Sayısalcı Olmak Ya Da Olmamak + Birkaç Güzel Fotoğraf | Buralarda Yokken #2

Herkese yeniden merhaba! Bugün blogdaki farklı içeriklerden birisinin, ikinci postuyla karşınızdayım! Ağustos ayında, kitap okuyamadığım dönemlerde blogun boş kalmaması için 'Kitap okumadığım o süre boyunca neler yaptım acaba?' temalı yazılar paylaşmaya başlamıştım. Bugün de Eylül ayının sonundan beri blogda bir şey paylaşmadığım için ayrıca kitap da okuyamadığım için bu yazının vaktinin geldiğini düşündüm.
Kısa süre önce okul açıldı ve daha yeni açıldı diyemeden kendimi büyük bir yoğunluğun içinde buldum. Lise üçüncü sınıftayım ve sayısal seçtim, her yanım sayılarla&soru bankalarıyla&ödevlerle doldu! Daha okullar açılalı iki hafta olmasına rağmen, konular ağır denebilecek düzeyde ve eğer düzenli bir çalışma programı oluşturulmazsa, soru çözülmezse anlaşılmayacak tarzda konular. Bu da okuldan eve geldiğimde ders çalışmama sebep oluyor ve böyle olduğu içinde kitap okumaya fırsat bulamıyorum.
Şimdi, bu yazıyı daha eğlenceli bir hale getirmek istediğim için, sayısal sınıfımdan bahsetmeyi bırakmam gerek.
Blogda aktif olamadığım dönemde kitap okumaya çalıştım, evet. Hatta bir tane kitap bitirdim bile. Nehir Erdem'in Çiçek Kızlarını bitirdim lakin pek beğenmedim. Yazarın başka kitaplarını Wattpad'de okumuştum ve çok beğenmiştim ama Çiçek Kızlar benim için hayal kırıklığıydı. Zaten Goodreads hesabımda Çiçek Kızlar'la ilgili kısa bir yorum paylaşmıştım. Blog yorumu yazılabilecek bir kitap olduğunu düşünmüyorum çünkü kitap hakkında bahsedilecek bir şey yok. (Ayrıca blog ana sayfasının sağ tarafında Goodread'te paylaştığım yorumların&kitap okurken, kitaplardan yaptığım alıntıların göründüğü bir kutucuk var, ismime tıklayarak da Goodreads hesabımı daha detaylı görebilirsiniz. Burada yorum paylaşmasam bile orada bir şeyler paylaşmadan duramıyorum.) 

Çiçek Kızlar dışında, okullar açılmadan tatile gittiğimizde yanıma o meşhur Efsane'yi aldım. Yaptığım çılgınlık ise, 'Ya ben Efsane'yi bitiririm hemen, orada kitapsız kalmayayım Deha'yı da alayım!' demek oldu. Gerçek ise, bir haftada Efsane'nin yarısına bile gelememiş olmam. Hatta Efsane'yi daha bitiremedim bile. Yarım bıraktım, ilk yarısı beni pek etkileyemedi diyebilirim. Ama mutlaka bitireceğim, ilk kitabı beğenmesem bile seriyi okumalıymışım gibi hissediyorum. Zaten hep bu seriyi ya çok beğeneceğim, ya da beğenmeyeceğim, ortası olmayacak diyordum. Bir yerde de doğru düşünmüşüm diyebilirim.
Şu anda da All The Bright Places isimli kitabı okumaktayım. Zaten şu sıralar instagramda oldukça popülerleşen bir kitap. Ben de arkadaşım (instagram: @booktulia) ile birlikte okuyorum. 100lü sayfalarındayım şu an -keşke okul olmasa da bir günde bitirsem- ve kitap tek kelimeyle harika. Daha önce hiç İngilizce kitap okumamama rağmen dili beni pek fazla zorlamadı. Rahatça okuyabildiğim bir kitap. İngilizce seviyenize güveniyorsanız bence okunması gereken bir kitap. Sanırım yayın hakları Pegasus yayınları tarafından alınmış. Bu da oldukça iyi bir haber diye düşünüyorum.
Kitapları geçersek bu süre boyunca hiç dizi izlemedim diyebilirim. Sadece yeni sezonları başlayan dizilerimi izledim. Bir hafta kadar önce Once Upon A Time'ın beşinci sezonu başladı. Benim çok çok aşırı beğendiğim bir bölüm olmadı, dizinin daha harika bölümleri olmuştu ancak sezon açılışı için kötü bir bölüm sayılmazdı. Ayrıca birkaç hafta önce Doctor Who'nun da dokuzuncu sezonu başladı. Ancak bu sefer sezonu yazın veya sömestr tatilinde bir seferde izlemeyi planlıyorum. Bu akşam da favori dizilerimden biri olan Reign üçüncü sezon açılışını yapacak ve ben aşırı derecede heyecanlıyım.
Dizi demişken başladığı günden beri favorim olan bir dizimi de bu blog yazısıyla kayıtlara geçireyim; Güneşin Kızları! Ciddi anlamda benim için şu ana kadar ki en iyi Türk dizilerinden birisi. Karakterler, kurgu, oyuncular... Dizi benim için bütünüyle harika diyebilirim.
Ayrıca, Pretty Little Liars dizisinin Türk uyarlaması olarak Tatlı Küçük Yalancılar isminde bir dizimiz vardı ekranlarda. Kısa süre önce fınal yaptı. Ben de final yapan dizileri falan çok severim bu yüzden ilk iki bölümünü, okul açılmadan önce izlemiştim ve açıkçası bu diziye en başından objektif bakamadığım için kendime biraz kızdım. Gerçekten uyarlama bir dizi olarak objektif bakıldığında güzel bir yapımdı ama Pretty Little Liars etkisinde ve ön yargıyla izlediğinizde gerçekten asla beğenmeyeceğiniz bir dizi. Dayanamayıp final yaptıktan sonra finalin son sahnesini de izledim ve orada oynayan çoğu oyuncuyu başka dizilerde izleyebilmeyi diledim. Özellikle Açelya karakterini oynayan Beste Kökdemir'i başka bir dizide görmeyi aşırı derecede istiyorum, oyunculuğunu fazlasıyla beğendim özellikle finalde.
Yazıyı bitirmeden önce buraya birkaç şarkı bırakmak istiyorum. Şu sıralar yeniden ve yeniden dinlediğim şarkılar bunlar.
Vance Joy - Mess is Mine
Florence & The Machine - Seven Devils
Hozier - Cherry Wine
Bu şarkılar gerçekten oldukça harika şarkılar. Normalde şarkı önerisi yapmayı pek sevmesem de sanırım bu özelliğimi biraz yıkmam gerek.
Şu sıralar, yoğunluğumdan dolayı uzun uzun blog yazıları yazamıyorum maalesef ayrıca enerjimin de yüksek olduğu söylenemez. Bu yüzden çoğunlukla twitter'da aktif olabiliyorum. Twitter kullanıcı adım ise @vdeclermont Pazartesileri Güneşin Kızları'nı izlerken ve ders çalışırken, vektörler konusuna karşı olan nefretimi dile getirmek için twitter kullandığımı da belirtmem gerek.
Bir yazının daha sonuna gelmiş bulunmaktayız. Günlerim şu sıralar bu şekilde geçiyor diyebilirim. Umarım kısa süre içinde herhangi bir kitabı bitiririm de buraya güzel bir yorum yazarım çünkü ciddi anlamda kitap yorumu yazmayı özledim. Kısa süre sonra başka bir yazıda görüşmek üzere!        
Share:

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder