13 Temmuz 2015 Pazartesi

Gecenin Gölgesi / Deborah Harkness Kitap Yorumum

GECENİN GÖLGESİ
Özgün Adı: Shadow of Night
Yazar: Deborah Harkness
Yayınevi: Pegasus Yayınları
Goodreads Puanı: 4.01
Sayfa Sayısı: 670
Arka Kapak Yazısı:
"Her şey Cadıların Keşfi'yle başladı... Güçlü bir cadı ailesinden gelen tarihçi Diana Bishop ile vampir Matthew Clairmont, canlıları birbirinde ayıran doğa yasalarını bozmuştur. Dianan, Bodleian Kütüphanesi'nde gizemli bir el yazması keşfettikten sonra Matthew'la kaderlerini birbirine bağlayan olaylar zincirini tetiklediği için cadı, iblis, vampir ve insanların bir arada yaşamasını sağlayan hassas bağ tehdit altına girmiştir.
Güvenli bir yer arayan Diana ve Matthew zamanda geri giderek 1590 Londra'sına yolculuk ederler. Ancak kısa süre içinde geçmişin aslında güvenli bir sığınak olmadığını anlarlar. Bir şair ve Kraliçe'nin casusu olarak eski kimliğine geri dönen vampir, Gece Okulu adındaki, radikal grupla tekrar bir araya gelir. Aralarında oyun yazarı Christopher Marlowe ve matematikçi Thomas Harriot'ın da olduğu bu toplulukta kural tanımaz iblisler ve dönemin yaratıcı zihinleri vardır. Matthew ile Diana, Ashmole 782 el yazmasını ve genç kadına olağanüstü güçlerini nasıl kontrol edeceğini öğretecek olan cadıyı bulmak için birlikte Tudor Londra'sının altını üstüne getireceklerdir.
***
Herkese yeniden merhaba! Bugün sizlerle, Ruhlar üçlemesinin ikinci kitabı olan Gecenin Gölgesi yorumumu paylaşacağım.
Cadıların Keşfi yorumumda bahsettiğim gibi ( yorum için bir tık ) Ruhlar üçlemesi benim en sevdiğim serilerden biri. Detaylı anlatımı, tarihle bağlantılı olması ve harika kurgusuyla bu seri gerçekten harika. Cadıların Keşfi'yle beraber diğer kitaplar için harika bir beklenti içine girdim. İlk kitabı bu kadar harikaysa diğer kitaplar mükemmel olmalıydı. Hatta daha ilk kitaptan final kitabının ne kadar efsanevi olacağını düşünmeye bile başlamıştım.
Konuya ve yorumuma geçmeden önce ilk kitabı okumayanlar için küçük spoilerlar olabilir. Ama yine de merak etmeyin asla kitabın kilit noktalarıyla ilgili spoiler vermem; kitapla ilgili hiçbir şeyin bozulmasını istemiyorum.
Cadıların Keşfi'nde ana karakterlerimiz Diana ve Matthew'u zaman yürüyüşü yaparlarken bırakmıştık. Ashmole el yazmasını aramak ve Diana'nın büyü gücünü kullanabilmesini öğrenmek için 1590 Londrası'na gidiyorlar. Burada Matthew'un eski arkadaşlarıyla tanışıyorlar, de Clermont ailesi hakkında daha çok şey öğreniyorlar -de Clermont'lar hakkında daha söylemek istediğim çok şey var, o konuya da geleceğim- dönemin Kral ve Kraliçeleriyle tanışıyorlar ve belki de en önemlisi Diana kendi büyü gücüyle ilgili büyük gerçekleri öğreniyor.
Diana, 1590 Londra'sındaki bir kadın gibi yaşamaya çalışıyor. Matthew, yeniden eskiye dönmenin ve kaybettiği insanları yeniden görmenin getirdiği garip duygularla boğuşuyor.
