Hiçliğin Kıyısında / J. A. Redmerski Kitap Yorumum

HİÇLİĞİN KIYISINDA
Özgün Adı: The Edge of Never
Yazar: J. A. Redmerski
Yayınevi: Ephesus Yayınları
Goodreads Puanı: 4.31
Sayfa Sayısı: 467
Arka Kapak Yazısı:
"Yirmi yaşındaki Camryn, alışılmışın dışında bir yaşam tarzı düşlemektedir. Fakat başına gelen trajediler bu yaşamı kendisinden zorla çekip alınca, ilk bulduğu otobüse atlayarak varış noktasını bilmediği bir yolculuğa çıkar. Çıktığı bu kendini yeniden keşfetme yolculuğunda, kendisi gibi nereye gideceğini bilmeyen, Andrew Parrish adında biriyle tanışır. Fakat Andrew'un da bazı karanlık sırları vardır...
Andrew yolculukları esnasında Camryn'a kimseye bağlı kalmadan, içinden geldiği gibi yaşama, en derin ve kuytu arzularına teslim olma sanatını öğretir. Ancak Andrew'un ondan gizlediği sır yolun sonunda kendisini beklemektedir. Bu sır ikiliyi bir araya getirebilecek midir, yoksa onları sonsuza dek birbirlerinden ayrılmaya mı mahkum edecektir?"
***
Hepinize, Hiçliğin Kıyısında yorumum ile merhabaa!
Hiçliğin Kıyısında, belki de okuyan herkesin çok beğendiği, övgüler yağdırdığı, Goodreads'te iyi bir puana sahip olan bir kitap. Okuyan herkes övgüyle bahsedince ben de bayağı bir merak edip, kısa bir zaman içinde kitabı aldım. Yaklaşık olarak Ocak sonu gibi kitabı bitirdim; çok geç bir blog yazısı farkındayım, ama kitapla ilgili neredeyse her detayı hatırladığımı söyleyebilirim.
Şimdi kitabı okuyan herkesin yaptığı o 'harikaydı, mükemmeldi' yorumları arasında, benim bir adet 'hayal kırıklığıydı' yorumuma başlıyorum!
Hiçliğin Kıyısında'ya alır almaz başladım. Başları çok güzeldi, bunu net bir şekilde söyleyebilirim. Ana karakter Camryn'in o depresif ruh hali çok güzel anlatılmıştı. Hatta şu şekilde bir de alıntı paylaşayım;
"Depresyonda mesele sadece üzüntü değildi. Aslına bakarsanız üzüntünün konuyla pek az ilgisi vardı. Depresyon acının en saf haliydi ve herhangi bir şey hissedebilmek için her şeyi yapmaya hazırdım. Her türlü hisse razıydım. Acı insanın canını yakıyordu, ama başka hiçbir şey hissedemeyecek kadar acı çekmek, delireceğinizi sanmaya başladığınız noktaydı."
Belki kitap okuyan çoğu kişinin, okuduğu kitapta beğendiği, daha sonra hatırlamak istediği yerlere post-it koyma huyu vardır. Yukarıdaki alıntı da Hiçliğin Kıyısında'da post-it koyduğum ilk yerdi ve hala daha kitaplığımı düzenlerken falan kitabı alıp okuduğum yerdir, aşırı derecede hoşuma gidiyor.
Neyse, konumuza dönelim. Daha sonra, Camryn'in yolculuğu başlıyor. Ve bindiği otobüste Andrew'la tanışıyor. Nasıl tanıştıklarını falan söylemeyeceğim çünkü tanışmaları aşırı derecede güzeldi. İşte tanıştıktan ve yakınlaştıktan sonra birlikte yolculuk yapmaya başlıyorlar.
Andrew için aradığım beyefendi diyebilirim. Bir kere zümrüdanka kuşu dövmesi var ve Notebook'ta ağladığını kabul ediyor! Arkadaşlar, Notebook'ta ağlayan birisinden bahsediyoruz, Notebook'ta ben de ağlıyorum. Ve harika ötesi bir müzik zevki var sevgili Andrew'un. Bildiğim şarkıların kitapta geçmesine ayrı, yeni ve harika müzikler keşfettiğim için ayrı sevindim.
The Edge of Always (#2)
Evet, bu kadar övdüm biraz da daha ağır basan kötü taraflarına geçmek istiyorum.
Şimdi, kitapta bir yerden sonra cinsellik biraz fazla ön plana çıktı. Ben kitaplarda cinselliğin olmasından rahatsız oluyorum açıkçası. Hiçliğin Kıyısında'da bu bölümleri okumadan geçtim diyebilirim.
Diğer kötü taraflardan biri ise kitabın sonu aşırı derecede zorlamaydı. Yani, yazar sadece ikinci bir kitap yazabilmek için -evet, The Edge of Always, adından ikinci bir kitap var- zorlama ve iğrenç bir son yazmış. Yaşanan bütün olaylar göz önüne alındığında, Hiçliğin Kıyısında'ya yazarının yazdığının tam tersi bir son yakışırdı diye düşünüyorum.
Sonuç olarak Hiçliğin Kıyısında beğenmediğim bir kitap oldu. Keşke okumasaydım diyebileceğim kadar kötü değildi ama bana güzel birkaç şarkı ve Bad Company dışında bir şey katmadı.
Puanım; 2/5

Yorumlar

Popüler Yayınlar