12 Haziran 2016 Pazar

Hayat Kitabı / Deborah Harkness Kitap Yorumum

13:21:00 6 Comments
HAYAT KİTABI
Özgün Adı: The Book of Life
Yazar: Deborah Harkness
Yayınevi: Pegasus Yayınları
Goodreads Puanı: 4.13
Sayfa Sayısı: 612
Arka Kapak Yazısı:
"SONLAR. BAŞLANGIÇLAR. DEĞİŞİM. GEÇMİŞİN SIRLARINI VE GELECEĞİN ANAHTARINI GİZLEYEN BİR EL YAZMASI. HER ŞEYİN TAM KALBİNDE, ÖLÜMSÜZ BİR AŞK.
Cadı tarihçi Diana Bishop ve vampir bilimci Matthew Clairmont geçmişten günümüze dönünce yeni sorunlar ve eski düşmanlarla karşılaşır. Fransa'da, Matthew'un atalarından kalma evinde tanıdıkları pek çok kişiyle tekrar bir araya gelirler ancak çok önemli bir kişi eksiktir. Geleceklerine dair en büyük tehdit ise henüz açığa çıkmamıştır ve bunun farkına vardıkları an, hızla Ashmole 782 ile kayıp sayfalarını bulma çabalarına gireceklerdir...
Ruhlar üçlemesinin son kitabında Harkness güç ve tutku, aile ve sevgi, geçmişten gelen meseleler ile günümüze yansıyan sonuçlarını derinlemesine inceliyor. Auvergne'in tepelerinden Venedik'in saraylarına uzanan bu macerada Diana ve Matthew, devasa şatolar, üniversite laboratuvarlarında, kadim bilgiler ile modern bilimi kullanarak, sonunda cadıların yüzyıllar önceki keşfini gün ışığına çıkaracak." 
***
Herkese yeniden merhaba! Bugün benim en en en -en- sevdiğim serilerden biri olan Ruhlar üçlemesinin finali olan Hayat Kitabı'nın yorumunu yazıyorum. Ruhlar üçlemesi hiç kuşkusuz her kitabıyla beni derinden etkileyen, bana harika şeyler katan ve her karakterine aşık olduğum bir seri. Üçleme bittiği için çok üzgünüm ama yine de çoğu şeyin bir sonuca varması beni oldukça mutlu ediyor; soru işaretlerim yok oldu en azından.
Diana ve Matthew'u Gecenin Gölgesinde tekrar günümüze döndüklerinde bırakmıştık.  Geçmişte bazı meseleleri az çok halletmiş ve asıl büyük sorunları halletmek üzere günümüze geri dönmüşlerdi ama her şey onların bıraktığı gibi değildi. Kayıpları, bilinmeyen akrabaları ve Philippe'in bir diğer oğlu Baldwin onları beklemektedir.
Konuyla ilgili anlatacak pek fazla şey yok aslında. Diana ve Matthew'un amacı hala aynı; Ashmole 782'yi bulmak.
Yoruma gelirsek:
Kitaba kelimenin tam anlamıyla AŞIK OLDUM! Serinin en harika kitabı Hayat Kitabı'ydı. Bunun hiçbir şekilde sorunların çözülmesi veya aklımda hiçbir soru işareti kalmaması ile alakası yok. Bu tamamen Hayat Kitabı'nda bütün karakterlerin tam olarak oluştuğu, herkesi tanıdığımız ve olaylara iyice hakim olmamızla ilgili. Harkness'ın anlatımının da bu kitapta daha da harika bir hale geldiğini eminim okuyan herkes fark edecektir. Hayat Kitabı ne Gecenin Gölgesi kadar karışık ve yeni karakter dolu ne de Cadıları Keşfi kadar durağan.
Diana artık tam olarak benim hayal ettiğim şekilde. Cadıların Keşfi'ni ilk okumaya başladığımda da Diana'nın aynen bu şekilde güçlü ve kendinden emin bir karakter olacağını biliyordum. Diana hiç kuşkusuz şu ana kadar okuduğum en güçlü kadın karakterdi. Favorim oldu diyebilirim. (Bu yazıda çokça favori karakterim bu diyeceğim.) Diana güçlerini artık daha doğru bir şekilde kullanabiliyor. Büyü konusunda Gecenin Gölgesi'ndeki son gelişmelerle birlikte iyice gelişti.
Matthew'a gelmek istiyorum. Matthew bütün karakterleri dahil ederek söylüyorum ki EN HARİKA KARAKTER! Bu cümleden sonra daha ne diyeyim? Matthew'u daha fazla okumak isterdim ama elimde üç tane 600 küsür sayfalık kitap var; yeterli gelmesini umuyorum.
Matthew'un önceki kitaplarda da çok fazla sevmiştim ama bu kitapta bu kadar çok sevme sebebim hiç kuşkusuz bir bölümde Matthew'un bilim adamı kimliğinin vampir kimliğinin önüne geçmesiydi. Bilimi çok seven birisi olarak kitabın Yale laboratuvarında geçen bölümlerinden çok büyük bir keyif aldım.
Tabii ki Matthew'un favori karakterlerimden biri olmasının tek sebebi harika bir bilim insanı olması değil. Matthew okuduğum en iyi vampir karakter.
Gelelim asıl kısma: GALLOWGLASS! Kitap hiçbir üzüntü içermese de beni öyle bir ağlatmayı başardı ki! Kitabı bitirmemin üzerinden zaman geçmesine rağmen hala daha Gallowglass'ı hatırlayıp hüzünlenirim. Ona ne olduğunu, neler yaptığını, aşık olup olmadığını çok fazla merak ediyorum. Hatta çok sevgili Deborah Harkness'a bu sorularımı cevaplaması adına oldukça feels içerikli ve ana fikri Gallowglass sevgim olan bir mail attım. Hala cevabını bekliyorum. Eğer bir cevap gelmezse de aklımın bir köşesinde Gallowglass için bir fan hikayesi yazmak var.
Gallowglass'ı bu yazıda sadece beni üzen haliyle yazmak istemiyorum. Ruhlar üçlemesinin anlatımın ağır olduğunu diğer iki kitabın yorumunda da belirtmiştim. Elbette Hayat Kitabı da ağır bir anlatıma sahipti. Bu ağır anlatımın içinde Gallowglass'ın yaptığı hafif espriler kitabın havasını oldukça değiştiriyordu. Hatta kitabın en başlarında Matthew'un sağlıkla ilgili bilimsel bir konuşma yapması üzerine de Clermont ailesinin ortada bu kadar tıp diploması olmadan daha eğlenceli olduğunu söylediği bir kısım var. Cidden olayları kavramaya çalışırken Gallowglass sizi de Clermont'ların ağır havasından bir anda çıkartabiliyor.
Kitapta Gecenin Gölgesi'nde tanıdığımız Phoebe karakteri de oldukça ön planda. Phoebe, bildiğiniz üzere Marcus'un sevgilisiydi. Gecenin Gölgesi'nde bir bölüme sahiplerdi ve o bölümü düşündüğümüzde Phoebe'nin naif ve sakin bir karakter olduğunu düşünebiliriz. Ama Hayat Kitabı'nda gerçek Phoebe'yi tanıyoruz.
Phoebe ve Marcus da kitapta az bir kısma sahip olsalar da onların içinde olduğu her bölümde harikalar. Phoebe ve Marcus'a da ne olduğunu, neler yaptıklarını çok ama çok merak ediyorum. Deborah'a attığım mail de bu konuya değinmeden edemedim ama önemli konu Gallowglass, arkadaşlar.
Karakterler hakkında daha çok yazabilirim ama kitabı genel olarak da değerlendirmek istiyorum.
Kitap elbette harikaydı. Az önce bahsettiğim gibi.
Kitabın sonuyla ilgili söylemek istediğim birkaç şey var. Açıkçası okumaya başlarken kafamda şekillendirdiğim daha farklı bir son vardı. Bunun sebebi kitap ilk çıktığında D&R'da son cümlelerini okumuş olmam. Ama hiç de beklediğim gibi olmadı. Son sayfaya kadar beklentilerimden birinin gerçekleşmesini bekledim; olmadı. Kötü mü oldu? Hayır. Bu hali de çok güzel. Aslında Harkness'ın tarzı düşünüldüğünde benim canlandırdığım 'bir sürü ölü karakter' fikrinin gerçekleşmeyeceği belliydi.
Anlatım da diğer kitaplara göre bir tık daha sadeydi. Yine ağır ama özellikle Gecenin Gölgesi düşünüldüğünde Hayat Kitabı oldukça normaldi. Ben neden Gecenin Gölgesi'nin anlatımına taktım hiç bilmiyorum. Sanırım o sıralar küçük bir reading slumpa girdiğim için.
Şimdi daha önceki yorumlarda hiç yapmadığım ve yapmayı da pek uygun bulmadığım bir şeyi yapacağım. Kısa bir spoilerlı yorum yazacağım. Çünkü buna ihtiyacım var. Etrafımda kimse Ruhlar üçlemesini okumadı ve yaşanan olaylarla ilgili duygularımı bir şekilde yazmam gerek. Her neyse, başlayalım.
BURADAN SONRASI FAZLASIYLA SPOILER İÇERMEKTE!