Olaylar en genel hatlarıyla bu şekilde. Kitap genel olarak 5 kısımdan oluşuyor. Ve her bölümde apayrı karakterlerle tanışıyoruz. Önce bu karakter yoğunluğu beni korkuttu çünkü bu kadar çok karakteri tanıyıp, bu kadar sayfa içinde kimin kim olduğunu aklımda tutamayacağımı düşündüm. Ama bu konuda küçük bir yardımcınız var. Kitabın sonunda her kısımda karşımıza çıkan yeni karakterlerin isimleri ve kim olduklarına dair küçük notların bulunduğu bir bölüm var.
Gecenin Gölgesi'nin anlatımı Cadıların Keşfi'ne göre çok daha ağır. Karakterlere ve konuya bayılmama rağmen bu sefer ben de okurken bazı yerlerde zorlandım. Bunun sebebi, tarihi olayların ve kişilerin bu kitapta daha baskın olmasıydı. Ama yine de bu ağır anlatım sizi sıkmıyor -eğer bu tarz okumaya alışkınsanız, diğer türlü biraz sıkılabileceğinizi düşünüyorum-.
Diana'ya, tıpkı ilk kitaptaki gibi bayıldım! Okuduğum -açık ara farkla- en harika kadın karakter. Oldukça mantıklı, kendine güvenen ve güçlü bir karakter. Yaptığı her şeyin mantıklı bir açıklaması var ve kendisine saçma gelen hiçbir şeyi yapmıyor diyebilirim. Tek sinir olduğum nokta, bütün kitap boyunca -ilk kitapta dahil- dünyanın en mantıklı karakteri olmuşken neden kitabın sonunda dünyalar saçması bir şey yaptı? Neden, Diana? Spoiler olmaması adına ne bu olayı yaşadığı karakteri söylüyorum ne de olayla ilgili bilgi veriyorum. Yoksa bu konu hakkında sayfalarca şey yazabilirim.
Matthew ise tıpkı ilk kitaptaki gibi harikaydı! Okuduğum en harika erkek karakterlerden. Vampir olmanın ve yüzyıllardır yaşamanın getirdiği bütün duyguları yaşıyor ve Deborah bu duyguların hepsini okuyucuya çok güzel bir şekilde aktarıyor.
Diana ve Matthew dışında dediğim gibi bir sürü yeni karakterimiz var. Benim bunlar içinde en sevdiğim karakter Matthew'un yeğeni Gallowglass! Ya bu kadar ponçik bir vampir olamaz. O kadar harikaydı ki! (Sevdiğim karakterler hakkında hiçbir şey söyleyemiyor olmak da kötü tabii, buraya sürekli çok harika yazacağım sanırım.) Gallowglass, Gecenin Gölgesi'nde bana göre önemli karakterlerden biriydi. Ve umuyorum ki üçüncü kitapta da bayağı bir yer kaplar çünkü Gallowglass'ı okumayı çok fazla istiyorum.
Bir diğer çok sevdiğim karakter ise Philippe de Clermont! Philippe, Ysabeau'nun kocası ve de Clermont ailesinin başı. Diana ve Matthew 1590 Londra'sına geldikleri zaman Philippe'in onları çağırması üzerine Fransa'ya giderler. İşte Philippe de Clermont sevgim buradan sonra başlıyor. Bir yerden sonra Diana ile olan iletişimi, Matthew'a karşı olan duruşu. İnsandaki de Clermont sevgisini arttırıyor. Philippe'le ilgili bir diğer harika şey ise Ysabeau ile olan aşkları. Birbirlerine olayları haber verebilmek için -biri uzakta diğeri Fransa'dayken- kitap sırtlarına notlar sıkıştırmaları dünyanın en harika şeyi değil de ne? Daha harika olan şey şu; Ysabeau'ya geçmişten bir not göndermesi. Çıldırdığımı hatırlıyorum.
