, , , , , , ,

A Discovery of Witches | Dizi Yorumu


Herkese yeniden merhaba! Bugün, izlemek için ve sonrasında blogda yorumumu paylaşmak için sabırsızlandığım A Discovery of Witches dizisinin, serinin en büyük hayranlarından biri olarak incelemesini paylaşacağım.

Sanırım blogda binlerce kez söylediğim gibi, Ruhlar Üçlemesi, şu ana kadarki en favori serilerimden birisi. Seriyi baştan sona iki kez bitirmiş olsam da, kitaplarını ara ara seriden bağımsız olarak okudum. Favori bölümlerimi ise canım sıkıldıkça kaç kez okuduğumu bilmiyorum. Tam da bu yüzden kendimi Deborah Harkness'tan sonra diziyi eleştirebilecek kadar yetkili görüyorum :) Ayrıca yazının en sonuna, serinin blogdaki yorumlarının linklerini de bırakacağım, onlara da göz atmayı unutmayın :)

Serinin dizi olacağını duyduğumda çok heyecanlanmıştım. Ama bir yandan da küçük bir korku vardı tabii saçmalamaları ihtimaline karşı. Çünkü hepimiz kitap adaptasyonlarının nasıl sonuçlandığını biliyoruz. Neyse ki dizinin oyuncuları açıklanmaya başladıkça bu korkum azaldı. Çünkü neredeyse herkes kitabı okurken hayal ettiğim gibiydi. Özellikle Teresa Palmer beni çok sevindirmişti! Matthew Goode hakkında bir bilgim yoktu ve kendime üzülme şansı tanımadım çünkü Teresa gibi iyi bir seçim yaptıklarına göre Matthew kötü olamazdı. Ama beni asıl sevindiren Peter Knox'u oynayan Owen Teale olmuştu. Hayallerimdeki Knox gerçekten oydu.

Dizi, eğer yanlış hatırlamıyorsam eylül sonunda yayınlanmaya başladı. Ve üzülerek söylüyorum ki bana harika bir başlangıç yapmış gibi hissettirmedi. Bir kere sanki izleyicinin zaten kitabı okuduğunu varsaymışlardı. Tamam ben kitabı okudum ve her şeyi biliyorum ama bu diziyi izleyen, henüz kitabı okumamış bir kitle de var; neden onları göz ardı etsinler ki? O yüzden de özellikle Ashmole'un yerinin ve öneminin üstün körü geçilmesi bence çok can sıkıcıydı.

Dizinin bence en önemli eksisi Diana ve Matthew'un ilişkisinin çabucak geçilmesiydi. İlk sezon ve ilk kitap için sekiz bölüm ayırdıkları için bunu anlayabilirim ama bunu en azından on bölüm yapıp ilişkilerini daha güzel anlatabilirdiniz. Biliyorum, kitapta da o kadar ağır giden bir ilişkileri yok. Birbirlerine direkt aşık oluyorlar ama bunu kitapta ana kurgunun içine o kadar güzel yedirmişlerdi ki hızlı gidiyormuş gibi hissetmiyordunuz. Sonuna kadar kitabı savunacağım!

Oyunculara gelmek istiyorum çünkü asıl canımı sıkan şey burada. Teresa Palmer için ne kadar sevindiğimi söylemiştim. Ama üzülerek söylüyorum ki hayal kırıklığına uğradım. Bence kesinlikle bir Diana Bishop değildi. Yani bazı anlarda, özellikle Matthew'la ilk tanıştıkları anlarda ben Teresa'nın bize bakışlarıyla ne hissettirmek istediğini anlamadım. Çünkü öyle bir bakış olamaz. Nasıl tarif etmem gerektiğini bilmiyorum ama bence diziyi izleyenler ne demek istediğimi anlamıştır. Diana benim en sevdiğim kadın karakterlerden birisi çünkü ilerleyen kitaplarda hem karakter gelişimi harika hem de zayıf ya da erkeğe bağlı olmayan, olmayı reddeden sayılı kadın karakterlerden birisi. Nasıl olur da onu sevmem? Daha ilk sezon ve ilk kitap olduğunun farkındayım ama Teresa'nın Diana'sının bu karakter gelişimini bize yansıtabileceğini düşünmüyorum. Oyunculuğunu yargılamak da bana kaldı çünkü!

Matthew Goode'a gelecek olursam. Bence Matthew de Clermont olabilmişti. Onun hakkında söyleyecek fazla bir şeyim yok. Güzel oynadı ama işte bence onun karakterlerinin tam olarak oturmaması  da senaryo yüzündendi. Nerede o aşırı koruyucu ama aslında aşık Matthew de Clermont?

Bence dizinin oyuncu açısından sürprizlerinden birisi Baldwin'i oynayan Trystan Gravelle'di. Tam olarak Baldwin'di diyebilirim. Hem karakteri güzel yazılmış hem de oyuncusu çok başarılıydı.

Bir diğer şaşırtıcı oyuncu ise Miriam'ı oynayan Aiysha Hart'dı. Zaten aşırı İngiliz aksanıyla ve her bölüm sürdükleri mükemmel kuyruklu eyelinerıyla ona bayılmasam olmazdı. Karakteri güzel yazılmış şanslılardandı o da. Hafif sarkastik tavırlarına kitabı okurken zaten bayılıyordum. Ayrıca çoğu sahnedeki ekürisi Marcus'un da hakkını yememeliyim. Oyuncu seçimi beni pek memnun etmese de çünkü en az Matthew'la yaşıt görünen birini bekliyordum, gerçekten küçük kardeşi ve hatta çocuğu gibi gözüken birini değil. Ama kitaptaki kadar ağırlığı olan karakterlerden birisi değildi ne yazık ki. Dediğim gibi Marcus'u çoğunlukla Miriam'ın yanında gördük ve biraz silik bir karakter olarak yazılmıştı.

Son sürpriz karakter ise Satu'yu oynayan Malin Buska idi. Dizinin kadın karakterler içinde en iyi stile sahip olanı oydu hiç kuşkusuz. Satu'yu hiç öyle güzel kıyafetler içinde hayal etmemiştim. Oynayan oyuncu da çok başarılıydı. Özellikle sezonun sonuna doğru düştüğü durum karşısındaki o yıkılmışlığı bayağı başarılı bir şekilde hissettirdi.

İkinci ve üçüncü sezon onaylarını aldıklarını sezon finali olan sekizinci bölüm yayınlanmadan hemen önce Instagram hesaplarından duyurdular. Ancak Teresa Palmer'ın hamileliğinden dolayı çekimler geçicekmiş. Bu da demek oluyor ki sezonları biz de geç izleyeceğiz, ne yazık ki. Açıkçası diziye aşık olmasam da ikinci kitabı nasıl aktaracaklarını merak ettiğim için elbette izleyeceğim. Umarım sonraki sezonların bölüm sayılarını arttırılar. Ama ikinci kitap için buna gerek yok çünkü biliyorsunuz o kitabı pek de sevmiyorum, uzun uzadıya anlatmalarını tercih etmem.