  • Öncelikle, Gallowglass'ın Diana'ya karşı duyguları olduğunu Gecenin Gölgesi'nde anlamıştım. Anladığım andan beri de Gallowglass'ın hayatı için endişelenmiştim. Sonuçta burada Matthew ve onun Diana'ya karşı olan aşkından bahsediyoruz. Şükü.rler olsun ki Gallowglass'a bir şey olmadı. Ayrıca Gallowglass'ın Cora dövmesi yaptırması tam olarak Gallowglass'ın yapacağı bir şeydi.
  • BALDWIN DE CLERMONT! Kendisi bir nevi kitabın kötüsü sayılabilir. Phillippe de Clermont'un oğlu ve Diana'nın kardeşi ve Matthew'u sevmiyor. Ama kendisinden nefret edemedim. Kötü olduğu kadar alaycı bir kişiliği var ve Diana ile sahip oldukları kardeş ilişkisi çok harikaydı. Kardeş ilişkisi dediğime bakmayın, bu ilişkiyi çok fazla göremiyorsunuz ama gördüğünüz o birkaç paragrafla bile oldukça harika. 
  • ASHMOLE 782! Elbette sırrı çözüldü. Ama ne çözülme. Hayal kırıklığına mı uğradım, hoşuma mı gitti bilmiyorum. Sanki Ashmole ile ilgili gerçek oldukça barizdi de ben göremedim. Çünkü Ashmole ile ilgili beklentim o kadar yüksekti ki çok karışık olmayan bir sırrı okuyunca 'ne oluyor be' demeden duramadım.
SPOILER BİTTİ!
Evet sonuç olarak Ruhlar üçlemesi  bitti ve kendimi biraz üzgün hissediyorum. Keşke bir kitap daha olsaydı. Ya da en azından geleceğe dair kısa hikayeler okuma şansımız olsaydı.
Seri bütün kitaplarıyla beraber favorim oldu. Eğer vampirleri, cadıları, iblisleri ve biraz da tarihle bilimi seviyorsanız Ruhlar üçlemesi sizin için en doğru seri. 
Puanım: 5/5!