Ah Marcus'tan bahsetmeden olmaz! Marcus, Matthew'un oğlu. Zaten birinci kitabı okuyanlar ne kadar harika bir karakter olduğunu bilir. Gecenin Gölgesi'nde sadece bir bölümde gönlümün efendisi oluveriyor! Bir olaylar sonucu -amaç tamamen spoiler vermemek- Phoebe ile tanışıyorlar. Marcus'un Phoebe'ye olan tavrı... O kadar harikaydı ki. O bölümden hemen sonra küçük bir araştırmayla Phoebe'nin ve Marcus'un üçüncü kitapta olduğunu öğrendim. Umarım dünyalar tatlısı sahneleri vardır. Çünkü tıpkı Gallowglass'a olan hislerim gibi Phoebe ve Marcus'la ilgili de bir şeyler okumaya ihtiyacım var!
Bu kitapla birlikte sevmeye başladığım karakterler ve düşüncelerim bunlar. Şimdi, yorumuma geçeyim, bunun için aşırı derecede heyecanlıyım!
Kitap, harikaydı. Deborah Harkness'in anlatımına zaten ilk kitaptan bayılmıştım. Fantastik bir kitapla ilgili beklediğiniz her şey var. İkinci kitapta tam olması gerektiği gibiydi. Büyük beklentiyle başladığım Gecenin Gölgesi beklentimi karşılamakla kalmadı, üçüncü kitapla ilgili beklentimi daha da yükseltti.
Normalde okuduğum çoğu serinin final öncesi kitapları aşırı derecede ucu açık biter ve bir an önce almak isterim. Gecenin Gölgesi ucu açık bitmedi. Ama üçüncü kitap olan Hayat Kitabı, kendini aşırı derecede merak ettiriyor.
Final kitabında neler olacağı ile ilgili hiçbir fikrim yok. Yani tahminlerim var ama bu olay akışıyla ilgili değil de en sonuyla ilgili. Normalde karakterlerin ölmesini sevmem, sevdiğim karakterlere bir şey olursa aşırı derecede üzülürüm ama Ruhlar üçlemesinin final kitabında bazı karakterlerin öleceğini düşünüyorum. Hiçbir şekilde spoiler alamadım. Tumblra baktım, okuyucu yorumlarını okudum ama hiçbiri spoiler vermemiş. Kendimi tutup Hayat Kitabı'nın sonunda ne olacağını okuyarak öğrenmek zorunda kalacağım sanırım.
Gecenin Gölgesi, bu şekildeydi. Harikaydı, mükemmeldi, bayıldım. Bir sonraki kitap için sabırsızlanıyorum. En kısa sürede alacağım ve alır almaz okuyup bitireceğim sanırım bu merakla. Karakterleri ve kurgusuyla benim çok sevdiğim bir seri, eğer ağır anlatımlı kitaplar okumaya alışkınsanız ve fazla detay sizi sıkmayacaksa bu üçlemeye bir göz atın derim. Ama eğer detaylı ve ağır anlatımın sizi sıkacağını düşünüyorsanız ön okumalara falan bakıp o şekilde karar vermenizi öneririm.
Ruhlar üçlemesinin herhangi bir kitabını okuduysanız da benimle iletişime geçin çünkü bu seriyle ilgili birileriyle konuşmaya ihtiyacım var!
Puanım: 5/5!

8 Temmuz 2015 Çarşamba

Benim Uzak Yıldızım / Amie Kaufman & Meagan Spooner Kitap Yorumum

BENİM UZAK YILDIZIM
Özgün Adı: These Broken Stars
Yazar: Amie Kaufman & Meagan Spooner
Yayınevi: GO!
Goodreads Puanı: 3,96
Sayfa Sayısı: 519
Arka Kapak Yazısı: 
"O gecenin, devasa uzay gemisi Ikarus'taki diğer gecelerden hiçbir farkı yoktur. Ta ki o büyük felaket gerçekleşene ve Ikarus yakınlardaki bir gezegene düşene dek. Elli bin yolcu kapasiteli gemiden yalnızca iki kişi kurtulmuştur: Evrenin en zengin adamının kızı Lilac LaRoux ve genç bir savaş kahramanı olan Binabşı Tarver Merendsen.