İkinci sezon için en heyecan duyduğum şey elbette Gallowglass. Çünkü kendisi en sevdiğim karakter. En az Baldwin'in seçimi kadar başarılı bir oyuncu seçimi diliyorum çünkü eğer onu hem görünüş hem karakter olarak hayallerimdeki gibi yansıtmazlarsa kalbim çok kırılacak.

A Discovery of Witches dizisini elbette önerebilirim; hem kitabı okuyanlara hem okumayanlara. Çünkü kabul etmeliyim ki başarılı bir iş olmuş; grafiklere ne kadar bayılmasam da. Bol bol İngiliz aksanı duymak ve iki bölüm kadar Oxford'un muhteşemliği için bile izleyebilirsiniz. Ben ikinci sezonu -kim bilir ne zaman yayınlanacak ama- yorumlamak için de buradayım. Çünkü dediğim gibi bu seriyi eleştirme hakkını kendimde buluyorum.

Diziyi izlediyseniz lütfen yorumlarda biraz konuşalım. Başka bir yazıda görüşmek üzere!

Share:
Read More
, , , , ,

Muhteşem Gatsby / F. Scott Fitzgerald Kitap Yorumum

MUHTEŞEM GATSBY

Özgün Adı: The Great Gatsby
Yazar: F. Scott Fitzgerald
Yayınevi: İthaki Yayınları
GoodReads Puanı: 3.9
Sayfa Sayısı: 198
Arka Kapak Yazısı:
"Jay Gatsby, dışarıdan göründüğü kadarıyla her şeye sahip bir beyefendidir. Anca en çok istediği şey uzanamayacağı bir yerde durmaktadır. Malikanesinde verdiği şatafatlı partilerin sonu gelmez ve onun şöhretini aşan bu eğlencelere herkes davetlidir. Yine de Gatsby, onca kalabalık arasında yalnız kalmaya, bir bilinmez olmaya, izlemeye ve beklemeye devam eder.
Bu gizemli ve sessiz görüntüsünün altındaki tutku dolu sırlar ise yavaş yavaş ortaya çıkar: beş sene önce yaşanan tek bir ana olan saplantısı, Daisy Buchanan'a olan aşkı ve elde etmek istediğine ulaşmak için kendini baştan yaratması...
Umut etmekten vazgeçmeyen Gatsby, okurları da karşı kıyıda yanıp sönen yeşil ışığa inanmaya davet ediyor..."

***

Herkese yeniden merhaba! Bugün sizlerle oldukça popüler ve bir o kadar da klasik diye niteleyebileceğim bir kitap olan Muhteşem Gatsby hakkında konuşacağız.

Muhteşem Gatsby'i ya kitap raflarında ya da film arşivlerinde mutlaka görmüşsünüzdür. Filmi de en az kitap kadar popüler. Büyük bir Leonardo DiCaprio hayranı olsam da filmi izlemek için kitabı okumayı bekledim. Kitabı bitirmiş olmama rağmen hala filmi izlemedim çünkü önce kitabı biraz daha sindirmek istiyorum.

Kitaba gelecek olursak: Konudan bahsetmek istemiyorum çünkü bence Muhteşem Gatsby'de önemli olan konu değil, işleniş biçimi, karakterler ve o Amerikan Rüyasını anlatmasıydı. Ama şunu söyleyebilirim ki bence kesinlikle bir aşk romanı değildi. Çünkü Daisy'i aşık olabilecek bir kadın olarak göremiyorum. Daisy'e olan nefretimi de bu cümleyle özetlediğimi umuyorum, eğer bu nefretten bahsedersem kitap hakkında konuşmaya vaktimiz kalmaz.

Muhteşem Gatsby'i okurken ne beklemem konusunda en ufak bir fikrim yoktu açıkçası. Önemli bir roman olduğunu ve Fitzgerald'ın sevdiğim yazarlardan Haruki Murakami'yi etkileyen bir yazar olduğunu biliyordum. Ama romanda ne bulacağımı, bitirdiğimde beni iyi mi hissettirecek yoksa şaşırtacak mı bilmiyordum. Okuduğum kitaplarda, üçüncü, dördüncü bölümden sonra az çok finalin beni sarsıp sarsmayacağını öngörebiliyordum. Ama Muhteşem Gatsby'de bunu kitabın son bölümüne gelene kadar da tam olarak çözemedim ne yazık ki. Bunu çok da büyük bir sorun, kitaptan soğuma sebebi olarak görmüyorum. Kitabı sevmemin bir sebebi de aslında beklentisiz bir şekilde okumamdı.

Yukarıda anlatmaya çalıştığım kitabın ana fikrini, son sayfalara kadar anlayamamamla bağlantılı olarak söylemek istediğim başka şeyler de var. Bence Muhteşem Gatsby biraz kapalı anlatıma sahip bir kitaptı. Satır aralarını okumak önemliydi, bazı referansları, göndermeleri daha okurken anladığınızda kitabı zevkle okuyabilirdiniz. Benim okuma sürecim bu şekilde işlemedi. Bazı yerleri internetteki yorumları okuyarak 'Tamam, bu da böyledi.' diyerek geçtim. Ama dediğim gibi bu tamamen benim henüz yetkin bir okur olmamala alakalıydı bence. Muhteşem Gatsby'i bu yüzden de mutlaka tekrar okuyacağım.

Bahsetmem gereken en önemli şey ise kitabı İthaki baskısından okumamanızı tavsiye etmek olacak. Çünkü bir sürü yerde anlatım bozuklulukları, eksik cümle ögeleri ve başka insanların alıntılarına baktığımda anladığım çok farklı bir çevirisi vardı. Bir yerde de kitaba aşık olmamamın sebebini çeviriye de bağlıyorum. Bu yüzden bir süre sonra kitabı ya çevirisinden daha emin olduğum bir yayından ya da direkt orijinal dilinde okuyacağım. Çünkü bu kitabı sevmeyi ve favorilerime almayı çok istiyordum.

Kitabın son iki-üç bölümünün ise gözümde diğer bütün olumsuzlukları sildiğini söylemem gerek. Anlatılamak istenen her duyguyu anladığım ve kalbimde hissedebildiğim için kitapta en zevk alarak okuduğum kısımlardı; anlatılan o kadar da zevk verici olmasa da. Zaten çoğu okumam aynı bu şekilde oluyor. Kitaba çok fazla bağlanamıyor ya da sevmiyorum ama sonunda tam kalbime dokunan şeyler oluyor ve kitaba bir anda beş yıldız verecek hale geliyorum. Bir kitaptan nefret etmekten binlerce kat daha iyi tabii ki bu durum.

Özetlemem gerekirse: Bence Muhteşem Gatsby'e, İthaki dışında bir yayıneviyle bir şans verin. Ama öncesinde klasik ya da ağır kitaplar okumaya alışık olduğunuzdan emin olun. Bu şekilde kitabı sevebileceğinizden, Jay Gatsby'nin hikayesinin size dokunabileceğinden eminim.

Benimle lütfen Muhteşem Gatsby hakkındaki yorumlarınızı paylaşın. Okuduğunuz yayınevinin çevirisinden memnun kalıp kalmadığınızı merak ediyorum. Hatta benim gibi İthaki'den okuyanlar varsa çeviri hakkında konuşmayı çok isterim. Okuduğunuz için teşekkür ederim. Başka bir yazıda görüşmek üzere!

Puanım: 4/5!

"Gatsby yeşil ışığa, her geçen yıl bizden uzaklaşan o heyecan verici geleceğe inanmıştı. O gelecek kaçtı bizim elimizden; fakat bunun bir önemi yok, yarın daha hızlı koşacağız, kollarımızı daha uzağa uzatacağız..."

Share:
Read More
, , , ,

Şimdi ve Sonsuza Dek Lara Jean / Jenny Han Kitap Yorumu

ŞİMDİ VE SONSUZA DEK LARA JEAN

Özgün Adı: Always and Forever, Lara Jean
Yazar: Jenny Han
Yayınevi: Pegasus Yayınları
Sayfa Sayısı: 329
GoodReads Puanı: 4.18
Arka Kapak Yazısı: 
"Lara Jean'in okuldaki son yılı tek kelimeyle harika!
Üstelik sabırsızlıkla beklediği daha pek çok şey var: New York'a yapılacak sınıf gezisi, erkek arkadaşı Peter'la gideceği okul balosu, mezuniyetten sonraki Plaj Haftası ve babasının düğünü. Sonrasındaysa Peter'la üniversiteye gidecektir, hem de hafta sonları eve gelip çikolatalı kurabiye yapabileceği kadar yakın bir üniversiteye.
Genç kız hayatının daha iyi olamayacağını düşünür, ta ki bazı beklenmedik haberler alana dek.
Değişimden korkan Lara Jean tüm planlarını baştan yapmak zorunda kalacaktır... Ancak kalbiniz ile aklınız farklı şeyler söylüyorsa hangisini dinlemelisiniz?"

***

Herkese yeniden merhaba! Bugün sizlerle çok sevdiğim serilerden birinin final kitabının yorumunu paylaşacağım. 

Sevdiğim Tüm Erkeklere, özellikle giriş kitabıyla bayıldığım bir seri olmuştu. İkinci kitabına çok da bayılmamış olsam da benzeri olduğu kitaplara göre daha başarılı bulmuştum. Ama bu yazının konusu olan üçüncü kitaba gelirsek: Bana göre serinin en kötü kitabı ne yazık ki buydu. Bunu gerçekten çok üzülerek söylüyorum. En sevdiğim ve beni çok iyi hissettiren bir seri ve harika bir final yapmasını çok isterdim.

Kitap, Lara Jean ve Peter'ın ilişkisinin güzel bıraktığımız bir noktadan ilerlemesiyle başlıyor. Lara Jean hala benim için sinir bozucu ve Peter hala harika. Karakterlerimiz artık son sınıf ve okul başvuruları başlamış durumda. Peter'ın gideceği okul lakros sayesinde kesin ve herkes ama kitaptaki herkes Lara Jean'in sonucuna odaklanmış durumda. Herkes onun Peter'la aynı okula gideceğinden neredeyse emin. Bu üniversite seçimin nasıl sonuçlandığını eminim hepiniz tahmin edersiniz çünkü bu bir genç yetişkin kitabı.

Herkes Lara Jean'in üniversite sonuçlarına odaklanmışken de aslında arka planda da olsa bir sürü olay var. Lara Jean'in babasının düğünü, Peter'ın babasının biraz daha kitaba dahil olması, Margot'nun yaptığı dramalar... Kitap aslında kendi çapında yeterince olaylı: ilk kitabın olaylısını kadar mükemmel değil tabii ki.

Peter, Margot, Kitty -özellikle-, Trina -bu kadına gerçekten bayıldım!- ve Lara Jean hariç herkesi çok seviyorum. Çünkü çok fazla drama yapmıyorlar. Ama Lara Jean bana göre kendimden sonra tanıdığım en Drama Queen insan ve bunu çok sinir bozucu bir şekilde yapıyor. Onun nedenlerini anlıyorum ama yapılması gerekenler kesinlikle Lara Jean'in yaptıkları değil. 

Kitap elbette akıcıydı. Ağır değildi kesinlikle. Anlatım ilk iki kitaptaki gibiydi hatta diğer iki kitaba göre daha hafif olduğunu bile söyleyebilirim. Kitapla ilgili en büyük sorunum merak unsurunu kullanamamasıydı. Lara Jean'in okul mevzusunun nasıl sonuçlanacağı zaten belliydi. Onun dışında da okuyucuyu merak ettirip sonraki bölüme gitmeye itecek en ufak bir şey yoktu. Eğer yazar bazı şeyleri merak unsurunu beslemesi için kitaba dahil ettiyse ve ben anlayamadıysam da demek ki gerçekten tahmin edilmesi basit şeylerdi.

Kitabı okurken aklımdan tek geçen yazarın bu kitabı devamını tahmin etmenin daha kolay olduğu bir finalle Lara Jean ve Peter'a veda etmek için yazdığıydı. Hani 'ikinci kitap son kitaptı devam kitabı olmayacak' deseydi bence seri daha güzel bir final yapmış olurdu ki ikinci kitabı ne kadar sevmedim biliyorsunuz.

Sonuca gelirsem: evet, okurken çok güzel vakit geçirdim ve beni mutlu edip iyi hissettiren bir kitap oldu. Bir genç yetişkin kitabının okuyucuya sunabileceği çoğu şey de içinde vardı. Ancak diğer iki kitabın yorumunda da bahsettiğim gibi bu seriyi biraz Çevrimiçi Kız serisiyle kıyaslıyorum çünkü iki seri yazılış ve kurgusu bakımından kitaplığımda birbirine en yakın olan seriler. Kıyaslama da şu şekilde: Çevrimiçi Kız serisi son kitabıyla bence serinin kalitesini bir tık arttırmıştı. Hala bir genç yetişkin kitabıydı ama biraz daha kaliteliydi ve yazarın kendini geliştirdiğini görebileceğiniz bir finaldi. Ama ne yazık ki Şimdi ve Sonsuza Dek Lara Jean'de bu durum yoktu. Bu yüzden bu türün favorisi olarak kitaplığımın birinci sırasında hala Çevrimiçi Kız serisi duruyor.

Lara Jean ve Peter'ın geleceğini öğrenmek, Lara Jean'in sinirlerinizi ne kadar zorlayabileceğini anlamak, ağır kitaplarınızın arasında okumak için hafif bir kitap seçmek istiyorsanız ya da yalnızca serinin diğer iki kitabını okuyup beğendiyseniz Şimdi ve Sonsuza Dek Lara Jean'i keyifle okumanızı dilerim. Başka bir yazıda görüşmek üzere!

Puanım: 2/5!


Share:
Read More
, , ,

Güz Okuma Şenliği 2018 | Okuma Listem


Herkese yeniden merhaba! Bugün, katılacağım ilk okuma şenliğinin olası okuma listesini buraya bırakıyorum. Muhtemelen listedeki kitapların çoğunu okuyamayacağım. Ama yine de dörtte üçünü okumuş olarak okuma şenliğini bitiririm diye umut ediyorum. Eğer planladığım gibi sonuçlanırsa kitaplığımda okunmayı bekleyen kitaplarımı güzel ölçüde okumuş olacağım. Listem ise şu şekilde:
  • İsminde güz mevsimini çağırıştıran bir kelime geçen veya olanların güzde geçtiği dört kitap.
*
*
*
*
  • Adında semt adı geçen bir kitap.
*
  • Kapağında saat olan ya da adında saat geçen bir kitap.
* Saatleri Ayarlama Enstitüsü - Ahmet Hamdi Tanpınar
  • Martı Yayınlarından bir kitap.
*
  • Mizah/Komedi türünde bir kitap.
* Şezlong Savaşları - İdil Hazan Kohen
  • Adında aşk kelimesi geçen bir kitap.
*
  • En az 500 sayfa olan bir kitap.
* Haşlanmış Harikalar Diyarı ve Dünyanın Sonu - Haruki Murakami
  • Mustafa Kemal Atatürk temalı bir kitap.
* Gazi Mustafa Kemal Atatürk - İlber Ortaylı
  • Adında/Konusunda öğretmenlik olan ya da yazarı bir öğretmen olan iki kitap.
*
*
  • Adında kitap/defter kelimesi geçen iki kitap.
* Kitap Hırsızı - Markus Zusak
* Hayat Kitabı - Deborah Harkness (reread)
  • Kendi ad-soyadınızın baş harfleriyle başlayan iki kitap.
* Ateş Gibi Buz - Sara Raasch
* Siddhartha - Herman Hesse
  • Kapağında baskın rengi sarı/turuncu/yeşil/kahverengi olan dört kitap.
* Simyacı - Paulo Coelho (Sarı)
* Otomatik Portakal - Anthony Burgess (Turuncu)
*
  • Daha önce kitabını hiç okumadığınız dört kadın yazardan birer kitap.
* Mrs. Dalloway - Virginia Woolf
* Bülbülü Öldürmek - Harper Lee
* Kızıl Kraliçe - Victoria Aveyard
* Cinder - Marissa Meyer
  • Kendinizin belirleyeceği bir temaya uygun dört kitap: Dört tane uzun zamandır okunmayı bekleyen klasik kitap.
* Muhteşem Gatsby - F. Scott Fitzgerald
* Dorian Gray'in Portresi - Oscar Wilde
* Kürk Mantolu Madonna - Sabahattin Ali
* Beyaz Geceler - Dostoyevski 

Benim listem aşağı yukarı bu şekilde. Etkinliği Eylül başında görmeme rağmen ve listeyi okumaya başlamama rağmen blogda kalıcı yazısını yazma konusunda biraz geç kaldım ne yazık ki.

Okuma şenliği ile ilgili daha detaylı bilgi almak için buraya tıklayarak etkinliğin ana sayfasına, Nilgün Komar'ın sitesine gidebilirsiniz.

Ayrıca boşta kalan kategoriler ile ilgili önerilerinizi lütfen yazın. Etkinlik bittiğinde hangilerini okuyup kaç puanla tamamlayacağım gerçekten merak içindeyim.

Başka bir yazıda görüşmek üzere!
Share:
Read More
, , ,

Renksiz Tsukuru Tazaki'nin Hac Yılları / Haruki Murakami Kitap Yorumum

RENSKZİ TSUKURU TAZAKİ'NİN HAC YILLARI

Özgün Adı: Shikisai O Motanai Tazaki Tsukuru to Kare No Junrei No Toshi
Yazar: Haruki Murakami
Yayınevi: Doğan Kitap
Goodreads Puanı: 3.83
Sayfa Sayısı: 318
Arka Kapak Yazısı:
"İşte o an, Tsukuru nihayet her şeyi kabullenmeyi başarabildi. İnsanların yürekleri arasındaki bağ yalnızca uyum üzerinden oluşmuyordu. Aksine, bir yaradan diğerine daha derin bağlar oluşuyordu. Acı acıya, kırılganlık kırılganlıkla yürekleri birbirine bağlıyordu. Elemli çığlıklar olmadan suskunluk, kan toprağa akmadan affediş, insanın içini lime lime eden kayıplardan geçmeden kabulleniş mümkün değildi. İşte bu, gerçek uyumun kökünde var olan şeydi. 
Haruki Murakami'den kaderinin gizemini çözmek, içindeki iflah olmaz yaranın kaynağına inmek için büyük bir yolculuğa çıkan bir kahramanın romanı. Kendini "renksiz" bilen Tsukuru Tazaki'nin hikayesi."

***

Herkese yeniden merhaba! Bugün okuduğum ikinci Haruki Murakami kitabının yorumunu sizlerle paylaşacağım. 

Bildiğiniz gibi kısa bir süre önce İmkansızın Şarkısı yorumumu paylaşmış, çok beğendiğimi yazmıştım. Murakami okumaya devam etmek için oldukça sabırsızlanıyordum. Okuyacağım ikinci kitap için de incelediğim listelerden hareketle bir seçim yaptım. Çoğu öneride yazan şekilde ve konusu da çok ilgimi çektiği için Renksiz Tsukuru Tazaki'nin Hac Yılları'nı okumaya karar verdim.


Kitabı aldıktan iki hafta kadar sonra ancak bitirebildim. Ama bu iki haftalık süreçte kitabı elime ancak üç, dört kez alabilmişimdir. Üniversite tercihleriyle boğuştuğum için kitabı okumaya çok fırsatım olmadı. Ama tercihlerimi tamamladıktan sonra tamamen Tsukuru Tazaki'ye odaklanabildim.



Kitabın konusunun oldukça ilgimi çektiğini söyleyerek başlamalıyım. Ana karakterimiz Tsukuru Tazaki, lise yıllarında çok yakın olduğu dört arkadaşı tarafından nedenini bilmediği bir şekilde dışlanıyor. Yıllar boyunca bunun yarattığı üzüntüyü ve ilk anlardaki depresyonunu göz ardı ediyor ancak hayatına giren Sara ile birlikte dışlanmasının arkasındaki sebebi öğrenmek için eski arkadaşlarıyla görüşmeye karar veriyor. Konunun ve bu arkadaş grubunun ilgi çekici noktası ise Tsukuru'nun arkadaşlarının isimlerinin Japonca renk isimleriyle bağlantılı olması ancak Tsukuru'nun bu gurubun içindeki renksiz olması. 


Kitapla ilgili söylemek istediğim ilk şey, okuduğum ilk Murakami kitabının bu olmasını istemezdim. Anlatım kısmının İmkansızın Şarkısı'ndan bir tık daha ağır olduğunu söylemeliyim. Ayrıca kitap fazlasıyla sembolizmle dolu bu da anlatımı bence ağır yapan unsurlardan biriydi. Ağır ilerlediğini de söylemeden geçemeyeceğim; en azından Tsukuru'nun eski arkadaşlarıyla görüşmeye başladığı kısma kadar. 


Hiçbir şekilde ortak bir özellikleri olmamasına rağmen aynı yazara ait okuduğum iki kitap olduğu için İmkansızın Şarkısı ile Tazaki'yi karşılaştıracak olursam kesinlikle Tazaki'yi seçerim. İçinde kendimden daha fazla şey bulmam bir yana, kendim de hikayeler yazdığım için bana öğretici bir yönden de dokunmayı başardı.Yaptığı betimlemeler, özellikle kitabın başlarındaki Tsukuru'nun depresyonunu tanımlaması, sondaki eski arkadaşlarıyla görüştüğü sahnelerdeki o eskiye dönük tahliller, oldukça başarılı sembolizmler... Hepsi kendi üslubumu geliştirmem için üzerinde çalışmamı gerektirecek güzellikteydi.


Belki de bu kitabın Murakami'nin en ünlü işlerinden biri olmamasının sebebi birçok olayın, karakterin bir sonuca bağlanamamasıydı. Kitabın ilk yarısında olan karakterlerin uzun uzun hikayelerini okuduktan sonra, finalde onlarla ilgili şaşırtıcı bir şey olmaması biraz can sıkıcıydı: sonun çok ucu açık bitmesini de buna dahil edebilirim. Herkesin kitap finalleriyle ilgili tercihi farklıdır. Açıkçası tercihen çok dramatik ya da ucu açık finalleri daha çok seviyorum. Elbette bunun gerçekleşebileceği kitaplarda. Ama Murakami'nin ucunu açık bırakma anlayışıyla benimki pek uyuşmuyor. Ve anladığım kadarıyla kendisi net finaller yazmayı da pek sevmiyor çünkü İmkansızın Şarkısı da pat diye bitmişti. İmkansızın Şarkısı'nda bittiği noktadan sonrasını tahmin etmek biraz daha kolaydı. Tazaki'de havada kalan daha çok şey vardı ve kitabın orta kısmını tamamen kaplayan bazı olay ve karakterleri kitabın finaline doğru görememek ucu açıklığı apayrı bir seviyeye taşıdı. Diyeceğim o ki, final benim için bile çok ucu açıktı ne yazık ki. Ama kitabın son bölümüne bayıldığımı da eklemek istiyorum. Bence kitabın en güzel bölümü oydu. Çünkü tamamen Tsukuru'ya odaklıydı. Evet, ucu açık bitti, ne olduğunu çok merak ediyorum ama son bölüm, kitabı ayrı bir yere koyarak söylüyorum okuduğum en harika şeylerden biriydi.


Bu beğenmediğim ucu açık final bile bana bir yıldız kırdırmadı. Çünkü kitabı çok beğendim. En çok inandığım şey, kitapları doğru bir zamanda okumak. Tsukuru Tazaki'nin yalnızlığını çok iyi anladığım bir dönemde okudum kitabı. Tam tersi bir zamanda okumuş olsaydım eminim ki kitaba üç yıldız verirdim. Okumanız için önerebileceğim bir zaman ya da duygu durumu yok aslında. Bu zamanlama tamamen şansa bağlı. Umarım doğru zamanda okur ve kitabı gerçekten beğenirsiniz çünkü şu ana kadar yalnızlığı ve getirdiği depresyonu daha iyi anlatan paragraflar okumadım.

Sonuç olarak Renksiz Tsukuru Tazaki'nin Hac Yılları, okuduğum en iyi kitaplar arasında yerini aldı. Böyle bir şey olacağını daha kitabı alırken tahmin ediyordum çünkü konusu benim ilgimi fazlasıyla çekmişti. 


Ben, tahmin edersiniz ki Haruki Murakami okumaya tam gaz devam ediyorum. Şu anda Haşlanmış Harikalar Diyarı ve Dünyanın Sonu'na başladım. Okuduğum iki kitapta gerçekçi kitaplarındandı. Bu sefer daha olağanüstü bir kitabını okuyorum. Dilin diğer iki kitaptan apayrı olduğunu ve beni çok farklı bir okuma deneyiminin beklediğinin farkındayım. En kısa zamanda bitirip yorumunu paylaşmak için sabırsızlanıyorum.


Renksiz Tsukuru Tazaki hakkında söyleyeceklerim bu kadar. Umarım kitapla ilgili merakınızı arttırabilmiş ve sizi okumaya teşvik edecek bir yorum yazabilmişimdir.


Okuduğunuz için teşekkür ederim. Başka bir yazıda görüşmek üzere!
Puanım: 5/5!


Share:
Read More
, ,

Üniversite Sınavı Tecrübem + Kitap Dağıtmak

Herkese yeniden merhaba! Daha önceki kitap yorumlarında bahsettiğim üzere bu sene üniversite sınavına hazırlanmıştım. Artık bütün sonuçlarım açıklandı ve üniversite kaydımı da yaptırdığıma göre, bir şeylerden bahsetmek ve bu süreçte yaşadıklarımı bu yazıyla kalıcı hale getirmek istedim.

