyi internette bulamıyorum.O yüzden birkaç gündür dördüncü sezonun ortasında takıldım kaldım. Umarım diziyi bir yerlerde bulup kısa sürede bitirebilirim.
Game of Thrones oldukça vaktimi aldığı için başka dizi izleyemedim. O yüzden ağustos ayında okumayı planladığım kitaplara geçelim. Bunu buraya yazıyorum çünkü kendime de söz vermiş gibi olacağım. Hani şöyle düşüneyim 'Açelya bu kitapları yazdın, yorumunu bekleyenler olur, okuman gerek!'
İlk olarak tabii ki Kemikler Şehri'ni bitireceğim. Sonrasında, daha almadım ama eğer almamda bir sorun çıkmazsa,  uzun zamandır merak ettiğim Kızıl Kraliçe'yi okumak istiyorum. Kızıl Kraliçe'den sonra küçük bir Zweig maratonu yapacağım. Geçtiğimiz günlerde Olağanüstü Bir Gece'yi aldım.
D&R'da kapağını görüp direkt kasaya koştum. Konusunu eve gidince okudum ve şükürler olsun ki beğendim. Kısa sürede bitireceğimi umuyorum. Sonrasında Satranç geliyor. Artık bence okuma zamanım geldi.
Sonrasında eğer Kemikler Şehri'nin sonu beni çok merak ettirirse Küller Şehri'ni okumayı planlıyorum. Ve Küller Şehri'nden sonra Camlar Şehri'ne geliyor sıra.
Benim planım bu şekilde. Eğer gerçekleştirirsem ağustos ayında altı kitap okumuş olacağım ki bu temmuzdan sonra iyi bir sayı olacak. Bir de Game of Thrones'u bitirebilirsem benim için harika olur.
Okuma planım da bu şekildeydi. Sizler neler okumayı planlıyorsunuz ya da geçtiğimiz ay ne okudunuz yorumlarda benimle paylaşırsanız çok sevinirim. Başka bir yazıda görüşmek üzere!
Share:
Read More