Binbaşı Merendsen, Lilac gibi kızları insanın başına beladan başka bir şey getirmediklerini uzun zaman önce öğrenmiştir Lilac da, Tarver'ın kendi iyiliği için, onu kendisinden uzak tutması gerektiğinin farkındadı. Ama ıssızlığın ortasında hayatta kalabilmek için birbirlerine ihtiyaçları vardır. Açlık, soğuk ve vahşi hayvanlara bir de Lilac'ın duyduğu fısıltılar eklenince birbirlerine güvenmekten başka çareleri kalmaz. Ne var ki çok geçmeden onları birbirlerinin kollarına iten bu trajediden büyük bir aşk doğar. Artık kurtulup kendi gezegenlerinde bir ömür ayrı kalmaktansa düştükleri bu ıssız gezegende birlikte olmayı tercih ederler.
Ama her adımda onları takip eden gizemli fısıltıların ardındaki gerçeği öğrenmeleriyle her şey bir anda değişir. Lilac ile Tarver o gezegenden ayrılsalar bile artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır."
***
Herkese yeniden merhaba! Bugün sizlerle, ta Haziran başında bitirmiş olduğum, şu ana kadar -sanırım- yorumunu en çok geciktirdiğim kitap olan Benim Uzak Yıldızım'ın yorumunu paylaşacağım. Benim Uzak Yıldızım'ın yorumunun bu kadar gecikmesinin sebebi de sanırım şu sıralar kötü bir reading slump döneminde olmam. Cadıların Keşfi'nin ikinci kitabı olan Gecenin Gölgesi'ni okurken biraz reading slump illetine bulaşmış olabilirim ama şu anda gayet rahat okuyabiliyorum.
Neyse, gelelim Benim Uzak Yıldızım'a.
Benim Uzak Yıldızım, oldukça büyük bir uzay gemisi olan Ikarus'ta başlıyor. Hatta bu gemi o kadar büyük ki içinde neredeyse bir şehir kadar -belki kasaba, tam emin değilim- insan barındırıyor. Ikarus'taki sıradan bir gecede, baş karakterlerimizden Tarver Merendsen, diğer baş karakterimiz olan Lilac'ı görüyor ve ondan etkileniyor. Küçük bir sohbetleri oluyor ama sonra Lilac, Tarver'ı kendisinden uzaklaştırıyor çünkü babasının erkeklerle yakınlaşmasından hoşnut olmadığını biliyor ve Tarver'ı tehlikeye sokmak istemiyor. Ama görün bakın ki, o büyük uzay gemisi Ikarus yakınlardaki bir gezegene düşüyor. Ve sadece iki kişi bu kazadan sağ kurtulabiliyor. Lilac ve Tarver!
İkisi de Ikarus'ta aralarında yaşananlardan dolayı birbirlerine karşı bir ön yargı içindeler. Tarver, Lilac'ın gezegenin en zengin adamının kızı olduğu için şımarık ve düştükleri gezegende asla yaşayamayacağını düşünmektedir. Lilac da Tarver'ın iyiliği için onu kendisinden uzak tutmak zorunda olduğunun farkındadır. Ama maalesef koskoca bir gezegende sadece ikisi var, birbirlerinden ne kadar uzak kalabilirler, değil mi?
Kitabın ilk yarısı karakterlere alışabileceğiniz ve onları tanıyabileceğiniz bir şekilde daha durgun geçiyor. Tarver ve Lilac'ın birbirlerine karşı olan duvarlarında yavaş yavaş yıkılmalar oluyor. Ama ikinci yarıda her şey daha da güzelleşiyor. Lilac bazı fısıltılar duymaya başlıyor. Ve zaten bu fısıltılar sayesinde karakterlerimiz yavaş yavaş yakınlaşmaya da başlıyor. Ikarus'un enkazını arıyorlar ve bir şekilde, dışarıya yaşadıklarını ve kurtarılmayı beklediklerinin haberini vermeye çalışıyorlar.