Öncelikle bu sene benim mezun senemdi. İlk yılımda istediğim sıralamayı elde edemediğim için ve ikinci yılımda daha başarılı olacağımı düşündüğüm için bir sene daha hazırlanmaya karar verdim. Lisede sayısal öğrencisiydim ve her ne kadar mezun senemde eşit ağırlıktan hazırlanmaya karar versem de sayısal derslerimin hepsini çok sever çalıştım ve lisede sayısal seçtiğim için hiç pişman olmadım. Ama artık daha yerli yerinde fikirlerim vardı ve hayatımda yapmak istediğim mesleğin sayısalda olmadığı konusunda karar kıldım. 

Mezun senem her açıdan güzel geçti diyebilirim. Okul olmadığı için ders çalışmak daha rahattı ve günlük olarak istediğim verimi alabiliyordum. En büyük korkum, belki şaşırtıcı olacak ama coğrafyaydı. Çünkü lise bir ve ikide coğrafyam pek parlak değildi. Neyse ki dershanemde harika bir coğrafya hocam vardı. Onun sayesinde coğrafyayla hiçbir sorunum kalmadı hatta üstüne üstlük coğrafyayı çok sevdim. Sınavda da hiç yanlış yapmadığımı gururla söyleyebilirim :)

Eşit ağırlık öğrencilerinin en uğraş verdiği ders edebiyattır hiç kuşkusuz. Birçok eser yazar ezberlenmesi, hatta bununla da kalmayıp belli başlı romanların konularını, karakterlerini bilmek gerekiyordu. Bu soruları bilmem gereken kitapları okuma şansım olsa kesinlikle daha rahat ve kendime daha çok güvenerek yapardım. Ama sınav senemde ne yazık ki böyle bir şansım olamazdı o yüzden yalnızca özetleri okumakla yetinmiştim. Eğer bu yazıyı okuyan daha lisede eşit ağırlık öğrencileri varsa kesinlikle kitapları okumalarını önerebilirim. Edebiyat, bu konu bilme kısmı dışında çok çok zorlamadı. Not çıkardığım sürece ezber yapmam kolay olmuştu. Ama sınava hazırlananlar şunu unutmamalı ki edebiyat biraz nankör bir ders. Bir gün saatlerinizi verip konuyu çalışıp, not çıkartıp üzerine bir sürü test çözüp orada bırakamazsınız. Yapmanız gereken edebiyatı günlere bölmek olmalı. Bu sayede daha kalıcı bir şekilde öğrenebilirsiniz. En azından bende bu şekilde sağlıklı sonuçlar verdi.

Matematikte ise benim için hiçbir zaman büyük bir sorun olmamıştı. Sanırım en önemli şey seviyenizi doğru tespit edip ona göre soru çözmek. 

Sınava gelecek olursam. Kesinlikle umduğum ve sene içinde yaptığım netlerden çok alakasız bir sonuç geldi. Bunu bu sene sınava giren çoğu kişiden duymuş olmalısınız. Beklenilenin oldukça ötesinde bir sınavdı. İkinci basamağın matematiği neye uğradığımı şaşırttı. İlk basamak geçen seneyi bildiğim için çok zor değildi. Sınav bittiğinde, sonuç açıklandığı zaman hüsrana uğrayacağımdan emin olmuştum. Ama öyle olmadı. Benim beklediğimden daha iyi geldi sonucum. Eşit ağırlıkta 37k ve sözelde de 18k yaptım.

Tercih dönemi galiba sınava hazırlanma sürecinden daha zor ve stresli geçti. Çünkü elde net bir veri yok. Geçen seneki sonuçlara göre tahmini bir şeyler yapılacaktı ve çok sürpriz sonuçlar gelebilirdi. Bu senenin başından beri hayalim hukuk okumaktı ve elbette listemin en başına İzmir'deki bütün Hukuk Fakültelerini yazdım; sıralamaları benim çok çok üzerimde olsa da. Ayrıca olma ihtimali daha yüksek bazı şehirleri de listeme ekledim. Olma ihtimali en yükseklerden birisi şehir dışıydı ve kendimi buna adapte etmeye çalışıyordum. Listede yalnızca hukukla sınırlı kalmadım. İzmirde psikoloji, işletme ve en sona da psikolojik danışma ve rehberlik bölümünü  yazdım. Ama hukuktan sonraki kısımda pek de sağlık düşünerek yazmadığımı söyleyebilirim. Bunun ne kadar büyük bir hata olduğunu da 31 Ağustos'un ilk saatlerinde, yerleştirme sonucum açıklandığında anladım. 

O gece gerçekten berbattı. Sıralamam açıklandığında bu kadar üzülmediğimi net bir şekilde söyleyebilirim. Dokuz Eylül Üniversitesi Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik bölümüne yerleştim. Hala inanamıyorum. Bölüm kötü olduğundan böyle düşünmüyorum. Bölüm gerçekten güzel ve Dokuz Eylül'de olmak harika. Ama planladığımın çok ötesinde, en sona bir hocamın son dakika önerisiyle eklediğim ve abartmıyorum tam olarak bölüm tanımından bile bihaber olduğum bir bölüme yerleştim. O yüzden tercihlerinizi çok dikkatli yapın; çok çok dikkatli.

Tabii ilk şokun ardından büyük bir ağlama geldi. O gece doğru düzgün uyuyamadım zaten. Sonucumu asla kabullenemiyordum. Ama üzerinden belli bir süre geçtiğinde böyle olması gerektiğini ve kötü bir üniversitede, kötü bir bölümde olmadığımı kendime sürekli hatırlatarak bölümümü kabullendim. Sınav senem acısıyla tatlısıyla bitmişti ve sanırım en önemlisi bu. Artık yeni bir sayfa açma zamanı. Derslerimi ve okulun sitesini inceledikçe -bunu tercihten önce yapmalısınız tabii- bölüm az da olsa ilgimi çekti. Dersler başlayıp biraz yoğunluğum arttığında da hayal kırıklığımı ve üzüntümü hissetmemek kolaylaşacak.

Gelelim bu yazıyı yazmamın asıl sebebine: Sınav senesinde biliyorsunuz çok fazla kitap alınır ve bitenler kadar yarım kalanlarda olur. Elimde birçok yarım, çok az çözülmüş kitaplar var. Çevremde sınava hazırlanacak birkaç kişi var ve kitapların bazılarını onlara vereceğim ama yine elimde kalanlar olacak. Bu yüzden eğer matematik ve türkçe denemeleri, matematik ve geometri soru bankası, paragraf soru bankası, edebiyat konu anlatımı ve soru bankası ve genel deneme istiyorsanız lütfen benimle iletişime geçin. Mail adresimi yazının en altına bırakıyor olacağım. 

Üniversite sınavı tecrübem az çok böyleydi. Tabii ki bu buz dağının ancak görünen kısmı olabilir. Beni yepyeni ve daha büyük bir tecrübe bekliyor. Üniversite için heyecanlıyım. 

Eğer sınava hazırlanacaksanız size tek bir önerim olacak: hedefinizi belirleyin. O masaya oturup ders çalışmak için büyük bir istekle bağlı olduğunuz bir hayaliniz, hedefiniz olsun. Ayrıca kendinizi nasıl motive edeceğinizi erken keşfetmeye bakın. Bu özellikle bahar aylarında işinize çok yarayacak. Yetişmeyecek diye de stres yapmamaya çalışın. Biliyorum bu çok zor, ben de çok stres yaptım ama emin olun masaya oturmaya devam ettiğiniz sürece ve bir kez temponuzu oturttuktan sonra yetiştirmemeniz için hiçbir neden yok. 

Bu sene üniversiteye yerleştiyseniz bana yorumlarda neresi olduğunu haber vermeyi unutmayın. Belki de aynı bölümde veya üniversitedeyizdir. Ayrıca kitap önerisi tarzında bir şeyler yazmamı isterseniz aynı şekilde mail atabilir ya da yorumlara yazabilirsiniz.

Okuduğunuz için çok teşekkür ederim. Başka yazılarda görüşmek üzere! 

İletişime geçebileceğiniz mail adresim: acelya.sogut@outlook.com
Share:
Read More
, , , ,

Sevdiğim Tüm Erkeklere + Not: Seni Hala Seviyorum / Jenny Han Kitap Yorumum

SEVDİĞİM TÜM ERKEKLERE
Özgün Adı: To All The Boys I've Loved Before
Yazar: Jenny Han
Yayınevi: Pegasus Yayınları
Goodreads Puanı: 4.11
Sayfa Sayısı: 360
***
NOT: SENİ HALA SEVİYORUM
Özgün Adı: P.S. I Still Love You
Yazar: Jenny Han
Yayınevi: Pegasus Yayınları
Goodreads Puanı: 4.16
Sayfa Sayısı: 352
***
Herkese yeniden merhaba! Bugün harika bir genç yetişkin serisinin ilk iki kitabının yorumuyla karşınızdayım. Bu kitapları uzun zaman boyunca yabancı bloggerlarda görmüş ve çok merak etmiştim. Ülkemizde de birkaç sene önce ilk kitabın çıktığını biliyordum ama bir türlü okumamıştım. İlgim kaybolmuştu ve biraz daha klasiklere yönelmiştim. Ama geçenlerde ilk kitabı alıp okumaya başladım ve nasıl aktığını anlayamadım. İkinci kitabı ise yirmi dört saatten kısa bir zamanda bitirdim. Ve kitaplara gerçekten bayıldım! Kitapları arka arkaya okuduğum için de yorumlarını bir postta girmek istedim. 

Konumuz şu şekilde: Ana karakterimiz Lara Jean, hoşlandığı her oğlan için bir mektup yazıyor. Bu mektuplar daha çok artık onlardan hoşlanmayacağını anladığında veda mektubu niteliğinde oluyor. Şu ana kadar tam beş mektubu var. Önemli nokta şu ki bu mektuplar asla karşı tarafa gönderilmiyor, Lara Jean'in şapka kutusunun içinde duruyorlar. Ve Lara Jean'in hiç beklemediği bir anda mektuplar sahiplerine ulaşıyor. Bundan sonra da Lara Jean için her şey karışıyor. Kendini sahte bir ilişkinin içinde buluyor ve hayatında her şey değişiyor.

Lara Jean, başta -yani ilk kitapta, belli bir kısma kadar- sevdiğim bir karakter olmuştu. Sevimli bir kızdı ve kendini sahte bir ilişkinin içine atması o kadar da saçma gelmemişti. Ama özellikle ikinci kitapta kendisinden nefret ettim; okuduğunuzda ne demek istediğimi anlayacaksınız. Üzgünüm ama Peter Kavinsky'ı harcamak o kadar da kolay olmamalıydı!

Peter Kavinsky! Tam olarak lisede aşık olabileceğiniz bir karakter. Daha ötesi yok. Özellikle seri biraz ilerlediğinde mükemmel birisine dönüşüyor. En sevdiğim erkek karakterler listesinde, kesinlikle! Size Lara Jean'den küçük bir Peter tanımı da bırakıyorum: "Peter Kavinsky, koridorda yürüyordu. Sihir gibi. Yakışıklı, siyah saçlı Peter. O kadar iyi görünüyordu ki arka plan müziği hak ediyordu."

Ama kitaptaki asıl favorime gelecek olursak: Lara Jean'in kız kardeşi Kitty! Kendisi kitaptaki en harika karakterdi ve kesinlikle ablası Lara Jean'den daha aklı başındaydı, henüz oldukça küçük olmasına rağmen. Sarkastik tavırları ve kitaba neşe katmasına bayıldım. Elbette onu sevmemin bir diğer büyük nedeni de Peter'ı çok sevip her zaman korumasıydı. Canım Kitty!

Sevdiğim Tüm Erkeklere serisi, kesinlikle sizi reading slumptan çıkartacak bir seri. Arka arkaya okumanızı tavsiye ederim çünkü her iki kitap da pat diye, tam karakterlere ve olaylara alışmışken bitti. Son kitabı okumak için sabırsızlanıyorum ama Pegasus'un fiyatları ortada, almak için biraz daha beklemem gerekecek. Seri tam olarak Çevrimiçi Kız serisi tadındaydı. Eğer onu beğendiyseniz kesinlikle bu seriyi de beğenirsiniz. 

Ayrıca ilk kitap Sevdiğim Tüm Erkeklere ismiyle film oldu ve 17 Ağutos'ta Netflix'te yayınlandı. Türkçe altyazılı fragmanını izlemek için tıklayabilirsiniz! Zaten bu yazı biraz geç kaldığı için, filmi çoktan izlediğinizi ya da her yerde alıntıları, fotoğrafları gördüğünüzü düşünüyorum. Özellikle Twitter'da belli bir süre yalnızca bu film konululmuştu. Filmi ise gerçekten çok beğendim. Zaten cast seçimine bayılmıştım. Çok güzel bir uyarlama olmuştu. Umarım devam kitapları da filme uyarlanır. 

Sevdiğim Tüm Erkeklere'ye Goodreads'te 4 yıldız ve Not: Seni Hala Seviyorum'a da 3 yıldız verdim. Aslında kitapları yukarıda da anlattığım gibi çok sevdim ama özellikle 3 yıldızın en büyük sorumlusu Lara Jean'dir. Beni gerçekten çok sinir etti. 

Özetle, reading slumptan kurtulmak istiyorsanız ya da okuyacak eğlenceli bir kurgu arıyorsanız bu seriye mutlaka bakmanızı öneririm. 