Benim Uzak Yıldızım, genel olarak çok beğendiğim kitaplardan biri oldu. Kurgu harikaydı. Tarver da Lilac da en başlarda çok gıcık karakterler olsa da sonradan ikisini de çok fazla sevdim. Kitap bir bölüm Tarver'ın bir bölüm Lilac'ın bakış açısındandı. Bu da her iki karakterinde olaylar karşısında ve birbirlerine karşı neler düşündüklerini ve hissettiklerini okuyabilmemizi sağlıyordu.
Kitapla ilgili benim için iki sorun vardı.
Birincisi, her bölüm başında, sorgu olduğu ve soruları cevaplayan kişinin Tarver olduğunu anladığınız diyaloglar vardı. Bu diyaloglardan anladığım şey Lilac ve Tarver'ın gezegenden kurtarıldığı ve Tarver'ın sorguya alındığı oldu. Yani kitabın ta en başında spoiler yiyorsunuz. Sevgili Amie ve Meagan, başkalarının size spoiler verme riskini oldukça aza indirmiş oluyorlar. Kurtulup kurtulmadıkları dışında bu kitapla ilgili bana göre alınabilecek büyük bir spoiler yok. Onu da zaten kitabı okurken almış oluyorsunuz.
İkincisi sorun ise tam olarak anlayamadığım bir şekilde kitapta bir eksiklik görmüş olmam. Yani kitabı okudum, bitirip kapağını kapattım ve aklımda hala soru işaretleri kaldı. Giriş ve gelişme bölümlerinde anlatım bana göre harikaydı ve o kısımlarla ilgili hiçbir sorunum yok. Ama sonuç bölümüne doğru, anlatım biraz daha yavaşladı ve benim aklımdaki soru işaretleri artmaya başladı. Bunun sebebi belki de devam kitapları olacağından dolayıdır. Bu kitapta bazı soru işaretleri bırakıp diğer kitapta cevaplamak istemiş olabilirler ama diğer kitapta Lilac ve Tarver yok ki. Soru işaretlerimin cevaplanmasını istesem de, Lilac ve Tarver olmayacaksa, ne yapayım cevapları :'(
Benim Uzak Yıldızım Starbound isimli bir serinin ilk kitabı. İkinci kitabın adı This Shattered World. Ayrıca son olarak Their Fractured Light isimli bir kitap daha var. Lilac ve Tarver hakkında olmasa da ikinci kitabı çok fazla merak ediyorum. Çünkü tumblrdaki çalışmalar çoğunlukla ikinci kitapla ilgili. Ve gördüğüm alıntılar aşırı derecede harika. Eminim ki Go! bizi fazla bekletmeden ikinci kitabı çıkartır.
Benim Uzak Yıldızım, güzel bir kitaptı. Okurken çok fazla keyif aldım. Lilac ve Tarver'ın, geçirdiği değişim oldukça hoşuma gitti. Birbirleriyle olan iletişimleri ise ciddi anlamda harikaydı. Ama işte yukarıda bahsettiğim gibi iki tane hoşuma gitmeyen kısım oldu. Yine de herkese önerebileceğim bir kitap. Anlatım fazla ağır değil sizi sıkmıyor ama çerez bir kitap olacak kadar sade ve hafif de değil.
Puanım; 4/5
12.06.2016 GÜNCELLEMESİ:
Benim Uzak Yıldızım kitabını hafta başında tekrar okumaya başladım. İki gün içinde de bitirdim. Sonra tekrar yorumumu okuduğumda dedim ki ben neden bir puan kırdım bu kitaptan. Çünkü ikinci okuyuşumda kitaba kelimenin tam anlamıyla bayıldım. Aklıma tekrar blog yazma fikri gelse de bundan vazgeçip zaten var olan yazıyı küçük bir notla güncelleyeyim dedim.
Benim Uzak Yıldızım, ikinci okumamla beraber favori kitaplarım arasına girdi. Lilac ve Tarver'ın aşkını ilk okuyuşumda beğensem de ikincisin de daha da sevdim.
Bu sevdim kısmı daha da uzar gider. Sonuç olarak Benim Uzak Yıldızım herkese önerebileceğim kitaplardan.
Puanımı da güncelleyim: 5/5!

POPULAR POSTS