Sevdiğim Tüm Erkeklere: 4/5!
Not: Seni Hala Seviyorum: 3/5!


Share:
Read More
, , , ,

Her Gün / David Levithan Kitap Yorumum

HER GÜN
Özgün Adı: Every Day
Yazar: David Levithan
Yayınevi: Pegasus Yayınları
Goodreads Puanı: 3.97
Sayfa Sayısı: 336
Arka Kapak Yazısı: 
"Her gün farklı bedende. Her gün farklı hayatta. Her gün aynı kıza aşık.
Uyandım. Anında kim olduğumu anlamam gerekti. Mesele sadece bedenim de değil… gözlerimi açtığımda kolumun renginin açık mı koyu mu olduğu, saçımın uzun mu kısa mı olduğu, şişman mı zayıf mı olduğum, kız mı erkek mi olduğum, yara bere içinde mi yoksa pürüzsüz mü olduğum… Her sabah farklı bir bedende uyanıyorsanız, vücut en kolay alışılan şey. Kavraması güç olabilen ise bedenin önceden yaşamış olduğu hayat. Her gün başka biriyim. Ben, kendimim; kendim olduğumu biliyorum ama ayrıca başka biriyim de.  Hep böyle olageldi."
***
Herkese yeniden merhaba! Bugünkü yazıda, tüm dünyada en son okuma şansı elde ettiğim Her Gün'ün yorumunu paylaşıyor olacağım.
Her Gün, çıktığı ilk andan itibaren sıkça gördüğüm, beğenilen ve herkesi yerle bir eden kitaplardan biriydi. Çok merak ettiğimi elbette ki anlamışsınızdır çünkü okuyucusunu yerle bir eden kitaplara bayılırım. Ancak bu kadar merak etmeme rağmen Her Gün'ü okuma fırsatını ancak şu sıralarda elde edebildim. Bunun nedeni de yine araya hep başka kitapların girmesi, bazen kitaba olan ilgimin azalması oldu. Ama sonuç olarak buradayız ve ben Her Gün'ü okudum.
Kitabın ana karakteri A. her gün farklı bir insanın bedeninde uyanıyor. Ve bu uzun zamandır bu şekilde süregelmiş. A. onların bedeninde bir gün misafir oluyor ve hayatlarına çok da müdahelede etmeden günü tamamlıyor. Ama bir gün bedenine girdiği bir insan sayesinde tanıştığı diğer ana karakterimiz Rhiannon ile tanışıyor ve ona aşık oluyor. Ve sonraki diğer günlerde de sürekli Rhiannon'la iletişime geçmeye çalışıyor.
Her Gün belki de şu ana kadar okuduğum en akıcı kitaplardan biriydi. Bunun hiç kuşkusuz en önemli sebebi her gün, her bölüm farklı bir yaşamı okuyor oluşumuz. A. her gün biribirinden çok farklı insanların bedeninde uyanıyor ve burada başına neler geleceğini, olaylarla nasıl baş edeceğini merak ederken sayfaları çevirmek oldukça kolaydı.
A.'nın bu kadar farklı hayatlara girmesi yazar Levithan'ın toplumsal olaylarla ilgili düşüncelerini dile getirmesi için büyük bir fırsattı. Ama burada da kitabı sevmeme yardımcı olan önemli bir şey var: yazar bu düşüncelerini kitabın içine çok ustaca bir şekilde yedirmişti. Yazılan paragraflar havada kalmıyor, kurgudan bağımsızmış gibi hissettirmiyordu. 
Kitapla ilgili sevmediğim bir şey olmadı. Yer yer Rhiannon'a sinir oldum ama onun durumunda birisi için çok da saçma davranmadığını kabul etmeliyim. Muhtemelen onun yerinde ben olsam, Rhiannon'dan farklı tepkiler vermezdim diye düşünüyorum. Ama her ne olursa olsun kendisine bayılmadım.
Bir noktaya kadar Her Gün'e Goodreads'te üç veya dört yıldız vermeyi düşünüyordum. Bunun nedeni olayların bir yerden sonra rutine bağlamasıydı. A. yeni bir bedende uyanıyor, hayatını anlamaya çalışıyor ve kurgunun temel taşlarıyla ilgili birkaç gelişme oluyor ve diğer güne geçiyoruz. Herkesin bayıldığı bir kitap olunca ve okumak için uzun zaman bekleyince haliyle beklentim çok yüksekti. Bu kısımlardan pek hoşlanmamamın en önemli sebebi budur. Ama sonunda beni etkileyen ve gözyaşlarımı zar zor tutmamı sağlayan bir şey oldu ki! Bu tarz sonları gerçekten çok seviyorum. Bence hem karakterlerin ne kadar geliştiğini bize gösteriyor hem de sonraki kitaplar için çok akıllıca açık kapılar bırakıyor. Ve böyle tarz sonlarda da en iyisi kesinlikle Her Gün'dü. Ba-yıl-dım!

Her Gün, üç kitaplık bir serinin ilk kitabı. İkinci kitap Başka Bir Gün ise bu kitabın Rhiannon tarafından anlatılışı. İlgi çekici olduğunu kabul etmeliyim ama o sonu bildikten sonra okumanın, Her Gün'ü okumak kadar eğlenceli olacağını pek sanmıyorum. Ama üçüncü kitap olan Someday'i büyük bir merakla bekliyorum. Someday için Goodreads'te çıkış tarihi olarak 2018'i gösteriyor. Umarım bir an önce çıkar. Çünkü Her Gün'de cevaplanmamış bir sürü soru vardı. Her birinin Someday'de cevaplanacağını ümit ediyorum.
Her Gün benim çok keyifle iki günde bitirdiğim bir kitap oldu. Genç yetişkin kategorisinde olduğunun farkındayım ama yine de çerezlik bir kitap olduğunu asla düşünmüyorum. Sizi reading slumptan çıkaracaktır ama sonuyla gerçekten sizi yerle bir edecektir. 
Okuduğunuz için teşekkür ederim. Başka bir yazıda görüşmek üzere!
Puanım: 5/5!

--Aşık olunan anın ardında yüzyıllar varmış gibi geliyordu, kuşaklar varmış gibi... Sanki hepsi kendini ayarlamıştı ki bu kusursuz, kıymetli an yaşanabilsin. Ne kadar aptalca olduğunu bilseniz de her şeyin sizi buraya getirdiğini, tüm gizli okların burayı işaret ettiğini, evrenin ve zamanın bunu uzun bir süre önce yarattığını ve bunu henüz fark ettiğinizi, hep olmanız gereken yere henüz vardığınızı kalbinizde, kemiklerinizde hissediyordunuz.--

Share:
Read More